06 Kasım 2016 14:25

Tabandan tavana... Sözün bittiği noktaya geldik...

Faruk Balıkçı, belediyesine kayyım atanmış, eş başkanları tutuklanmış, seçtikleri vekiller tutuklanmış Diyarbakır'ı yazdı.

Paylaş

Faruk BALIKÇI
Gazeteci

Geçtiğimiz hafta, aylardan beri  kesintisiz biçimde devam eden gözaltı ve tutuklamalarla Diyarbakır Eş Belediye Başkanları Gültan kışanak ve Fırat Anlı da eklendi. Üstelik Kışanak darbe komisyonuna ifade verdikten sonra Diyarbakır’a dönüyordu... gözaltına alındı, tutuklandı. Sonra, Kandıra Cezaevi’ne hapsedildi.

Belediye başkanları ve kent üzerine yazacağım bu yazıya başlamadan, bu kez HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte 12 milletvekilin gözaltına alındığı haberi düştü... kenti ölüm sessizliği sardı. İnternet yine kesildi. Adliyeye çıkan tüm yollar kapatıldı. Sokak ve caddelerde TOMA’lar, zırhlı araçlar konuşlandı. Cadde ve sokaklarda çelik yelekli, ellerinde uzun namlulu polisler kimlik kontrolü yapmaya başladı. 

Ahmet Kaya’nın “Diyarbakır etrafında tanklar var / Dört bir yanı kuşatmış ordular...” tarifini yaşıyor bu kent. Hava alanında başlayan zırhlı araç görüntüsü, polis bariyerleri ve zırhlı araçlarla korunan Büyükşehir ve Sur Belediyesi, sokak ve caddelerinde konuşlanan TOMA’ları, kentin en merkezi ve işlek caddelerinin bariyerlerle kapatılması kente dışarından gelen biri için “işgal” edilmiş bir kent görüntüsü yayıyor.

Aslında aylar öncesinde tabandan başlayarak ilçelerde partili partisiz gözaltı ve tutuklanma furyası yaşanıyor. İlçe belediye ve parti başkanları gözaltına alındı tutuklandı. Her sabah gözaltılar ile uyandık. Aylarca devam eden “siyasete gözaltı” furyasının son noktası ise  Diyarbakır’dı. Dört bir yanı kuşatılarak nefes alınamaz hale getirilen nüfusu bir milyondan fazla kentte belediye eş başkanlarının tutuklanmasının ardından sıranın Demirtaş ile birlikte HDP milletvekillerine geldiği konuşuluyordu. Yine kuşatılan kent bu kez tabandan tavana doğru HDP Eş Genel Başkanlarıyla birlikte milletvekillerinin gözaltına alındığı haberiyle güne uyandı. Ve artık söylenen tek söz: Sözün bittiği noktadayız.

Gözaltına alınan HDP’li milletvekillerinin yaptığı tek ve ortak savunma bana 12 Eylül darbesinde yapılan savunmayı hatırlattı. “Soracağınız hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur” sözleri 12 Eylül askeri darbesinde Diyarbakır’da yargılanan ve başta Kemal Pir’in askeri mahkemede, “Sizin mahkemenize inanmıyorum. Mahkemeye boşuna gidip geliyoruz. Bunun protesto etmek için mahkemenize bir daha çıkmayacağım ve ölüm orucuna başlıyorum” demesi, aradan geçen 36 yılda Kürt sorununda değişen bir noktaya gelmediğimizin askeri darbe yerine sivil darbenin aldığının sonucudur.

KENT ÖFKELİ AMA SESSİZ...

1990’lı yılları yaşayan biri olarak ‘yer altındaki devlet’ oluşturduğu gayri meşru oluşumlarla faili meçhul ve köy yakmalarla ünlüydü. Günümüzde yerüstüne çıkan devlet, köy yakma yerine açık şekilde Kürt kentlerini yok etme, faili meçhul cinayetlerin yerine gözaltı, tutuklama, kayyım, siyasete darbe aldı. Ve artık devlet görünür oldu. 1990’lı yıllar ile 2000’li yıllar arasındaki tek fark yüzünü göstermeyen devlet artık gerçek yüzünü gösteriyor.

Evet belediyesine kayyım atanmış, siyasetçileri tutuklanmış, kuşatılmış bir kentte kime dokunsan öfkeli…. Ama sessiz...

ÖNCEKİ HABER

Sanatın sansüre direniş serüveni

SONRAKİ HABER

"160 saat bateri çalma" rekoru için çalmaya başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa