Evrensel Kültür’e veda

Evrensel Kültür’e veda

Aydın Çubukçu Evrensel Kültür Dergisi'nin kapatılması ile ilgili yazdı

Aydın Çubukçu

Yeter! Yeter despotlar! Ah!

Barbarlık sürüyor, peki, felsefe protesto etsin. Kılıç azgınlaşıyor, uygarlık tiksinsin. On sekizinci yüzyıl, on dokuzuncu yüzyılın yardımına gelsin; öncellerimiz filozoflar, gerçeğin havarileridir, bu ünlü hayaletleri yardıma çağıralım; savaşlar düşleyen monarşilerin önünde, insanın yaşam hakkını, vicdanın özgürlük hakkını, aklın emeğini, emeğin kutsallığını, barışın iyiliğini ilan etsinler; ve taçlardan karanlık çıktığına göre, mezarlardan da aydınlık çıksın!1

Bir derginin demokrasi mücadelesi içindeki yeri, bazen onu tasarlayanların düşlerini aşacak kadar büyük olabilir. Evrensel Kültür, alçakgönüllülükle söyleyecek olursak, o kadar büyük bir yere sahip değildi. Her şeyden önce bir siyasi propaganda ve ajitasyon dergisi değildi. Belki, alışılmış ölçüler açısından bakılırsa, bir “sanat, edebiyat dergisi” de değildi. 

Doğduğu günlerde, 12 Eylül askeri darbesinin etkileri özellikle aydınlar ve sanatçılar üzerinde bir yıkım sonrasının ruh hali gibiydi. Toparlanmak, yeniden topluma seslenmek, yaratmak ve yeni bir hayat kurulabileceğine dair bir şeyler biriktirmek zamanıydı. Bir şeyler dediğimizde, her şeyden önce umut geliyordu. Sonra, bin yıllardır insan emeğinin bize miras bıraktığı engin kültürel zenginliğin üstüne yeni taşlar koyabilmek… 

Öyleyse, güncel sanat edebiyat ortamının olup bitenlerini aşan, biraz daha derinden, biraz daha geniş açıdan bakan bir dergi gerekiyordu. Öyle ki, hem geçmişi taşısın bugüne, hem bugünü yarına…

Öyleyse bu bir KÜLTÜR DERGİSİ olacaktı, adı da Evrensel Kültür olsundu!

Genel yayın planını da buna göre yaptık. Öyleyse her şeyden önce bütün insanlığın dünya çapındaki büyük kültür hazinesinin tanıtılmasına, geliştirilmesine ve gelecek kuşaklara aktarılmasına çalışacaktı. Özel olarak, Anadolu’nun binlerce yıllık birikimini, Anadolu tarihinin isyancı geleneklerini, halk kültürünün materyalist, halkçı, emekten yana özelliklerini araştırmalı, bu gelenekle günümüz mücadelesi arasında bağlar kurulmasına yardımcı olabilmeliydi. Bu amaçla, kendisini yalnızca sanatsal edebi ürünler yayımlamakla kısıtlamamalı, insan düşüncenin tarih boyunca geçirdiği gelişmeleri, din ve metafizik karşıtı felsefeleri, sanat ve edebiyat ürünlerini okuyucusuyla tanıştırmalıydı.

Elbette, bütün ezilen ve kırıma uğratılan halkların, tarihsel ve güncel kültürlerine özel önem vermeli,  ezilen din ve mezheplerin, demokratik hareketlerini izlemeli, incelemeli ve tanıtmalıydı. Yok edilmek istenen kültürel değerlere, tarihsel kalıntılara sahip çıkmalı, doğaya yönelmiş kapitalist kıyıma karşı koymalıydı. Elbette gözü yalnızca geçmişte değil, günümüzde de olmalıydı. Günümüz sanat ve edebiyatındaki ilerici girişimleri desteklemeli, sanat ve edebiyattaki gerici ve yoz eğilimlerle mücadele etmeliydi. 

Başlıca sanat dallarının yanı sıra, doğa bilimleri, felsefe, tarih, arkeoloji, matematik de derginin geniş kültür kavramı içinde değerlendirilmeli ve okuyucuya her düşünce ve eylem alanı arasında bağlar kurma imkanı vermeliydi. 

O zaman bir dergiden çok aylık yayınlanan özgür bir ansiklopedi gibi düşünülmeliydi. 

Ansiklopedi, Fransız Devrimi’nin düşünsel temellerini hazırlayan bir grup etkili aydının çabasıyla ilk yayımlandığında, insani etkinliğin bütün alanlarının “üniversal” bilgisini derleyip sunmalı amaçlıyordu. Özellikle emekçilerin kullandıkları aletleri, onların nasıl yapılabileceğini, küçük üretimin, zanaatların kapsamlı bilgisini vermeyi amaçlıyordu. Bunun yanında, tarih, din, sanat ve edebiyat, bilimler de bu büyük derlemede yer alıyordu. Ve hepsi, laik, materyalist bir perspektifle ele alınıyor, okuyucusun yalnızca pratik bilgiyle değil, bir dünya görüşüyle de donatıyordu. Elbette hem felsefi olarak diyalektik materyalizmin çok öncesinde olmanın eksikliklerini, hem de bilimsel ve teknik gelişmenin henüz emekleme sürecinde yazıyor olmanın ilkellikleri vardı; ama Ansiklopedistler, tümüyle tarihsel bir rol oynadıklarının bilincindeydiler ve bugün de geriye dönüp kendi geçmişimizin bir basamağı olarak saygıyla selamlıyorsak, işlerinin gereğini iyi yapmışlardı. 

Evrensel Kültür kendisine çizdiği yol haritasında ne kadar yol alabildi? 25 yılda bu hedefe biraz olsun yaklaşabildi mi? Buna okuyucusu karar versin. Derginin emekçileri olarak biz, eksiklerimizi, yanlışlarımızı biliyoruz; yüz yıl yaşasak yine de eksiklerimizi olacağını da biliyoruz. Ama okuyucunun derginin kapatılmasına verdiği tepkilerden anlıyoruz ki, yüzümüz kara değil! Kimi aydınlanmaya ve aydınlaşmaya bu aciz dergiyle başladığını yazıyor, kimi ilk şiirinin ya da öyküsünün ilk kez burada yayımlanmasından gurur duyuyor. Kimisi de, dostumuz Ali Aşkar gibi (bakınız fotoğraf) evinin direği yapıp yılların birikiminden kendisine özgü bir biçimde yararlanıyor!

Evrensel Kültür, yaptığı ya da yapamadığı, eksik bıraktığı ya da az çok tamamladığı her eylemiyle bu ülkenin hayatında önemli bir yer tuttu. SSCB ve “halk demokrasisi ülkeleri” yıkıldıktan sonra bütün dünyada eşi benzeri bulunmayan bir sosyalizm kültürü dergisi olarak 25 yıl yaşadı, öğrendi ve öğretti. 

Söylenecek daha çok sözümüz var, ve şimdilik Mevlana’nın sözleriyle veda ediyoruz:

Her gün bir yerden göçmek ne iyi 
Her gün bir yere konmak ne güzel 
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş 
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait 
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

1Voltaire, Candide, çev. Server Tanilli, resimleyen, Turhan Selçuk. Adam Yayınları, Nisan 2000, s. 253  

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Kasım 2016 15:38
www.evrensel.net