10 Temmuz 2016 04:09

Bir miktar temmuz sıcağı

Modern hayatlar yaşıyoruz. Kendimizi bu modern hayata göre kırpıp kurguluyoruz. Tatiller de bu modern hayata göre değişip dönüşüyor, bayramlar da.

Bir miktar temmuz sıcağı

Paylaş

Nilüfer ALTUNKAYA

Modern hayatlar yaşıyoruz. Kendimizi bu modern hayata göre kırpıp kurguluyoruz. Tatiller de bu modern hayata göre değişip dönüşüyor, bayramlar da.
Kurt Vonnegut, Galapagos adlı romanında günümüzden bir milyon yıl sonrasını modern hayat olarak adlandırır ve bir felaketler zinciri sonrası evrimleşen insanları anlatır. Artık büyük bir beyne ihtiyacı kalmayan insan türü bir milyon yıl öncesinin büyük beyinli insanının nasıl olur da bu kaosu yaratmak için elinden geleni ardına koymadığını anlayamaz. Şu an içinde yaşadığımız modern hayatın büyük beyinli insanları olarak bizim de anlayamadığımız şeyler ne çok değil mi? Belki de biz hâlâ modern öncesi hayatlarımızı modern hayatlar sanıyoruz. Kim bilir?
Postmodernizmi, modernizmden kopmamış bir evre olarak gören sosyologların görüşlerine kulak verirsek neden ‘öteki’ne hayatımızda yer veremediğimizi daha iyi anlarız belki. Ne yerel ne evrensel olamadık gitti. Tanımsızlık, amaçsızlık ideolojisizlik… Bir tuhaf baş dönmesi gibi. Herkesin hiçleştiği, hiçliğin herkesleştiği bir kimliksizlik çağını soluyoruz.
Bireysel özgürlük masalı bir modern hayat kurgusudur artık. Çılgınca tükettiklerinden var eder insan bu sanal özgürlüğü. Eğer bir toplumsal unsur olarak diğerleriyle rekabet halinde olmasaydık ne anlamı kalırdı bunca markanın? Alınıp satılan değerlerin, günü kurtarmanın, paranın, etiketin, statünün önünde eğilmenin bir bedeli vardır tabi. Kime dokunsan bin ah işitirsin. Çünkü kimse kendisi değildir. Başkalarının ona açtığı boşlukta var olmaya çalışmak insanı yorar. Ama maskeler ne renklidir değil mi?
Modern hayatın dayattığı kültürel kodlar bellidir oysa. İnsanı değerli kılan da değersizleştiren de bu sosyal rollerdir aslında. İnsanlar tarafından sevilmek ve saygı görmek için başarı odaklı olmak zorundasınız. Kredi kartlarının yetersiz bakiyelerine inat, orta sınıf tatminlerle avunmak zorundasınız.

İNSANIN EGOSU NELERE KADİR!

Çalışmak, daha çok çalışmak... Ama sadece çalışmak yetmez. Özellikle son yıllarda tanık olduğumuz sosyal ikiyüzlülük öyle boyutlara ulaşmış durumda ki dürüstlük aranan bir erdem olmaktan çoktan çıkmış gibidir. Çalışma hayatı mevcut iktidarın yönlendirdiği koca bir mobbing sahası oldu bile. İktidardan yana olmak hemen her kapının açılması demekken muhalif olmak her şekilde bir ötelenme nedenidir.
Korkuyla yönetilmek, kaygıyla yönlendirilmek mevcut yaşamınızı sürdürebilmeniz karşılığında yeterince susabilmekle eşdeğer hale gelmiştir. Gücü elinde bulunduran taraf zalimleşirken bireyler örgütsüzleşmekte ne yazık ki. Bütün bunlar da sosyal ilişkiler ağı içinde korkuyu işlevsel hale getirmektedir.
Sözünü ettiklerim modern hayatın bir bedeli olarak sırtlanmak zorunda kaldıklarımız mı yoksa coğrafyanın kadere dönüşmüş hali mi?
Bir ülkenin en büyük havaalanında patlayan bombanın neden olduğu bunca ölüm ardından yas tutmaya bile gerek duymadan, bir köprü açılışını siyasi zafer olarak kutlayan onlar ve bunları gördükçe öfkeden ne yapacağını şaşıran bizler. Ülkenin iç ve dış siyasetinde oynanan oyunları gördükçe geleceği kararan çocuklarımız adına yüklendiğimiz sorumluluğun bilinciyle çırpınan bizler. Kendi geleceğini kurtarmak için rant peşinde koşan, haksız kazanç yollarını aşındıran, yalana tapan onlar. Patlayan bombalarla, insanın içini sızlatan ölüm haberiyle, talan edilen kamu mallarıyla yanıp kavrulan bir ülkenin en zor zamanlarını soluyan bizler ve onlar. Siyah ve beyaz kadar karşıt iki kutup gibiyiz artık.
Kimsenin kimseyi karşılıksız sevmediği bir alış veriş ülkesinde gelenekselden moderne ne de hızlı koşuyoruz. En çığırtkan kapitalist zihniyetin güdümünde yoksulluğun kadere dönüştürüldüğü bir ahlaki yozluk. Dindar olmak mı din bezirganlığı yapmak mı daha kârlı sizce?!

MASKELERİMİZİ GÜNCELLEŞTİRMEMİZ YETERLİ

İnsan, düzene uyum sağlarken kendine gülümseyebilir mi?
Hepimiz birer sosyal medya hesabıyız artık ve birer selfi uzmanıyız ne de olsa. Maskelerimizi güncelleştirmemiz yeterli.
Modern hayatın paçalarımızdan yapışıp bizi aşağıya çekmeye çalıştığı sınır tam da burası. Kendi kendimizi kurguladığımız istenç ve özbilinçten ödün verdikçe azalıyoruz. Korkularımızın, kaygılarımızın, başkalarının bize dayattığı yaptırımların ürünü haline geliyoruz.
Ama yaz kısa sürüyor. Eriyip gidiyor zaman avuçlarımızda. Hep geç kalmanın, ertelemenin pişmanlığı kalıyor geriye.
Bu sefer geç kalmayın. Her şeyi bir kenara bırakıp sevdiğiniz bir şarkı açın. Kendinizi size dayatılan bunca karmaşık algının ötesinde duyumsayın. Tatil planlarınıza ruhunuza masaj yapmayı ekleyin. Sevdiğiniz yazarların romanlarını yeniden okuyun. Şiirden vazgeçmeyin. Biraz umarsız biraz duyarsız olmak zorundayız evet. Bu yüzden içinizde biriktirdiğiniz çığlıkları kahkahaya dönüştürün.
Tükettikleriniz yerine üretebildiklerinizi koymaya çalışın. Hecelenen bir şey değildir ki yaz. Modern hayatın bize sunduğu fırsatlarla avunmak için yolculuk kadar iyi bir bahanedir.
Tatil sadece deniz, kum, güneş falan değildir.Durmak, ince şeyleri düşünmek, doğayı duyumsamak, aşkla dolup taşmak, kendine yaklaşmak, özlediklerini selamlamak, sevgiyi çoğaltmak demektir.
Kirlenen çocuksu yanlarımızı arındırmak, yeniden o saf hallerimize doğru yürümek, doğanın sesine kavuşmak…
En büyük güç sevgi ve barıştan yana olmaktır. Biz bu yüzden güçlü olan tarafız.
Uzak adalar, yakın yalnızlıklar, bir miktar temmuz sıcağı, biraz nostalji diliyorum hepimize.

ÖNCEKİ HABER

Turizm cennetinde sınır yoktur!

SONRAKİ HABER

Akar: Bedelli askerlikten 9 milyar 533 milyon lira gelir elde edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa