Barış görüşmelerinde Kolombiya’nın ‘FARK’ı

Barış görüşmelerinde Kolombiya’nın ‘FARK’ı

Kolombiya sürecinin bu konuda bize gösterdiği yol açıktır: Sorun muhataplarıyla konuşarak çözülür.

Yusuf KARATAŞ

Kolombiya’da aralarındaki savaş 50 yılı aşkın bir süre devam eden Kolombiya hükümeti ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçler (FARC) 23 Haziran’da ‘barış anlaşması’ imzaladı.  Kolombiya’da 2012 Şubat’ında başlayan müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanması, ister istemez ülkemizde 2013’te başlayan ve 2015’te Erdoğan’ın masayı devirmesiyle sona eren devlet ve Kürt hareketi arasındaki görüşme süreciyle bir karşılaştırma yapmayı akıllara getiriyor.
Kolombiya’da 1949’da başlayan iç savaş döneminde 300 bin ve FARC’ın ortaya çıktığı 1964’ten bu yana 220 bin kişinin yaşamını yitirdiği çok daha kanlı ve zor bir süreçten geçilerek anlaşma yapılabilmişken bizdeki süreç neden başarısızlığa uğradı?
Bu sorunun cevabını aramak, geçmişin bir muhasebesini yapmak için değil ama olası yeni bir sürecin hangi koşullarda ve nasıl başlaması/yürütülmesi gerektiğini görmek/göstermek bakımından gereklidir.
Kolombiya görüşmeleri ve ülkemizdeki “çözüm süreci”ni birbirinden ayıran ilk önemli nokta muhataplık sorununa yaklaşımdır.
Kolombiya’da sorunun tarafları olan Kolombiya hükümeti ve FARC arasında doğrudan görüşmeler yapılarak süreç çözüme doğru ilerletilmiştir. Ülkemizde devlet en baştan 30 yılı aşkın savaşın tarafı olan PKK/KCK ile doğrudan görüşmeleri reddetmiştir. “Örgütün özel hapishanede tutulan lideri” (Öcalan) ile “devletin istihbarat örgütünün” (MİT) gizli görüşmeleri üzerinden sürecin ilerletilmeye çalışılması, silahlı güçlerin geri çekilmesi adımından başlayarak haklı bir güvensizliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Daha açık ifade etmek gerekirse devletin/Erdoğan iktidarının “çözüm süreci”ni Öcalan ve MİT arasında yapılan ve içeriği kamuoyuna açıklanmayan gizli görüşmeler süreci olarak yürütmesi, iktidarın bu süreci istediği/işine geldiği gibi kullanma zeminini yarattı. Ve zaten sürecin aleyhine işlediğini gördüğünde masayı devirmesine yol açtı.
Bu sürece ana muhalefet partisinin (CHP) yaklaşımı da devletin-Erdoğan iktidarının işini kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır. CHP lideri Kılıçdaroğlu, soruna en doğru yaklaşımı ortaya koyma iddiasıyla “terör örgütüyle pazarlık olmaz. Sorunun çözüm yeri meclistir” argümanını öne sürmüştür. Oysa yaldızını kazıdığınızda “muhatapsız çözüm” den başka anlama gelmeyen bu yaklaşım, belirttiğimiz gibi iktidarın süreci işine geldiği gibi kullanmasını kolaylaştırmıştır.
Kolombiya sürecinin bu konuda bize gösterdiği yol açıktır: Sorun muhataplarıyla konuşarak çözülür. Meclis ise, muhatabın yerini almaz/alamaz; aksine taraflar arasında varılacak anlaşmaya bağlı olarak sosyal politikalar, yüzleşme ve hakikat, siyasal sürece katılım vb. alanlarda yasal düzenlemeler yapılması sürecinde devreye girer.
Kolombiya sürecinde olan ama ülkemizdeki süreçte iktidarın ısrarla engellediği bir diğer önemli nokta, şeffaflık ve sürecin toplumsallaşması yönünde atılması gereken adımlar olmuştur. Kolombiya’da tarafların çözüm için talep ve beklentileri açıkça müzakere edilmiş ve yapılan görüşmelerde bu konuda ne kadar yol alındığı/alınamadığı düzenli olarak toplumla paylaşılmıştır. Başka bir deyişle toplum da çözüm sürecinin içinde yer almıştır-ki yapılan kamuoyu araştırmaları Kolombiya’da toplumun yüzde 85’inin barış istediğini ortaya koymaktadır.
Ülkemizdeki görüşme süreci ise, devlet-Erdoğan iktidarı tarafından en başından gizli-kapaklı bir süreç olarak yürütüldü. İki buçuk yıla yakın devam eden görüşmeler boyunca Kürt hareketinin çözüm için taleplerinin ne olduğu ve bu taleplere devletin nasıl yaklaştığı  konusunda Şubat 2015’te açıklanmasının hemen ardından Erdoğan tarafından reddedilen ‘Dolmabahçe Deklerasyonu’nu saymazsak, kamuoyuna yapılmış tek bir açıklama yoktur. Aksine iktidar görüşme sürecini kamuoyuna Kürt sorununun çözümünün değil, “terör örgütüne silah bıraktırmanın süreci” olarak sundu. Ve gelinen yerde sürecin şeffaf yürütülmemesi ve toplumun sürecin dışında bırakılması, devletin çözümü Kürt hareketinin engellediği propagandasının ve savaşı tırmandırma politikasının halkın geniş kesimleri üzerinde yeniden etkili olabilmesinde rol oynadı.
Son olarak sürecin gözlemciler eşliğinde sürdürülmesi; “üçüncü göz” meselesine değinmek gerekiyor. Kolombiya hükümeti ve FARC arasında önce Oslo’da ve sonra Havana’da sürdürülen görüşmelerde Küba ve Norveç garantör, Venezuela ve Şili ise gözlemci olarak yer almıştır. Bizde ise Erdoğan, Kürt hareketinin görüşmelerin gözlemci güçler eşliğinde yapılması önerisini  “milli meselemizi kendi içimizde çözeriz” diyerek reddetmiştir.
Bitirmeden şunu da belirtmek gerekiyor: Bizdeki sürecin yerini savaşa bırakmasının en önemli nedeni, daha en başından Erdoğan iktidarının görüşme sürecini Rojava kantonlarını yıkmak ve içeride kendi çözümünü dayatmak üzerine kurgulamış olmasıdır-ki gelişmelerin bu kurgunun aksi yönde cereyan etmesi, masanın devrilip savaşın başlatılmasına yol açmıştır. Fakat bundan çıkarılacak sonuç kimilerinin sandığı/iddia ettiği gibi Kürt hareketinin devletle-Erdoğan iktidarı ile görüşerek yanlış yaptığı değildir. Aksine, geriye dönüp baktığımızda yaşanan süreç Kürt hareketi ile ülkedeki barış ve demokrasi güçlerinin, devleti-Erdoğan iktidarını sorunun muhataplarıyla müzakere edildiği demokratik barışçıl bir çözüme zorlama konusunda nerelerde eksik/yetersiz kalındığını düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla Kolombiya gibi dünya deneyimlerinden öğrenerek ülke gericiliğinin savaş ve baskı politikalarına karşı demokrasi ve barış mücadelesini büyütmek bugün ülkenin geleceği bakımından hayati bir önem kazanmıştır. Ve elbette ülkenin iktidar tarafından felakete sürüklendiği böylesi bir süreçte aklı başında hiçbir sosyal-demokrat, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi bugün zaten askeri ve siyasi alanda Kürt hareketine karşı ‘topyekûn bir savaş’  açmış olan iktidara, “niye Kürt hareketiyle görüştün?” diye dava açmaz. Aksine ülke böylesine bir yol ayrımına gelmişken aklı başında her sosyal-demokrat, ülkede barış ve demokrasi diye kaygısı olan herkes için savaş ve dikta rejimine karşı birleşik mücadelenin içinde yer almaktan başka çıkış yolu yoktur.

www.evrensel.net