Midyat’ta iki kadın

Midyat’ta iki kadın

Aslında der ki ezel-ebed benim çocuklar Harvard’a Nefizeler cepheye gidecek...

Mehmet TARHAN

Şerife Özden Sütçü Kalmış. 31 yaşında. Evli. Eşi Hüseyin Kalmış da kendisi gibi polis memuru. Kastamonulu. Altı aylık hamile. Midyat’ta polis karakolunun önündeki kulübede nöbetteydi. Üç yıl eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün koruma ekibinde çalışmış, Hayrünisa Gül’ün yakın korumalığını yapmıştı. Cenazesi Kastamonu’nun Araç kasabasındaki Vali Enis Yeter Stadı’ndan kaldırıldı. Namazını imam olan kayınpederi kıldırdı. Törene yaklaşık 8.000 kişi katıldı stadda.
Şerife Özden Sütçü Kalmış’ın hakkındaki bilgiler bu kadar gazetelerde. Bir de gülen bir fotoğrafı. Erdoğan’ın çocuk yapmayan kadını yarım ilan ettiği günlerde hamile bir kadının cenazesi. Şerife’nin cemaatçi ilan edildiği için kapı nöbetinde görevlendirildiği yönünde iddialar var. Ailesinden bir açıklama gelmedikçe doğru mudur, yanlış mıdır bilemeyiz. Öyle ya da böyle Şerife Özden Sütçü Kalmış ve bebeği bu savaşın en ön cephesine sürüldüler. Bir yıldır ülkeyi kan gölüne çevirenler bir stadyum cenaze töreninin bu gerçeğin üzerini kapatmaya, ellerindeki kanı gizlemeye yeteceğini düşünüyor olmalılar.
Aynı nöbet kulübesinde bir kadın daha vardı. Nefize Özsoy. 32 yaşında. Evli o da. Bir kızı var 4 yaşında; Eylül Elif. 6 yıllık polis memuru. Onun da kocası polis memuru. Eşi Cumhur Özsoy 6 ay kadar önce yaralanmış ve Kırklareli’ne tayin edilmiş sonrasında. 2007 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden mezun olmuş sınıf öğretmeni yani ilkokul öğretmeni olarak. Nefize Özsoy’un hakkındaki bilgiler de bundan ibaret. Okul yıllığından kepli bir fotoğrafı ile elinde silahıyla kahkaha attığı bir fotoğrafını gördüm bir de. Silahlı fotoğrafında bir polis memurundan çok bir dizi oyuncusu gibi görünüyordu. Kim bilir belki de isterdi.
Yüzbinlerce öğretmen açığına rağmen atanmamış öğretmenlerden Nefize. Birkaç yıl atanmayı bekledikten sonra umudunu kaybetmiş ve işsizlik canına tak etmiş olmalı ki polis memuru olmuş. Boşanmayı önleme komisyonu kuran hükümet döneminde eşinden ayrı bir şekilde yaşamaya zorlanıyordu; tayinleri aynı yere bile alınmamıştı. Kızı Eylül Elif’e babası değil polis ve psikologlar söylemiş annesinin artık hayatta olmadığını. Bütün sosyal politikasını “Aile” üzerine kurmuş efendiler bu konuda ne düşünür bilinmez.
Şerife ve Nefize’nin hikayeleri elbette medyaya yansıyan kadar kuru değil. Fakat bu kadarı bile üzerine düşünmeye değer. Polislerle evli iki kadın polis. Bu bir gelenek sanki. Bizde öyle kurgulanmıştır kastlar. Öğretmenlerle evlenen öğretmenler, bankacılarla evlenen bankacılar, doktorlarla evlenen doktorlar, polislerle evlenen polisler. 30’lu yaşlarında birisi henüz anne adayı, diğeri tek çocuklu bir anne. Tam zamanlı işleri hatta oldukça; belki daha doğrusu öldükçe kutsanan bir işleri var. Kapıda nöbette olduklarına göre öyle masabaşı, geri planda bir iş de değil. Herkesin kendi günahı boynuna; polis olmaktan mütevellit ne yaptılar bilmiyorum ama yüzlerine; üniformasız fotoğraflarına baktığımda çok tanıdık geliyorlar. Bu iktidarın normalde sevmediği az çocuklu/çocuksuz kadınlar bu iktidarın savaşında hayatlarını kaybettiler.
Ben hayatım boyunca zengin birinin ya da mesela bir doktorun, avukatın çocuğunun polis olduğunu görmedim. Şerife ve Nefize’nin anne babası ne iş yapardı bilmiyorum ama kalıbımı basarım ki en iyi ihtimalle aç olmadıkları için kendilerini orta halli zanneden yoksullardır. Bu iki kadın için bir maaşa sahip olmak muhtemel ki açlık sınırında dolaşmaktan kurtulmak demekti. Aynı zamanda bir nebze de olsa bağımsızlık demekti. Aynı kasttan olsa bile belki kendi eşlerini seçebilme şansıydı. Yoksa çocuklar dışında hiç kimseden duymadım polis olmak istediğini. Polis dediğin enikonu yoksulların çocuklarından devşirilmiş lejyonlar demek. Bunu akrabalarının, çocukluk arkadaşlarının yarısından fazlası polis, uzman çavuş olmuş biri olarak biliyorum. Hepsi de kendi ebeveynlerinden daha iyi bir gelire sahip şu anda.
Memleketin zaten matah olmayan eğitim sistemi hallaç pamuğu gibi atılırken yüzbinlerce öğretmen işsizliğe ya da sözleşmeli köleliğe, asgari ücret etmeyen maaşlara hem de güvencesiz olarak mahkum edildi. Nefize gibi binlerce belki onbinlerce atanamayan öğretmen polis oldu. Binlerce başka meslek sahibi üniversite mezunu da. “Devlet herkese iş vermek zorunda değil” diyen bakanların ülkesi burası. Devletin herkesin kendi işini yapabilmesini sağlama sorumluluğu olduğunu hatırlatmak faydasız. Çünkü bu devletin meslek sahibi bağımsız yurttaşlara değil, lejyonlara ihtiyacı var. Kendi kızı Harvard Üniversitesi’ne gider, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği mezunu Nefize Midyat’a nöbete. Öldüğünde cenazesine katılıp bu savaşın ezel-ebed süreceğini ilan eder. Aslında der ki ezel-ebed benim çocuklar Harvard’a Nefizeler cepheye gidecek. Benim kızın düğününde yüzmilyonlarca takı toplanırken, Nefizelerin çocukları babalarından bile ayrı yaşayacak. Benim için PÖH olacaklar, JÖH olacaklar, katil olacaklar, işkenceci olacaklar. Çok sıkışırsam onların kurbanları için bir gün özür diler, onları yargılar işin içinden çıkıveririm. O zamana kadar onlar öldükçe, karınlarındaki bebeden de cenazedeki gözü yaşlı sabiden de oy devşiririm.
Peki bu iki kadın neden oradaydılar? İktidara göre dirileri hiç de muteber olmayan bu iki kadın ne uğruna canlarından oldular? Hamasetle üzeri örtülmeden tartışabilirsek belki bir gün barışabiliriz de.

www.evrensel.net
ETİKETLER Mehmet Tarhan