29 Mayıs 2016 12:52

Festİval

3 – 28 Mayıs tarihlerinde İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının düzenlediği Uluslararası 20.Tiyatro Festivalinde 32 oyun 18 yan etkinlik gerçekleşti.

Paylaş

Ebru Nihan CELKAN*

“Kelimeler durumlar yaratır, birşeyleri çalıştırırlar, birşeyleri değiştirirler. 
Konuşanı ve duyanı dönüştürürler; enerjiyi ileri ve geri beslerler ve arttırırlar. 
Anlayışı veya duyguyu ileri ve geri beslerler ve arttırırlar.”
Ursula K. Le Guin

Vatan uzun zamandır derin sessizliğe, koyu bir griliğe gömüldü. Sağlıklı bir zeminde konuşmak, anlaşmak, diyalog kurmak neredeyse imkansız. Bu iletişimin gerçekleşeceği zeminler yasaklarla veya yaratılan korku psikolojisiyle ortadan kaldırılıyor. İnsanların diğer insanlarla bir araya gelmesi muhtemel her fırsat umarsızca berhava ediliyor. Oysa bu alan daraltmaların faydası yok, tarih bu hadsiz müdahalelerin er ya da geç ağır mağlubiyetler yaşadığı örneklerle dolu. Her türlü engele rağmen insan insana ulaşır. Meramı başka insanlara ulaşmak, umudu çoğaltmak olanlar için her bir araya gelme zemini türlü imkanlara olanak sağlar. Mayıs ayı İstanbul’da yaşayanlar için bu olanağın iki önemli festival sayesinde çoğaldığı bir zaman oldu. 

3 – 28 Mayıs tarihlerinde İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının düzenlediği Uluslararası 20.Tiyatro Festivalinde 32 oyun 18 yan etkinlik gerçekleşirken, 9 – 19 Mayıs tarihlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunun 32. Genç Günler kapsamında 99 oyun sahnelendi. İKSV festival süresince tiyatro grupları haricinde yazar, dramaturg, yapımcı, çevirmen, eleştirmen yaklaşık 70 kişilik yabancı misafiri İstanbul’da konuk etti. Türkiyeli yazarların, oyuncuların, yapımcıların dünyaya açılması için diyalog alanları oluşmasını sağladı. Çeşitli söyleşilerde İKSV yetkilileri festival süresince karşılarına çıkan en sıkıntılı durumun teknik altyapı yetersizliği, dünya standartlarını karşılayan salon sayısının azlığı olduğunu belirttiler. 

FESTİVAL NEYE YARAR?

Her iki festivalin özelinde festivallerin şehir ve şehri paylaşan insanlar için önemini düşünüyorum. Coğrafyamızda yaşadığımız koşulları göz önünde bulundurduğumuzda festivallerin sadece sanatsal ve/veya kültürel bir işlevden çok daha fazlasını üstlendiğini gözlemlemek mümkün. Merkezi, tek sesli, renksiz egemen anlatının her kanaldan kendini buz gibi dayattığı bir dönemde farklı seslerin, anlatıların, renklerin olduğunu anımsatması bile festivallerin görünmeyen değeri üzerine düşünmeyi anlamlı kılar. 

Sinemadan farklı olarak burada ve şimdi gerçekleşen tiyatro oyunu sayesinde abluka altına alındığımız düşüncelerden uzaklaşır, başka anlatılara, başka hikayelere arada hiçbir yabancılaştırıcı unsur olmadan ulaşabilirsiniz. Bir oyunu izlemek için sokağa çıkmak, hayata karışmak, fuayede insanlarla göz göze gelmek, yan yana oturmak ve bir aradalığı deneyimlemek gerekir. Festivaller bu deneyimi bazen bir hafta, on gün bazen bir ay boyunca aralıksız ve günün farklı zaman dilimlerinde yaşamak için fırsattır. 

Tiyatro, baskın dilin tüm iletişim kanallarını kullanarak rencide ettiği adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan, hak, paylaşım, mutluluk gibi temel insani kavram ve evrensel ilkeleri zihnimizde tekrar oluşturmamıza imkan sağlar. Adaleti hayal etmekte zorlandığımız bir zamanda bir oyun bize adaletin ne olduğunu hatırlatabilir, hafızamızdan ısrarla silinmeye çalışılan dostluk, arkadaşlık, bir arada yaşama ideali gibi kavramların hala olduğu yerde durduğunu fakat zamanın kötücül dili ve yarattığı atmosfer sebebiyle zihnimizin bu kavramlardan uzaklaştırıldığını fark edebiliriz.

NEYİ DAHA İYİ YAPABİLİRİZ?

Festival kültürü inşa etmeye yardımcı olur, festival başka kültürlerle tanışmaya iletişime geçmeye yardımcı olur fakat bugünlerde bizim için daha da önemlisi beraber ortak bir heyecanı paylaşmanıza aracı olması. Uzun zamandır ortak bir sevinci, heyecanı, mutluluğu yaşayamıyoruz. Bir oyunu hiç tanımadığın insanlarla beraber izlemenin, yan yana gelmenin yarattığı bir değer var. Bu değeri daha geniş kitlelere yaymak, toplumun farklı katmanları arasında önce iletişime sonra diyaloğa dönecek bir ortam yaratmak festivaller aracılığıyla da mümkün. Farklı toplumsal katmanların bir araya gelmesiyle nasıl bir yaşam alanı kurulabileceğini Gezi Parkında tecrübe ettik. Bunu tekrar deneyimlemek ve belki de hayatımızın gerçeği haline getirmek için festival kapsamındaki etkinliklerin özellikle farklı gelir gruplarındaki insanların katılmasını kolaylaştıracak şekilde organize edilmesi üzerinde hassasiyetle çalışılması gereken bir konu. Festivalin kamusal alana yayılması, üniversiteler, belediyeler, sivil toplum örgütleri gibi farklı kesimlerin katkısının artması festivali el birliğiyle büyütmeyi sağlayabilir. Festivalin bu şekilde çoğalması tiyatronun kolektif yaklaşımına, ayrımcılığı yıkan ve insana direk dokunan ruhuna yakışır. 

Yurtdışından gelecek grupların başta güvenlik endişeleri olmak üzere kaygılarını bertaraf eden, yerli yapımlara destek olan, içinde bulunduğumuz zorlu koşullara rağmen Uluslararası Tiyatro festivalinin gerçekleşmesini sağlayan İKSV ekibi ve emeği geçen herkes konuşmanın, diyaloğun ve biraradalığın önünü açmıştır. 

Kesif sessizliklerin salık verildiği bu günlerde bu konuşma alanlarının genişlemesini, bizi yan yana getiren, dönüştüren festivallerin şehrin ve toplumun geniş alanlarına yayılmasını ve şehri kucaklamasını umuyorum. 

*Oyun Yazarı
 

ÖNCEKİ HABER

Ibikus’un turnaları Gezi’nin hayaline göz kırpıyor

SONRAKİ HABER

CHP'li Bakan'dan Bilgi Edinme Kanunu'nda değişiklik talep etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa