Kışkırtıcı ‘Üryan’

Kışkırtıcı ‘Üryan’

Metin Aydın'ın yeni yayımlanan şiir kitabı “Üryan”ı okurla paylaşmak için epey beklediği söylenebilir.

Vecdi ERBAY

Metin Aydın, 2000’li yılların ilk yarınsında Dicle Üniversitesi’nde öğrenciyken şiir dosyasını fotokopiyle çoğaltıp kitap haline getirmişti. “Kırmızı” adını verdiği kitabı günlerce Diyarbakır sokaklarında dağıtmış ve hem şiiri hem şairi sokağa davet eylemi gerçekleştirmişti. “Kırmızı” ve daha çok söz konusu eylem basında da yer almıştı.

O zamandan bu yana mümkün olduğunca izliyorum Metin Aydın’ın yazdıklarını. Yayınevinden çıkmış şiir kitabını beklerken, önce “Biblo Hayat” (Babil Yay.) adını verdiği bir deneme kitabıyla çıktı okurun karşısına. Dolayısıyla yeni yayımlanan şiir kitabı “Üryan”ı okurla paylaşmak için epey beklediği söylenebilir.

“Biblo Hayat” hâlâ güncel birçok mesele için okuru tartışmaya çağıran metinleri bir araya getiriyordu. Yazıların kışkırtıcı, yer yer alaycı ve incitici dili, “Üryan”daki şiirlerde de gösteriyor kendisini. “Lâl” şiirinde dile gelen duygu, kışkırtıcılığın nedeninin ipuçlarını veriyor: “velev ki öleceğim/kalmasın kınında sözcüklerim/artık bildiği kadar cenge/tutuşsun tek tek dizelerim./dilimin dağlanışı/diyeti susku olan/çıkmalı kınından sözcüklerim/ölü doğacak yoksa şiirim.” Şiirinin apaçık olması, duygusunu ve düşüncesini çağrışımlarla örtük anlatmak yerine üryan sergilemesinin gerekçesini de anlatıyor “Lâl” şiiri. 

Birysel varoluş kaygılarına, cinsellikten azade olmayan aşka ve siyasal sorunlara da yine aynı sakınmasız dille dokunuyor şiirlerinde. “sevişsek/ama durmaksızın sevişsek/sonra…/sonrası yok!” 

KÜRT OLMA HALİ

Yasakların, çatışmaların, var olma mücadelesinin içinde doğup büyümenin, bir ‘Kürt olma hali’ yarattığı kuşkusuz. Bu Kürt olma halinin her Kürt yazarda/şairde başka biçimde zuhur ettiği de malum. Metin Aydın “Bir Kâğıt Sanki” şiirinde şöyle dile getiriyor bu hali: “kaçamazdık… naçardık… kalakaldık…/çığlığında mahsur kaldığımız kürt kapanında.” Aynı duygu “Hercai” şiirinde, dilindeki öfkenin nedeni olarak çıkar karşımıza: “heykelini kırmış bir pagansa hüznü ellerimin/sefası sürülmemiş bir ummana teşnedir ömrüm.//kaybolduğum gözlerine hercai aşklar emziren ben/körkütük ve nesepsiz acılara kambur//ah!.. lanetini taşıdığım halkım kadar öfke dilim.” Sonra, bir başka şiirde, şöyle diyecektir: “ayaküstü hüzünler değil bunlar/zor dikiş tutar bu yara/serde kürtlük varsa.” 

Bu dizelerdeki hüzün, öfke ve acı bilgisi, bir ömrün biriktirdiklerinden el alıyor. Ve an geliyor, kimi acılarla başa çıkmanın belki de tek yolu olan “biz”e sesleniyor. Êzîdilerin Şengal’de uğradığı son kıyamı anlatan şiirde Metin Aydın, etnik, inanç, siyasal ve benzeri kimlikleri bir kenara bırakarak insan/şair olarak çağrıda bulunuyor biz’e: “artık öldürülmesin (y)ezidiler!/biz ölelim öldürüldükleri her yerde.”

Söyleyecek sözü, tartışılmaya değer bulduğu itirazları, tespitleri ve yargıları var Metin Aydın’ın. Sözcük seçerken ve dize kurarken ‘şairane’ bir tutumu benimsememiş olması da, sanırım bu nedenle. Soru sormayı ve sorduğu soruyu üstüne alınan muhatabın canını yakmayı tercih ediyor: “sizden daha iyi bir mezar kazıyıcısı var mı?” 

www.evrensel.net