09 Mart 2016 04:54

Özel İstihdam Büroları ve kiralık işçilik: Amaç işçilerin tüm yaşamını denetim altına almak

Paylaş

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*

AKP Hükümeti, gece vakti kümeslere girip tavukları boğan ve yumurtalarını alarak etrafı tarumar eden ve sinsi özellikleri ile tanınan sansarlar gibi, en olmadık zamanlarda işçi ve emekçilerin haklarını elinden almak ve yaşamlarını altüst etmek için gece gündüz çalışıyor.

Uzunca bir süredir “Taşeron işçilerin sorunlarını çözeceğiz” diyerek kıdem tazminatı fonunun kurulması için olmadık hamleler yapan hükümet, önümüzdeki dönem yapacağı yasal değişiklikler ile taşeron işçi çalıştırmanın kapsamının genişletilmesi başta olmak üzere, kiralık işçilik, evden çalışma, uzaktan çalışma vb. gibi, sansarları bile gölgede bırakacak bir sinsilikle, esnek ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmanın hesaplarını yapıyor.

Hükümetin “Ulusal İstihdam Strateji Belgesi” ile gündeme getirilen işçi kiralama şirketleri ya da “modern amele pazarı” olarak adlandırılan özel istihdam bürolarının kurulmasına yönelik yasa taslağı TBMM gündemine getirildi. Taslağa göre, asıl işçinin doğum ve askerlik iznine ayrılması; mevsimlik tarım işleri ve ev hizmetlerinin yanı sıra “İşletmenin iş hacminin öngörülemeyen ölçüde artması” durumunda “kiralık işçi” çalıştırmanın önü açılıyor. Bir işyerinde çalıştırılacak kiralık işçi sayısının toplam işçi sayısının dörtte birini aşamayacağı belirtilirken, toplam işyerlerinin yüzde 86’sını oluşturan ve işçi sayısı 10 ve altında olan işyerlerinde bu sınırlamanın dikkate alınmaması öngörülüyor.

Kiralık işçilerin çalıştırılacağı sürenin, doğum izni ve askerlik dolayısıyla işe alımlarda asıl işçi işe dönünceye kadar devam etmesi öngörülürken, mevsimlik tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde bu sürenin süresiz olması düzenlenirken, diğer durumlarda 4 ay çalıştırılması, fakat dört aylık sürenin bitiminden itibaren, kiralık işçi sözleşmesinin 8 ayı geçmemek üzere iki defa yenilenmesi ve bu şekilde 12 aya kadar çalıştırılabilmesinin önü açılıyor. Yasa tasarısına göre, kiralık işçi, sadece özel istihdam büroları aracılığıyla “geçici iş ilişkisi” sözleşmesi imzalamak suretiyle çalıştırılabilecek. Kamu kurumlarıyla yer altı maden işlerinde ve grev-lokavt uygulanan işyerlerinde kiralık işçi çalıştırılamayacak.

İŞÇİ SİMSARLIĞI

Özel istihdam bürolarının kurulması, istihdam aracılık faaliyetlerinin kamunun tekelinden çıkarılarak “serbestleşmesi”, başka bir ifade ile işçi simsarlığının yasal hale gelmesi anlamına gelmektedir. Taşeron sisteminin yaygınlaşması ile doğrudan bağlantılı olarak gündeme getirilen ve işçilerin özel istihdam büroları aracılığıyla patronlara kiralanmasının sayısız olumsuzlukları vardır. Özel istihdam büroları, her ne kadar işçilere “iş bulan” ve bunun karşılığında komisyon alan kurumlar olarak sunulsa da, yapıları ve işleyişleri itibariyle bu kurumları modern işçi simsarları olarak tanımlamak mümkündür.
İstihdam gibi önemli bir konunun kamunun yetkisinde olmasındaki temel amaç, işsizlerin en zor zamanlarında işçi simsarlarının eline düşerek işsizlik durumunun istismar edilmesinin önlenmesidir. İşsizliğin yoğun olduğu ülkelerde ve ekonomilerde, zaman içinde işsizlerin içinde bulundukları durumdan faydalanan ve bu durum üzerinden kazanç sağlamak isteyen kişi ve kurumlar ortaya çıkmıştır. Diğer yandan çalışma hakkının bir insan hakkı olarak kabul edildiği ve öteden beri sembolik de olsa anayasalarda yer aldığı dikkate alındığında, istihdam aracılık hizmetleri özellikle “refah devleti” döneminde kâr amacı güden özel kişilere bırakılmak istenmemiştir. Bu nedenle istihdam hizmetinin bir kamu hizmeti olarak algılanıp kamu tekelinde sürdürülmesi kapitalizmin refah devleti döneminin bir gereği olarak ortaya çıkmış ve uygulanmıştır.

TAKIM ELBİSELİ İŞÇİ SİMSARLARI

Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) göre, özel istihdam büroları, özel hukukun koruması altında ve belirli bir sözleşme çerçevesinde, bir ücret ya da komisyon karşılığında iş gücü piyasasında iş arayanlarla, iş gücü arayanlar arasında aracılık hizmeti sağlayan, ağırlıklı olarak kâr amacıyla çalışan kuruluşlardır. Özel istihdam bürolarının faaliyetleri arasında, işsizlerin iş bulmalarına yardımcı olmak ve çalışmakta olanları geleceğin iş koşullarına hazırlamaya yönelik eğitim programları da yer almaktadır.*

4857 sayılı İş Kanunu ve 4904 Ssayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu istihdam aracılık hizmetinde kamu tekeli kaldırılmak istenmiştir. Yapılan düzenleme ile kamu istihdam kurumu yanında özel istihdam bürolarına da izin verileceği ve bu iki kurumsal yapının birbirini tamamlayıcı bir şeklide çalışacağı öngörülmüştür. Ancak bu iki kurumsal yapılanmanın ne derece birbirini tamamlayarak çalışacağı, iş gücünün bu yapı içerisinde nasıl bir konuma sahip olacağı belli değildir.

Özel istihdam bürolarının, bugün İŞKUR’un yaptığı gibi işçi ile işvereni bir araya getirip işçiye iş, işverene de işçi bulma işlevinin dışında, bu görevine ek olarak “İşverenlere kiralık işçi verme” işini yapması ve bunun karşılığında patronlardan komisyon alması öngörülmektedir. Üstelik özel istihdam bürolarının iş, işyeri ya da sektör kısıtlaması olmaksızın istedikleri gibi işçi kiralamakla yetkili olması istenmektedir. 5-10 metrekarelik bürolarda takım elbiseli işçi simsarlarının işçileri, “modern ücretli köleler” olarak patronlara kiralaması istihdamın yapısında büyük alt oluşlar yaşanmasını gündeme getirecektir.

Özel istihdam büroları, tıpkı taşeron şirketler gibi, yüzlerce işçiyi kendi bünyesine alıp fabrikalara kiraya verebilecektir. İşçileri çalışmak üzere gönderdiği fabrikalardan “belge karşılığı” para alacak ve bunun bir kısmını, muhtemelen en fazla asgari ücret kadarını, işçilere ödeyerek geri kalanını kendisi alacaktır.

(*) Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 34 sayılı Sözleşmesi ile bu tip büroların belli bir süre içinde kapatılması, ancak belli meslek kolları için bazı büroların çalışabileceği öngörülmüştür. Bir sonraki sözleşmesinde (96 sayılı Sözleşme) ise büroların çalışmasına ilişkin bir düzenleme yapmış ve son olarak 181 sayılı Sözleşme ile çalışma ilişkilerinde yaşanan “yeni” gelişmelerin etkisi ile ortaya çıkan esnek istihdam şekillerinin belli bir düzen içinde yürümesi amacıyla özel istihdam bürolarını ayrıntılı bir şekilde düzenleyen bir sözleşme onaylamıştır.

KİRALIK İŞÇİLİK SINIRSIZ KULLANILACAK

Türkiye’de 1475 sayılı daha önceki İş Kanunu’nun 83. ve 84. maddelerine göre “İşe aracılık etme, bir kamu görevi olarak devletçe ve ücretsiz olarak yapılır” ifadesi yer almıştır. Bu görev de, kamu adına, 1946 tarihli ve 4837 sayılı Kanun’la kurulan İş ve İşçi Bulma Kurumuna verilmiştir. 85. maddeye göre, işçilere iş ve işlere işçi bulmak için kazanç amacıyla olsun ya da olmasın faaliyet gösterilmesi, çalışılması veya büro açılması yasaklanmıştır.

Çalışma ilişkileri açısından patronların kendi ihtiyacı için doğrudan doğruya işçi temin etmesi ya da bu yolda çalışması ya da bir kimsenin kendisine iş temini için bizzat faaliyet göstermesi yasaklanmış değildir. Burada yasak olan, bu yolda komisyon karşılığı aracılık (simsarlık) yapılması ve bunun üzerinden kazanç elde edilmesidir.

İş Yasası’nın geçici iş ilişkisini düzenleyen 7. maddesinde yapılacak değişiklikle geçici iş ilişkisinin tanımı değiştirilecektir. Özel istihdam bürosu, her yönden kendi elemanı olan bir işçiyi geçici olarak başka bir patrona kiralayacak ve bunun karşılığında belli bir komisyon alacaktır. İşçinin herhangi bir nedenle iş görme edinimini yerine getirememesi durumunda (Örneğin işçinin grevde olması, askere gitmesi vb.) veya işletmenin iş hacminin artması durumunda özel istihdam bürolarından işçi kiralanabilecektir. Tıpkı taşeron uygulamasında olduğu gibi işçileri kiralayanlar, işçinin ücretini özel istihdam bürosuna verecektir. Özel istihdam bürosu, aracılık komisyonunu ve diğer masrafları düştükten sonra kalan parayı taşeron şirketlerin yaptığı gibi, kiralık işçiye ödeyecektir.

Yapılması düşünülen düzenleme ile yüzün üzerinde işçi çalıştıran işletmelerde çalışan işçi sayısının yüzde 20’si kadar işçi kiralanabilecektir. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 92’sini oluşturan ve hepsi 100’ün altında işçi çalıştıran küçük ve orta ölçekli işletmelerde işçi kiralamaya hiçbir sınır getirilmiyor olması dikkat çekicidir.

Özel istihdam büroları üzerinden işsizlere yönelik “danışmanlık hizmeti” ile “geçici işçilik düzenlemesi” kalıcı hale getirilerek, 8 saat ya da tam zamanlı çalışmanın sadece küçük bir azınlık için geçerli olmasının hesapları yapılmaktadır. Böylece patronlar, iş gücü maliyetlerini dert etmeksizin işçileri “piyasa koşullarına göre” istediği zaman, canı istediği kadar çalıştıracak, ihtiyacı kalmayınca da hiçbir maliyet üstlenmeden kapının önüne koyabilecektir.

‘BİR GÜN BİZ DE KİRALIK İŞÇİ OLABİLİRİZ’ KORKUSUYLA...

İşçiler fabrikalarda çalışıyor olsa bile, işyerlerinin çalıştıkları fabrika değil, kayıtlı oldukları özel istihdam büroları olacak olması beraberinde çok sayıda sorun getirecektir. İşçilerin sigortaları yatmaz, ücretlerini alamazlarsa şikayet edecekleri, haklarını arayacakları yer yine özel istihdam büroları olacaktır. Eğer alabilirlerse ihbar ve kıdem tazminatlarını çalıştıkları işyerinden değil, kayıtlı oldukları özel istihdam bürolarından alabileceklerdir.

Özel istihdam bürosuna bağlı olarak bir fabrika ya da işyerinde çalışan işçiler sendikalaşmak isterlerse, bugün olduğu gibi fabrikada çalışan işçi sayısına göre değil, özel istihdam bürosunun kiraladığı toplam işçi sayısına göre örgütlenmek zorunda kalacak olmaları başka bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Uzunca bir süredir hem özel, hem de kamu istihdamında taşeronlaştırmanın hızla yaygınlaştığı bilinmektedir. Belediyeler, hastane ve okullar başta olmak üzere kamunun bütün alanlarında çeşitli işler için “geçici işçi” çalıştırma uygulaması sürdürülmektedir. İşçilerle değil, taşeron şirketlerle “Dışarıdan hizmet satın alma” şeklinde sözleşmeler yapılması, kiralık işçilik uygulaması ile bu durumun daha da yaygınlaşması tehlikesini beraberinde getirmektedir.

Özel istihdam büroları, tıpkı bugünün taşeron şirketleri gibi oluşturulacaktır. Ancak, mevcut mevzuatta taşeron işçilere karşı asıl işveren de hukuken taşeronla birlikte sorumlu kabul edilmektedir. Bu sorunu aşmak için özel istihdam büroları üzerinden kiralanan işçilere karşı asıl işverenin en küçük bir sorumluluğu olmayacağını tahmin etmek zor değildir. Hatta denilebilir ki, özel istihdam büroları üzerinden kiralık işçilik sistemine geçilmesi durumunda, taşeron şirket bünyesinde çalışanlar bile, kendilerini özel istihdam bürosuna bağlı olarak “kiralanan” işçilerden daha “şanslı” sayabilecektir.

Kiralık işçi sayısı toplam işçi sayısının belli bir yüzdesi kadar olacak ve bu durum işyerinde çalışan diğer işçiler için her fırsatta bir tehdit aracı olarak kullanılabilecektir. İşçilerin, “Birgün biz de kiralık işçi olabiliriz” korkusu ile çalışıp, her an işten çıkarılma baskısı ile çalışacak olmaları, onların gerek haklarını aramaları, gerekse bunun için örgütlenmelerini büyük ölçüde engelleyebilecektir.

İşyerinde “asıl işçi” “kiralık işçi” gibi ayrımların ortaya çıkması, bugün bir benzeri kadrolu-sözleşmeli-taşeron vb. gibi farklı istihdam edilen işçilerde olduğu gibi, işçiler arasında rekabeti arttıracak, bunun sonucunda patronların işçilerin tüm yaşamını denetim altına alma ve işçilerin ortak taleplerle birleşmelerini engelleme olanakları genişleyecektir.

ÇİN VE TAYLAND GİBİ ÜLKELERLE YARIŞMAK

Hükümet, istihdam yapısını ve çalışma yaşamını altüst edecek olan bu düzenlemeleri hayata geçirir ve bu tehditler karşısında güçlü, kitlesel ve sonuç alıcı bir tepki örgütlenemez ise önümüzdeki dönemde işçilerin büyük bölümünün, sanayi kapitalizmi öncesinde olduğu gibi, patronların ‘zincirli köleleri’ olarak çalıştırılması, Türkiye’nin bu anlamda çalışma koşulları açısından Çin ve Tayland gibi ülkelerle yarışır hale gelmesi kaçınılmaz.  

İşçi sınıfı kendi içinde rekabete itilerek ne kadar parçalanmış ve zayıflatılmış, sınıf bilinci ne kadar geriletilmiş olursa olsun, hükümetiyle, patronlarıyla sermaye güçlerinin attığı her adımda daha da artan sınıf çelişkilerinin derinleşmesini engelleyemiyorlar. Bu durum, işyerlerinde yıllardır arttırılan rekabet ortamına rağmen, tıpkı metal işçilerinin yaptığı gibi birlikte, omuz omuza hareket etmelerini, yaratılan rekabet ve her türlü bölme girişimlerine karşı işçilerin birliği, dayanışması ve örgütlü mücadelesinin tek kurtuluş yolu olduğu gerçeğini unutmamak gerektiğini gösteriyor.

* Eğitim Sen Eğitim Uzmanı/Çalışma Ekonomisi Doktoru/e-mail: [email protected]

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Real Madrid ve Wolfsburg çeyrek finalde

SONRAKİ HABER

Dersim’deki kurultaydan çağrı: Tarım, hayvancılık ve çevre mücadelesi birlikte olmalı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa