Klavyeden her şey için konuşan Sebastianlar var

Klavyeden her şey için konuşan Sebastianlar var

Ezgi GÖRGÜ

‘İletişim çağındayız’ sözünü bangır bangır duyarken, son çıkan akıllı telefonun bir başkasıyla ilişki kurmakta sınırsız olanaklar sunduğunu, yine son model akıllı televizyonlardan izlerken en yakınımızla nasıl görüşüyoruz? Onunla konuşuyor muyuz yoksa elimizde telefon tvit mi atıyoruz? İletişim çağında iletişimsiz kaldık, bunu kabul edelim ve derin bir nefes alalım. 

Hannah ve Sebastian ile Magdalena ve Roman’ın aralarındaki bir anlaşma gereği evlerini değiş tokuş yapıyorlar. Bu değişim sırasında yaşananlar ise karakterlerin açmazlarını önümüze seriyor. Seviyoruz ve Hiç Birşey Bilmiyoruz oyununda Sebastian’ı canlandıran Sermet Yeşil’le bir erkeklik sorgulaması da olan oyunu konuştuk; Yeşil, Sebastianlaştırma tehlikesini anlatırken ‘Oyundaki kadınlar bir karar veriyor, eyleme geçiyorlar artık, durmuyorlar’ diyor. İzlerken saatimize bakmadığımızı söyleyebiliriz.

Oyunun yazarı Moritz Rinke, Alman bir yazar. Oyunu Türkiye’de yazıyor, burada yaşayanlar üzerinden karakterlerini oluşturup bir mekan kuruyor sahnede. Siz de Türkiye’de yaşayan aynı nesilden bir birey olarak yazarın okumalarını, karakterlerini nasıl buldunuz? 
Oyunun ilk gösterimine geldi yazar. Çok konuşkan, yetenekli, genç ve duyarlı bir yazar Moritz Rinke. Biraz zor bu bakışı yakalayabilmek, bir Türk aydını olarak Almanya’da olup bitene ya da bir Alman aydını olarak Türkiye’de olup bitene böyle bir mesafeden bakmak biraz zor. Oyun yazarlığının ya da sanatçılığın getirdiği bir şey. Daha rahat kendini ifade edebiliyor. Hatta prömiyer günü şöyle bir şey oldu; Rinke’nin yanındaki arkadaşlarından biri Türk’tü ve “Sebastian karakterini benden esinlenerek yazdı” dedi. O gün oyunu izleyememişti o ama “başka bir gün geleceğim mutlaka” demişti. Ben de ona “İzleyin ama çok iyi biri değilsiniz büyük ihtimalle, gerçekten sizden esinlenip yazdıysa karakterinizde problem var” dedim. Sonra kızmayın bana” dedim. İzledi mi bilmiyorum. (Gülüyor) 

Siz kafanızda Sebastian’ı nasıl kurdunuz?
6 ay kötü entelektüellerle, kahvelerde buluşup onlarla sohbet ettim demeyeceğim tabi (Gülüyor). Ama politik biriyim, 38 yaşımdayım ve benim de görüp geçirdiğim pek çok şey oldu. Ve böyle arkadaşlarım da oldu. Çok karşılaşılabilecek bir karakter Sebastian. Onu bir model olarak almak çok doğru değil. Önce oradan kaçmaya çalıştım açıkçası. Biz Kemal abiyle de bunu çok sıkı tartıştık, konuştuk. Hatta en çok üstünde durduğumuz şey buydu.  Seyircinin onunla bir empati kurmasını istemiyoruz diye başladık yola. Evet onun gibi düşünüyor olabiliriz ama o doğru bir karakter değil. Bu, sürekli oturduğu yerden konuş konuş konuş... ama hiçbir şey yapmama şimdi çok moda. 

'BİZ KENDİMİZ ONLARI SEBASTİAN YAPIYORUZ'

Karakterin aynı zamanda bir aydın tutumunu da simgeliyor. Bu bakımdan eleştirisi nedir oyunun? 
Herkesin kendi seçimi. Ara Güler de bir seçim yaptı, Orhan Pamuk da keza Yaşar Kemal de bir sürü seçim yaptı. Onun için doğru yerde durmak gerekiyor, olduğu yerden laf söylemek bana biraz Sebastiancılık geliyor. Sebastianlar etrafımda çok var. Mesele şu ki onları alıp bir  prototip olarak sahneye taşımak çok işime gelmiyor. Önce kendi içimdeki Sebastian’ı keşfedip ben nasıl davranırım üzerinden çıkıp sonra onu diğer rol modelleriyle bezeye bezeye, ince ince dokuyunca bir hale getirebiliyorsun. Bu hem gerçekliğini ve inandırıcılığını yitirmiyor, hem de  eleştirel olabiliyor oyuncu için. Mesela şimdilerde herhangi bir sosyal paylaşım sitesinde, klavyesinin başında Türkiye’de olup biten her şey için konuşan bir sürü Sebastian var. Ama bu senin seçimlerinle ilgili, sen görürsen var, o yüzden biz kendimiz onları Sebastian yapıyoruz. Biraz da buradan bakmak lazım. 

‘OYUNDAKİ KADINLAR BİR KARAR VERİYOR, EYLEME GEÇİYORLAR ARTIK, DURMUYORLAR’

Oyunun erkeklik sorgulamaları da çok güçlü. Yazar bir röportajında da kadınların iç dünyasına değinme konusunda kendine güvendiğini belirterek kadınların yeni bir dil oluşturduğunu ifade etmişti. Bu dile dair siz ne dersiniz?
Hikaye reelde 7-8 saat içinde oluyor; iki çift bir evin içinde bir süre geçirmek zorunda kalıyorlar; bütün egolar, çatışmalar, erkeklik, kadınlık, cinsellik, bilgi, birikim, para, kapitalizm, aşk her şey tartışılıyor, bir sürü şey çarpışıyor. Ama yeni bir hayata başlayan sadece kadınlar oluyor, doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız olsun kadın oluyor. Kadın bu anlamda oyunun kendi içinde de çok önemli bir yerde duruyor yazar için. Finali hep bu çizgi üzerinden kurgulamış; erkekler, Sebastian da Roman da oldukları yerden devam ediyorlar sanki hiçbir şey yaşamamışlar gibi. Bu hem ikiyüzlülük hem de gerçekten korkmak, ondan kaçmak gibi algılanabilir, bence böyle yorumlanması gerekir. Tabi bunu biz ne kadar başardık ya da başarmadık seyircinin takdiri. Ama oyundaki kadınlar bir karar veriyor, eyleme geçiyorlar artık, durmuyorlar. 

'DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKSE KADINLAR DEĞİŞTİRECEK'

Sebastian ve Roman’ın ya da hayatımızda yer alan erkeklerin kaçtıkları şeylerle yüzleşmelerini engelleyen ne?
Bence kendi egoları. Bu çağın insanı olarak bir beyaz yakalılık var her ikisinde de. Biraz da gerçek hayattan kopuklar. Biri dünyada olup bitenlerden, hayattan ne kadar uzaklaştığını fark etmeden uzaya uydu fırlatıyor. Seçimlerin neticesi olarak zaten böyle bir hale gelmiş Roman. Sebastian için de aynı şekilde bir seçimin ürünü var. O da bütün hayatını evinde oturup ölmüş yazarların eserlerini okuyarak geçiriyor, sosyalist kendince ve ne derler burnunu kapıdan dışarı çıkartıp insanlarla sosyalleşmek yerine yalnızlaşmış bir hayat yaşıyor. Bunu netten, tvden, izlediği porno filmlere bağlayacak, onlarla dünyayı algılayacak kadar, onunla sınıfsal problemleri çözecek kadar da saplantılı yerde duruyor. Bunu değiştirmek için de bundan bir adım geri adım atmıyor. Kadınlarsa ne olursa olsun  yeni bir karar alıp devam ediyor. Bu belki üretkenliğin “dünyayı, hayatı, bir canlıyı” dünyaya getirecek kadar bir başarı sahibi olmanın genetik olarak verdiği bir hisle de olabilir. Belki bunu erkek bir yazar kadınları gözleyerek başarıyla anlatmış da olabilir ama yine de bu ne olursa şu sonucu değiştirmiyor. Oyunun ana cümlelerinden biri de bu, “dünyayı değiştirecekse kadınlar değiştirecek” diyor. Bu benim için önemli. Oyunda buna yönelim var. 

Oyundaki erkek karakterlerin gerçek hayatta değdiği, kadınlarla kurduğu bağlar da dahil, kendinden başka birine bir şey yapmama, yararlı olmama halleri bir süre sonra kendilerine dönüp körleşmeye sebep oluyor. Bu bir süre sonra etkisizleşmeye, değiştirmemeye başlamıyor mu?
Bir dengesi yok, bu yaptıklarım bir yere ulaşıyor mu ulaşmıyor mu? Yaptığı işlerle para kazanmıyor, “bilgi bilene zarar verirse o müthiş bir şeydir” demiştir Sophokles, Oidipus’un annesini öğrenmek için ısrar etmesi karşısında. Bu anlamda Sebastian’da bilgi artık zararlı bir hale gelmiş, bu kadar öğrenmek ve pratiğe dökmemek zararlı hale geliyor. Sebastiancılığın böyle de bir tavrı var, bir süre o kadar bilgiyi işe yarar bir hale çevirmediğin için kendi hayatını kemirip duruyorsun.  

Sebastian bunu oturduğu yerden lanetler, bunun neden olduğuna dair bir sürü tarihsel, bilimsel, arketip hayvan modelleri ile, Darwinci bir bakış açısıyla ölçebilir, erkekliğin aslında bir hastalık gibi yayıldığını oturduğu yerden anlatabilir. Ama eşiyle, sevgilisiyle, annesiyle, etrafında bulunan kadınlarla kurduğu ilişkide büyük bir ihtimalle çuvallar. Çünkü gerçek bir ilişki yaşamaz bu tarz sebastianlar. Bu yazarla ilgili bir açılım, Cem Yılmaz’ın esprisi gibi kadınlarda sorun yaratan parçalar çıkarılmış gibi yani, öyle parçaları var iki karakterin de, ikisi de onlar üzerinden yürüyor, daha ciddi ve derin düşünemiyor erkek karakterler, bu hem komik hem de fantastik ama beni sebastianlaştırmadan buna önlem almam lazım. Bu kadar biliyor olmak, burnunun dibinde olan erkek durumuna fiziki olarak ses çıkarmamak, oturduğun yerden ahkâm kesmek... Bunun benim için hiçbir anlamı yok. Biraz sert oldu bu Sebastian için ama böyle. 

KUMPANYA GİBİ RENKLİ RENKLİ BİR ŞEYLER GÖRMELİ İNSANLAR

Sizi bir komedide izlemek epey keyifliydi ve oyuncu olarak bambaşka bir Sermet Yeşil’le de karşılaşmış olduk. 
Bence daha iyi, çok keyifli bir şey komedi oynamak. Ülke o kadar gergin ve stresli halde ki hem oyuncu olarak hem de oynamak istediğim kitleye, halka yani biraz daha rahat nefes aldırabilmek için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. Yarı kapalı bir akıl hastanesi gibi bir hale geliyor memleket, o yüzden kumpanya gibi renkli bir şeyler görmesi gerekiyor insanların ki algısı biraz hafiflesin. Ben ihtiyaç duyuyorum Sermet Yeşil olarak, ki ben onu çalışırken kafam dağılsın, neşeleneyim, azıcık eleştiri yapabileyim aptal saptal şeyler üzerine. Hayatta gördüğüm Sebastianların yüzüne karşı  söyleyemediğim ne varsa “Ne kadar 5 para etmez heriflersiniz siz” diyerek haykırmak istiyorum. Bunu karakterim üzerinden ve komik bir dille söylemek hoşuma gidiyor. Yoksa bir yanım eksik kalacak gibi hissediyorum. 

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Mart 2016 14:24
www.evrensel.net