#kirlimedya savaşın suç ortağı!

#kirlimedya savaşın suç ortağı!

Medya 90’lı yıllarda genelkurmayın verdiği brifinglerle hizaya getirilir, haberler tek bir kalıptan çıkardı. Şimdi bu brifinglere bile gerek kalmadı.

Yusuf KARATAŞ

“Terör”, “operasyon”, “bomba”, “gözaltı”, “şehit”, “bayrak”…Hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “suç makinesi” olarak gösterdiği gazetemiz Evrensel ve Gündem’le birlikte birkaç gazeteyi saymazsak bütün medya tek sesli bir savaş korosuna dönüştü. Sadece AKP’nin tetikçisi olan havuz medyası değil; dün AKP Hükümeti ve Erdoğan’a karşı duran liberal, ulusalcı, milliyetçi bütün medya savaş tamtamları çalıyor. “Millet”in Erdoğan’ın başkanlığına “dur” dediği ve hükümet etme yetkisini AKP’nin elinden aldığı koşullarda bu geçici yönetimin ülkeyi adeta 90’lı yıllara götürerek karanlık bir tünele sokmasına suç ortağı oluyorlar.

Medya 90’lı yıllarda genelkurmayın verdiği brifinglerle hizaya getirilir, haberler tek bir kalıptan çıkardı. Şimdi bu brifinglere bile gerek kalmadı. Davutoğlu’nun genel yayın yönetmenleri ile iki saatlik toplantısı bile 90’lı yıllardan talimli kirli medyayı savaş dilinde birleştirmeye yetiyor. IŞİD ile mücadele konusunda ABD ile anlaşma yapıldıktan sonra ne oldu da iki buçuk yıldır çatışmasızlık sürecinin devam ettiği PKK kampları bombalanmaya başladı, soran yok. Bir yanda kalkan uçaklar, bombalanan kamplar “etkisiz hale getirilen teröristler”; öbür yanda “şehit” haberleri üzerinden “vatan, millet, bayrak” hamaseti.

YANDAŞIN 7 HAZİRAN’DA YEDİĞİ TOKAT

AKP’nin alçaktan da alçak çukur medyasından Akit’e sorarsanız bütün sorunların kaynağı Suruç’ta katledilen Alican’ın elindeki şarap kadehinde ve bir de “Deniz Gezmiş parkası”nda! PYD’ye karşı IŞİD-AKP hükümeti arasındaki işbirliği, canlı bombanın devlet gözetiminde IŞİD’e katılıp elini kolunu sallayarak katliam yapması üzerinde durmayı gerektirmeyecek önemsiz ayrıntılar!
Sabah’ı, Star’ı, Yeni Şafak’ı, Takvim’i ve Akşam’ı ile Tayyiban medya, 7 Haziran’da “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş-HDP’den yedikleri tokadın etkisinden çıkamadıkları için “Selocan”la yatıp kalkmaya, her türlü yalan haber yapmaya devam ediyorlar.
Ulusalcıların ‘Akit’i Sözcü gazetesi ise, “çözüm süreci”nin bitmesinden ve savaşın başlamasından duyduğu memnuniyetle “ halkın kafası karışık. Madem bizim dediğimize gelecektiniz, operasyonlar için niye bu kadar çok beklediniz?” diye soruyor. “İp”liği çoktan pazara çıkmış olan Aydınlık’ın Perinçek’i “halkın kafası karışık” diyen Sözcü’ye bile kızıyor, “Hiç kimsenin kafası karışık değil, yürekler Mehmetçikle birlikte çarpıyor” diyor. Yetmiyor, eleştiri yapanları “vatan millet savaşı”nı görmemekle ve “Tayyip Erdoğan düşmanlığına esir olmak”la eleştiriyor. Asker postalı sahneye çıktıktan sonra Perinçek için gerisi teferruat!

DOĞAN MEDYA, SAVAŞ KOROSUNA KATILIYOR

7 Haziran seçimlerinden önce AKP’ye karşı bir yayın çizgisinde duran ‘Doğan Medya’sı da savaş korosuna koşar adım katılıyor. ABD ile anlaşma yapıldığına ve AKP-CHP koalisyonu görüşmelerinde şimdilik bir sorun olmadığına göre, eh artık TÜSİAD’çı sermaye ve medyası için de AKP-Erdoğan’ın hassasiyetleri gözetilebilirdi!

İşte bu koşullarda Gezi-Haziran direnişi sürecinde belgesel yayımlayıp üç maymunu oynayan medya, ülkeyi savaşa sürükleyen hükümet-Erdoğan tarafından hedefe konan HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 28 Temmuz tarihli grup konuşmasını da görmezden geldi. CNN Türk, NTV, Haber Türk kanalları bu konuşmayı yayımlamadı. Savaşçı iktidarın en çok ‘barış’ diyenleri savaşın sorumlusu olarak gösterme politikasına, yani savaş suçuna el birliğiyle ortak oldular.

Ne diyor Erdoğan?

“Milli birliğimize kastedenlerle çözüm sürecini sürdürmenin anlamı yoktur” (burada Yalçın Akdoğan’ın “milli birlik” denen şeyin Erdoğan’ın başkanlığı olduğunu ve HDP’nin bunu engellediği için “çözüm süreci”nin bitirildiğini itiraf ettiğini hatırlatalım) diyor. Sonra da sadece HDP’yi değil, medyayı, barış savunucusu aydınları, emek örgütlerini hedefe koyuyor:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti, teröristlerden de onları destekleyen sözde siyasetçi, sözde aydın, sözde sivil toplum kuruluşu temsilcisi herkesten de şehitlerimizin kanlarının hesabını sorma gücüne sahiptir.”
Sonra ne olduğunu biliyoruz. Operasyonlar yapıldı, sendikalar basıldı, haber siteleri kapatıldı. “JİTEM onları öldürüyordu, kelepçeye şükretsinler” diyordu ya  Tarım Bakanı Mehdi Eker, şimdi biz de gazeteler bombalanmadığı, gazeteciler faili meçhul cinayetlere kurban gitmediği için sevinebiliriz!

SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI LİNÇE DÖNÜŞTÜRÜYOR

Dedik ya savaş tamtamları çalınarak ülke 90’lı yıllara götürülmek, karanlık bir tünele sokulmak isteniyor. Ama ülke artık 90’ların ülkesi değil. Halkların barış içinde birlikte yaşamasını engellemeye yönelik savaşçı-şoven politikaların sonuçlarının da 90’lardan farklı olacağını görmek gerekiyor. İşte savaş çığırtkanlığı ilk meyvesini Erzurum’da Kürt işçilere linç girişiminde verdi. Bu politika bugün ülkeyi ancak halklar arasında bir ayrışma ve çatışmaya, bir iç savaşa götürür.
Bugün ülkenin yeniden savaşa sürüklenmesini, halklar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesini, yeni ölümlerin ve acıların yaşanmasını istemeyenlerin önündeki en büyük görev yaratılmak istenen karanlığa karşı gerçekleri savunmaktır. Evet, gerçeği savunmak; sermaye ve gericiliğin kirli oyunlarına karşı işçi sınıfı ve halklarımızın gerçeğin etrafında birleştirilmesi dönemin en devrimci görevidir. Ve bu görevin başarılması için öncelikle Evrensel’i-özgür basını sahiplenip sesinin daha güçlü çıkmasını sağlamanın gerektiğini de unutmamak gerekiyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Ağustos 2015 15:55
www.evrensel.net
ETİKETLER Yusuf Karataş