Bir katliam nasıl önlenir?

Bir katliam nasıl önlenir?

Müge TUZCUOĞLU

Herkes, kendi memleketinde, ismi değiştirilen köylerden geçerken veya yıkık dökük evlerin, kiliselerin ayakta kalan taşlarının yanından geçerken, 1915 taptazeyken…

Hâlâ “sakıncalı cemiyetlerin” ürünüyken ve üyesiyken…

Dersimliyken her zaman, hem Alevi, hem Kürt, hem muhalif iken…

Ağrı, Zilan, Sivas, Çorum, Maraş, Bahçelievler, Lice, Cizre gibi kentlerin isimlerini sıralarken bile içimiz cızlarken hâlâ…

Çocuklarımızın ismini hâlâ ve hâlâ Deniz, Yusuf, Hüseyin, Erdal, Mahir, Uğur, Metin bırakırken… Ve bunlara her zaman yeni isimler eklemenin sızısını duyarken; Berkin gibi, Ali İsmail gibi… 

Ayvalıtaş’ların çocuklarının gittiğine mi yanacakken, anacığının dayanamayıp peşinden gitmesine daha daha çok yanarken…

Gözbebeğimiz gibi sakınmamız gerekirken, kurşunlarla yere serdiğimiz Hrant’a, en çok korumamız gerekirken bombalarla, dayaklarla, tecavüzlerle, kurşunlarla yerlere serdiğimiz tüm çocuklara, bir ülkenin savaş uçaklarının göz göre bombaladığı köylülere yapılanlara utancımızın batırdığı yerin dibinden halen çıkamamışken…

Tüm bu satırlar yazılırken ve muhtemelen okunurken, tüyler diken diken olurken… Ve tekrar tekrar yazılırken, tekrar tekrar unutmamaya, atlamamaya çalıştığımızın katliamlar olmasına lanet okurken…
“Öldürmeyeceksin” diyen tüm ayetlerin ve ideolojilerin inadına, silahsız ve üstelik güzel yürekli ve hatta silahsız ve hatta öldürmemeye inanmış ve kesinlikle ölmeyi hak etmemiş tüm insanlık gibi insanları günbegün kıyıyorsun da, savaşın çocuklarına çocuk parkı kuracak, savaşta ailesini kaybetmiş çocuklara oyuncak götürecek, savaşla insanlığı zaten bitirmiş dünyanın çocuklarına insanlık götürecek çocuklara hâlâ kıyabiliyorsun!

Bir işçinin genel greve gitmesi gibi! Belki bir kadının yeter isyanını çekmesi gibi! Bir gencin gitmesi gibi! Bir çocuğun “artık” büyümesi gibi! Her şeyi ama her şeyi bırakıp; tüm kimliklerden ve tüm sınıflardan ve sınırlardan da arınıp toplanmak… Bunu başarabildiğimizde, her şeyden arınıp bir araya gelebildiğimizde önleyebileceğiz belki de; ne dersiniz?

Bu açıdan HDP’nin “Büyük İnsanlık” çağrısı çok önemli! Artık insanların değil, insanlığın ölüm kalım savaşı verdiği günlerdeyiz. Bir çocuk öldürüldüğünde; peşi sıra yürütülen kimlik, siyaset, politik çıkar ve bencilce kurtuluş hikayelerinin tartıştırıldığı bir zamanı yaşıyorsak, artık insanların ölümünü değil, insanlığın ölümünü yaşıyoruz demektir. 

Hiçbir katliamın hiçbir acısı geçmedi. Hesabı sorulmadı ki geçsin! Ancak böyle giderse, “unutmadan” yaşayamayacağımız ve unutarak da yaşayamayacağımız zamanlardaysak, insanları öldürmemenin, onlara kıydırmamanın yolu, insanlığı öldürmemekte! Bunun için ne gerekiyorsa artık yapılmalı! Büyük insanlığa çağıran HDP, bu kimliklerden arındırmayı ve bu yok olmama için bize yol göstermeli.  

***

Tüm bunlar olurken; ülkenin öte tarafında; Artvin Şavşat’ta, bir grup devrimci, bir halktan özür diledi. 23 Temmuz 1979’da, askerin halk üzerindeki baskısını protesto mitinginde 5 devrimcinin özel timler tarafından taranması olayı yaşanmıştı. Bu olayın ardından, Şavşat’ta devrimciler büyük bir darbe almıştı. Peşi sıra gelen darbe zamanıyla birlikte zaten büyük çoğunluğu cezaevlerine girmiş ve bu miting katliamının cezaevinde yıl dönümleri yapılmıştı. Ancak 36 yıl boyunca hiçbir devrimci örgütün mitingi burada toplanamamıştı. Hatta öyle ki Şavşat dünyadaki en sakin ilçeler arasında dereceye bile girdi!
HDP çalışmalarının Karadeniz’de başlatılması ve seçimde gösterdiği başarı ile kimi sol hareketlerin çalışmaları ile birlikte Şavşat’ta da bir canlılık yaşanmaya başlandı. Ve bir katliam, bir halkın önünde, bir özür ile başlayarak, belki de hatırlanmaya, hesabı sorulmaya çalışıldı. Mitingin sloganı ise; “1979 Şavşat 2015 Suruç Dökülen kanların hesabı sorulacak.”

Çoğunluğunu ‘78’lilerin oluşturduğu mitingde, onlarca fotoğraf taşındı; Karadeniz bölgesinde öldürülen devrimcilere ait. Gözyaşlarının da eksik olmadığı mitingde, Karadeniz’de de hiçbir zaman eksik olmayan ‘78 devrimciliğine özlem, tebessümlerle anıldı. 

***

Bugün, katliamlar konusunda demek ki daha ilerideyiz; her iki taraf açısından da! Her dönemin kendine özel koşulları var mutlaka! Ancak bizlerin de öğrenerek ve deneyimleyerek ilerlediği kuşkusuz. Onların da…

Dün Suruç’ta, önceki gün Şavşat’ta ve daha niceleri… Dönemin siyasetine ve siyasetçilerine göre belirlenen ancak hep aynı yöntemin kullanıldığı katliamlar…

Suruç’tan beri düşünüyorum da; nasıl fark etmezsin be çocuk! Yanında yörende yabancıyı nasıl barındırırsın! Sağına soluna bakacaksın çocuk… Fark edeceksin!

Bu fark sanırım, bizi fark ettirecek! Bu insanlık ile, büyük insanlık ile farkımız belli olacak. Ancak; öldü sanılan büyük insanlık ile fark edeceğiz!

Tıpkı savaşın çocuklarına çocuk parkı kurmaya gidecek kadar…

İnadına…

www.evrensel.net