Işık, daha fazla ışık!

Işık, daha fazla ışık!

Yusuf Karataş

Denilebilir ki Suriye’ye müdahale girişimlerine öncülük eden güçler için en öngörülemez sonuçlardan biri de Rojava devrimi olmuştur. Çünkü beş yıl önce toplum mühendisliği yaparak rejim değişikliği peşinde koşanlar, Rojava’da hiç ummadıkları bir halk gerçeğiyle karşılaştılar. O yüzden 19 Temmuz 2012’de Kobanê’den başlayarak Kürtler Rojava’da (Suriye Kürdistan’ında) yönetimi ele geçirmeye başladıklarında önce büyük bir şaşkınlık yaşadılar, sonra bu devrimi boğmak için bütün güçlerini seferber ettiler...
Aslında olan şuydu. 1916’daki Sykes-Picot anlaşmasından sonra Kürdistan coğrafyası dörde (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) bölünmüştü. Bu bölünme sonrasında Kürtler hangi parçada rejime karşı ulusal hak istemli bir kalkışma içine girerlerse, diğer ülke rejimleri hemen yardıma koşuyordu. Ama bu durum 2011’de Tunus ve Mısır’daki ayaklanmaların diğer Arap ülkelerine yayılmasından sonra değişti. ABD-Batılı emperyalistler ve Bölge’deki işbirlikçilerinin bu ayaklanmaları yedekleme girişimleri, Suriye’de yeni bir kamplaşma yarattı. Bir yanda ABD-Fransa’nın desteğini almış Türkiye, Katar ve S.Arabistan vardı. Öte yandan Rusya ve Çin’in arkasında durduğu ve İran, Lübnan Hizbullahı ile Irak merkezi hükümetinin desteğini alan Suriye (Esad) rejimi vardı. İşte Suriye’deki iç savaş bu kamplaşmanın dışında kalan Kürtleri dengeleri değiştirebilecek önemli bir güç haline getirdi. Kuşatma altındaki Esad rejimi, güçlerini Rojava’dan çekmek zorunda kaldı. Kürtler Kobanê’den başlayarak yönetimi ele alarak demokratik kanton yönetimlerini (Efrîn, Cizîr ve Kobanê kantonları) oluşturdu.

TÜRKİYE’NİN TEPKİSİNİ BAŞBAKAN ÖZETLEDİ
Kürtlerin Rojava’da yönetimi ele geçirmesinden sonra Türkiye’nin bu gelişmeye tepkisini dönemin başbakanı Erdoğan’ın “Suriye’nin kuzeyinde bir oluşuma izin vermeyiz” sözleri özetliyordu. Türkiye’nin doğrudan müdahalesinin mümkün olmadığı koşullarda-ki İran, Türkiye’nin Suriye’ye girmesini savaş nedeni sayacağını açıktan ilan etmişti- bu oluşumu engellemek için tek bir yol kalıyordu. O da müdahale girişimlerinden sonra Suriye’ye cihat için gelen radikal İslamcı çetelerin devreye sokulmasıydı. Öyle de yapıldı; Kürtler Rojava’da yönetimi alır almaz el Kaide’nin Suriye kolu el Nusra Cephesi, Serêkaniyê’de saldırıya geçti. Serêkaniyê’ye saldıran çeteler Ceylanpınar’dan geçiş yapıyor ve Türkiye tarafından destekleniyordu. 2013 Nisan’ından sonra Nusra bölünüp IŞİD bölgede denetimi ele geçirince de politika değişmedi. Kürt kantonlarının yok edilmesi için IŞİD’e sınırlar açıldı, MİT TIR’ları ile her türlü silah ve mühimmat taşındı.

ROJAVA VE KÜRT SORUNU
Türkiye’nin Esad rejiminin devrilmesini niye istediği biliniyordu. AKP Hükümeti-Erdoğan, dün ecdatlarının at koşturduğu topraklarda yeniden Bölgesel lider olmak istiyorlardı.
Peki, Kürtleri niye istemiyorlardı?
Çünkü PKK çizgisindeki PYD’nin öncülüğünde Rojava’da kurulan düzen, sadece Suriye’ye müdahale politikasının başarısını değil; aynı zamanda iç politikanın en öncelikli sorunlarından Kürt sorununun çözümünü de doğrudan etkiliyordu. Rojava’da Kürt oluşumunun önüne geçilememesi, Kürt hareketinin siyasi gücünün yanı sıra askeri gücünün de artmasını sağlamış ve bu durum devleti Öcalan ile masaya oturmaya zorlamıştı. Öte yandan Rojava’nın varlığı kendi çözümünü dayatma olanağını ortadan kaldırdığı için AKP Hükümeti/devlet, oyalama politikasını sürdürüyor ve zaman kazanmaya çalışıyordu.
Kobanê’yi düşürme girişimleri, bu süreçte bir dönüm noktası oldu. IŞİD’in Eylül 2014’ten Ocak 2015’e kadar ağır silahlarla sürdürdüğü kuşatma, büyük bir direnişle püskürtüldü. Bu direniş IŞİD’e olduğu kadar, Türkiye’nin Rojava politikasına da darbe vurdu. Kobanê’den sonra Tel Abyad’ın IŞİD’in elinden alınmasıyla Kobanê ile Cizîr kantonları arasında bir güvenlik koridoru oluşturularak boğulmak istenen devrime nefes aldırıldı.
Bu sürecin bir diğer önemli gelişmesi de  kuşkusuz AKP-Erdoğan’ın 7 Haziran seçimlerinde yenilgiye uğratılmasıydı. Rojava nasıl ülke siyasetini doğrudan etkiliyorsa, seçimlerden sonra AKP’nin tek başına hükümet kuramaması da Rojava’ya yönelik politikayı etkiledi. ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin havadan desteklediği Kürtlerin (PYD/YPG’nin) IŞİD’in elindeki Cerablus’u alıp Kobanê’nin batıdaki Efrîn kantonu ile birleşmesi ihtimalinin ortaya çıkması karşısında sınıra yığınak yapıldı. Öte yandan 2013’ten sonra ilk kez PKK kampları bombalanarak çatışmaların yeniden başlamasına zemin hazırlandı. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu girişimler üzerinden erken seçimi dayatarak ve milliyetçi politikalar üzerinden MHP’ye giden oyları geri alarak AKP’yi yeniden tek başına iktidar yapmak (ve kendisine yeniden başkanlığın kapısını aralamak) istediği söylenebilir. Bu arada IŞİD’e tutunma şansı kalmadığı için Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadeleye destek karşılığında-ki pazarlık konularından birisi de İncirlik’in kullanıma açılmasıydı-ABD’den IŞİD’den temizlenecek yerlere Kürtler yerine ÖSO ve Fetih Ordusu gibi güçlerin yerleştirilmesini istediğini eklemek gerekiyor.

ÖNEMLİ SORUNLAR
Evet, bugün 2012 Temmuz’undan bu yana her türlü saldırganlığa karşı halk güçlerinin dişiyle tırnağıyla savunduğu bitmemiş bir devrim süreci var. Ve artık Kürtler, Suriye’nin ve Bölge’nin geleceğinde kimsenin göz ardı edemeyeceği önemli bir demokratik güç konumundalar. Ancak her şeye rağmen Rojava devriminin (*) önünde önemli sorunlar olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Öncelikle sadece Kürtlerin değil; Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen, Alevi, Sünni, Hıristiyan, Ezidî her milliyet ve inançtan halkların demokratik birliğine dayalı kanton yönetimlerinin kendilerini Suriye’nin bir parçası olarak tanımladıklarını unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Suriye’nin geleceğiyle ilgili belirsizlik Rojava’yı da dolaysız etkiliyor ve sürekli yeni tehditlerle yüz yüze gelmesine yol açıyor.
İkinci olarak, bu süreçte “Kürtlerin birliği” gibi kulağa hoş gelecek laflar çok edilse de Irak’taki Kürdistan Federe Yönetimi’nin (Barzani’nin) PKK-PYD ile arasındaki gerilim devam etmektedir. Bunun da ötesinde Barzani yönetimi, Türkiye ile yakın bir ilişki ve işbirliği (çünkü gerilim halinde olduğu Irak merkezi hükümetine karşı Türkiye’yi bir dayanak olarak görmektedir) halindedir. Bu durum, Rojava için büyük önem taşıyan bir destek kapısının kapanmasına yol açmaktadır.
Üçüncüsü, Rojava’nın Türkiye siyasetiyle iç içe geçmiş olması ikili bir durum yaratmaktadır. Bu durum bir yandan gericiliğe karşı sadece Rojava’da değil; Türkiye’de de demokrasi mücadelesine güç vermektedir. Ancak öte yandan gericiliğin bu demokratik dönüşümün önüne geçmek üzere her türlü saldırganlığı göze almasına neden olmaktadır. Rojava sınırına yığılmış on binlerce asker ve zırhlı araç bu tehdidin açık ifadesidir.
Dördüncüsü, ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin IŞİD’e karşı havadan desteği bugün için bir avantaj olsa da ileri vadede bir handikap yaratacağı açıktır. Bu arada Kürt mücadelesine kulp takmaya meraklı ulusalcı solcularımız için şunu ekleyelim: ABD’nin IŞİD’e karşı kurduğu koalisyon nasıl Irak’ta İran ve Şii milislerle işbirliği yapmak zorunda kaldıysa ve bu durum söz konusu güçleri nasıl Amerikancı yapmazsa, Rojava’da da olan budur. Ancak buna rağmen ABD ve diğer emperyalistlerin müdahalesinin bugün fiili olarak yan yana gelmiş olsalar da Rojava gibi demokratik kantonlara dayalı yönetimler için her zaman bir tehdit olduğu/olacağı göz ardı edilmemelidir.
Son söz olarak söyleyelim: Rojava’da gericiliğin ve barbarlığın devrimi boğmak için her türlü saldırganlığa karşı dördüncü yılına giren devrim, Bölge’nin bütün ezilen halkları için bir umut ışığı olmuştur. Şimdi beş yıldır gericiliğin ve barbarlığın girdabında karanlığa sürüklenen Ortadoğu’nun bu küçük bölgesinden parlayan ışığı büyütme zamanıdır. Emperyalizm ve gericiliğin kamplaştırıp düşmanlaştırdığı ve IŞİD gibi yarattığı canavarların pençesine attığı bütün halkların barış içinde yaşayacağı demokratik bir gelecek için ışık; daha fazla ışık!
 
(*) Rojava’da devrimden söz ederken söz konusu edilen elbette siyasal devrimdir, yani ele geçirilmiş olan iktidardır. Toplumsal ilişki biçimlerinin değiştirilmesine dayanan toplumsal devrim süreci ve sorunları ise, başka bir tartışmanın konusudur.

www.evrensel.net