Hayallerimize beton döküyorlar abi!

Hayallerimize beton döküyorlar abi!

O güzel esnaf işsiz biz de sahilsiz kaldık. Karaköy sahilin yeni halinde oturup bir çay içene de aşk olsun. Karaköy’de şimdilik iklim şartları şöyle; kıyı kesimleri üzgün ve öfkeli, iç kesimler düşünceli. 'Sıra bize de geliyor.'

Barış GÖNENEN*

İlk kez sahneye çıktığım İkincikat’ın İstiklal Caddesi üzerindeki sahnesi, Olivya Han’ın otel olması sebebi ile iki sene önce kapandı. Aşırı acıklı bir hikayeydi. Biriktirdiğimiz bir sürü anıyı, hikayeyi ve hayallerimizi toplayıp Karaköy’e göçtük. Bizim cevval kızlar ve oğlanlar elini taşın -ne taşı kayanın- altına sokup yeni bir sahne açtı. Onca emek, hayal ve toz toprak içinde tabii. Eski sahnemizin önünden geçerken oranın bir otel olacağı fikrini ve içimizin sızlamasını saymazsak burada mutluyuz. Çünkü burada da hikayeler biriktirmeye başladık. Karaköy tam bize göre. Yıkık dökük, pasaklı ve nabzı yüksek.

Karaköy ilginç bir yer. Hırdavatçısı, balıkçısı, sanatçısı ve turistiyle muhteşem ara sokaklara ve şahane bir sahile sahip. Buralarda bir süre takılmaya başlayınca ilk görünen şey, Karaköylülerin Karaköy’ü çok seviyor olması. Buraya gelince ilk olarak esnaf ile arkadaş olduk. Başta “Hırdavatçının dibinde tiyatro mu olur?” diye garipseseler de, sonra -çok kısa süre sonra- bizi benimseyip sevdiler. Oyunlara da geliyorlar. Sağ olsunlar desteklerini hiç esirgemediler. Mesela hemen sokağımızda kırtasiyeci bir abimiz var, dibine tiyatro açıldığını duyunca havalara uçtu, inşaat halindeydik, koştu geldi duvarları sevdi. Çok mutlu oldu. Ailesiyle arada oyunlara gelirler. Fotokopiden para almaz. Murat abi var çaycı, bir çay içirmeden geçirmez sokaktan. Karaköy’ün bin yıllık esnaf geleneği sirayet etmiş bu sokaklara. İnsanlar içten, samimi ve kollayıcı. Yan tarafta kağıtçı çocuklar var arada oyuna geliyorlar, hem de özene bezene, mis gibi. İlk kez tiyatro izlediler.

EMEKLERİ DOZER İLE YIKIYORLAR

Bir şeyler dönüşürken, değişirken insanların yaşamları üzerine basıp geçmemek mümkün. Beraber değiştirebilir miyiz? Kendimizi? Mümkün. Şimdilerde değişmek bir acayip. Evler yıkılıyor mesela, üzerlerine yeni binalar yapılıyor. İstanbul’da, dibimizde yeni yerleşim yerleri, yeni binalar, iş alanları oluşturuluyor. Ama beraber değil, yan yana değil. İnsanların emeklerini dozer ile yıkıyorlar, hayallerinin üzerine beton döküyorlar. Bunlar hep gözümüzün önünde oluyor. Bir süre sonra onlar daha önce hiç orada olmamış gibi, hiç yaşanmamış gibi devam ediyoruz. Mezarlığa dönüştü İstanbul. Hayal mezarlığı gibi. Biz buraya geldiğimizden beri Karaköy esnafının ağzında hep “Yakında yıkacaklar burayı” lafı dolaşıyor. Çoğunun deden, babadan kalma dükkanları ellerinden alınacak, Galataport ile birlikte İstanbul’un son esnaf geleneği de bitmiş olacak.

MUHAFAZAKAR SOSLU RANT

İlk olarak sahilden başladılar birkaç gün önce. Yıllardır orada bulunan mekanlar ruhsatsız olmaları gerekçesi ile yıkıldı. Hem de ne yıkmak, masalar parçalandı, çiçek saksıları kırıldı, ağaçlar söküldü. Hırsla, öfke ile yıktılar Karaköy’ün balık ve rakı kokulu, bol gürültülü sahilini. TOMA, polis, buldozer üçgeninde birilerinin hayalleri, ekmek kapısı artık tarih oldu. Hem de birkaç yıl sonra bir avuç insanın özlem ile anacağı bir tarih. Şimdi orada BELTUR yapılacakmış. Öyle diyorlar. İşin aslını anlamak da zor değil elbet. Biz bu hikayeleri çok iyi biliyoruz. Güzide memleketimizin derdinden dert beğeneceğimiz şu galiz iklimde işimiz gücümüz alkol ile savaş açmak zaten. Yıllardır süregelen bir durum bu. İnternetten alkol satışı yasaklandı, alkol reklamı yasaklandı, alkol firmalarının sanat kurumlarına sponsor olduğunda reklam yapması yasaklandı, 22.00’dan sonra içki alımı yasaklandı. Şimdi Karaköy’ün mis gibi sahili yerini derli toplu, muntazamca yerleşmiş masa ve sandalyeli bir muhafazakarlığa teslime edildi. Muhafazakar soslu rant. Ruhsat, proje süsü verilen zalimlik. Şimdi orada yüzlerce çalışan işsiz kaldı. Kemal’in yerinde Ahmet vardı Suriyeli, şimdi işsiz. Onlardan yeni oyun için bir masa istemiştik, “Yıkılacak zaten gelin alın, ne demek” dediler. Ertesi gün yıkıldı mekan. Masayı da kırmışlar. Farkında olmadan son gecesinde oradaymışız, vedalaşmışız.

ŞEHRİN BELLEĞİNİ YOK ETMEK

O güzel esnaf işsiz biz de sahilsiz kaldık. Karaköy sahilin yeni halinde oturup bir çay içene de aşk olsun. Karaköy’de şimdilik iklim şartları şöyle; kıyı kesimleri üzgün ve öfkeli, iç kesimler düşünceli. “Sıra bize de geliyor.” Burada bir nabız var abiler, burada gerçekten yaşayan, nefes alan bir alan var. Tarih var burada, yaşayan, kağıt toplayan, demir döven bir tarih var. Bu tarihi yıkmak, yok etmek daha fazla para, daha fazla para diye diye şehrin belleğini yok etmek zalimliktir. Biz bu zalimlikle mücadele ediyoruz yıllardır. İstanbul’un hızla dönüşen, yeniden ve yeniden yapılan binalarla, -estetikten zerre nasibini almamış bir canavarla savaşına tanıklık ediyoruz her gün. Yürüdüğümüz caddeler, oturduğumuz kahveler, kitap aldığımız dükkanlar bir bir yıkılıyor, yerini yenisine, ruhsuz ve çirkinine bırakıyor. Şehir ruhunu yitirirken kendi ruhumuzu korumamız mümkün mü?

Karaköy esnafı sessiz sedasız o günü bekliyor. Herkes bir düşünceli. Sahil yıkıldığından beri -elbette dibimizde duran TOMA’ların da etkisi vardır- sokaklar sessiz. Belki bir çözüm yolu, belki de bir destek bekliyor Karaköy esnafı. Enseyi çok karartmadan bu tarih ve bellek barbarlığına karşı birlik olmak mümkün. Çünkü biz öğrendik; yıktırmayacağız dediğimizde yıktırmıyoruz.

İki yıl önce ikincikat kapandığında emeklerin nasıl kolayca yıkılıp, ranta dönüşebileceğine yakından tanıklık ettik. Çok kolay. Onca zamanın hikayesi bir gecede bitiyor. Bitebiliyor. Biz bir çaresini bulduk ama Çekmeköy, Ayazma’daki gecekondu mahalleleri, Sulukule, Karaköy bulamıyor. Şehirler dönüşürken anılarımız bir bir yok oluyor.
Karaköy sahil artık yok. Yok olan bir çok mahalle, esnaf, dükkan ve hikaye gibi sessiz sedasız birkaç gün önce yok oldu.

*Oyuncu (İkincikat Tiyatro)

 

www.evrensel.net