Yeşil Yol ve hazır ol!

Yeşil Yol ve hazır ol!

Fevzi ÖZLÜER

Yeşil Yol projesi gündeme geldiğinden beri, Karadeniz yayları ekseninde yoğun bir tartışma yürüyor. 

Mera, yaylak, kışlak gibi alanların kentsel dönüşüme açılması, kamu mülkiyetinden çıkartılması son beş yıldır, iktidar bloğu tarafından yoğun bir biçimde gündeme sokuluyor. Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi (DOKAP) Başkanı Ekrem Yüze de “yeşil yol” projesi için İstanbul’un parkormanı gibi olacak diyor. Benzetme ilginç değildi ama çok şeyi anlatıyordu. Bana yıllar önceki bir olayı hatırlattı, Yüce’nin açıklamaları.

1998 yılında TEMA Vakfı, Artvin Macahel’de bir kırsal kalkınma projesi gerçekleştirmeye karar verir. Projenin amacı “mevcut doğal varlıkları korumaya yönelik olarak havzanın ekolojik dengesini bozmayacak tarımsal faaliyetleri teşvik etmek ve yörede yaşayan insanlara sürdürülebilir kalkınma anlayışında gelir getirici ekonomik faaliyet ve buna bağlı olarak refah seviyesini artırıcı bir yaşam sunmaktır.” Bu kapsamda bölgede geleneksel yöntemlerle karakovan balı üreten ve “yoksul” olduğu kodlanan halkın modern tekniklerle bal üretmesi ve bu balın da İstanbul pazarlarında ve AVM’lerde satılması da gündeme alınır. Kara kovanlarda baş yetiştiren ve değiş tokuş ekonomisiyle hayatlarını var eden insanlar, proje dolayımıyla önce yoksul ilan edilirler, çünkü parayı tanımamaktadırlar. Sonra da yoksulluktan kurtulmaları için modern arıcılık yöntemleri ile uygarlaştırılırlar. Böylece pazarın içine bu kişiler birer mal olarak dahil edilirler. Sonra da Macahel’in ahalisi, kırsal kalkınmanın nesnesi olarak bir turizm nesnesi haline gelir. Şehirlilerin sağlıklı yaşam arzusunun işçi arıları zaman zaman yerinde ziyaret edilebilirler. Pek tabi, piyasaya dahil edilerek yoksullaştırılan Macahel ahalisi hem eski tekniklerini yitirdi hem de yoksul ilan edilerek pazarın nesnesi haline geldiler.

Yine bundan iki yıl önceydi. Darboğaz Kasabası’nın üst kotlarında, Maden Köyü yaylasında Özal döneminden kalma bitmemiş bir otel kalıntısı vardır. Karstik Çini Göle, Medetsiz Zirvesi’ne çıkmaya kalkanlar bu çirkinliğin gölgesinden sessiz kurbağaların kıyısına varırlar. İşte bu yapının bitirileceğini ve kış turizmi için faaliyete alınacağı haberleri dillendirilmeye başlandı. Sit alanında bu nasıl olur, yaylada mümkün değil derken, birden kentsel dönüşüm kapsamına yaylarının alındığını öğreniverdik. Sonra da Erzurum’da yapılan kış turizmi tesislerinin çürüdüğünü, göçtüğünü biliyor olmamıza rağmen Niğde’nin de kayağı bir başka olur efendim, Lozan ne ki, Maden yayla yayla söylenceleri de sönmüyordu.

Hal böyle olunca, hangi coğrafyaya gidersek gidelim, doğanın paketlenip ucuz yolla satılmasına yönelik belli bir toplumsal hafızamız var. Termal hamam işletiyormuş köşeyi dönmüş tevatürleri, Dağ çayı, kekik, ürper yavşanı, kantaron toplayıp zengin olmuş adam hikayeleri arasında yaylada sıkma börek yapıyor, yanında bir de ayran satıyor iki ev almış güzellemeleri hep bu turizm kültürüne hızla eklemlenme çabalarının zihinsel eklem ağrıları.  Bu ağrılar çok iyi bilindiği için de şimdi yayla pazarlamanın belli toplumsal olanaklarının üzerine basarak; dağı, taşı Macahel’in köylüleri gibi bant sisteminin içine oturtacak bir pazarlama gündeme gelmiş durumda. Pek tabi yaylarının sağında, solunda duran ne varsa paketlenip pazara sunulacak. Ot bulursan ot, maden bulursan maden. Ruhsatını kim aldıysa, vefasını da o sürecek.

Çok şükür ki, yeşil yol projesi nedeniyle ortaya çıkacak emisyonları denetim altına alacağını vadeden bir otomobil firması henüz çıkmadı. Yeşil yol kenarlarında, içi doldurulmuş dağ keçisi mumyalarından uluslararası sergi düzenleyerek bu soruna dikkat çekmenin mümkün olacağını söyleyenler de elbette çıkacaktır. İş geliştirme teknisyenlerinin bir kısmı için turizm potansiyelinin harekete geçirilmesi, insanların gezerek doğayı daha fazla tanımasının, doğaya daha fazla duyarlılığı arttıracağına yönelik tezleri de pek yakın zamanda işlemeye başlayacak olanlar şuralarda bir yerde rem uykusundan uyandı uyanacak.Bir manzara, bir gezinti alanı olarak kodlanan yayla, turizm tanrıları için, değişim değeri haline geldiği ölçüde vardır.  Turizm kültürü için yaylanın fiziksel olarak bir bütünlük arz etmesi de gerekmez, yayla fikrinin yaşaması yeterlidir. Bu nedenle de “yayla imgesi” göz önünde olmalı, ürün çeşitliliği içermeli ve farklı tüketici ihtiyaçlarına yanıt vermelidir. Pek tabi ki şehirdeki konforu barındırmalı, herkes gelmemeli, biricik olmalı. Ancak, herkes için herkes, herkestir. Herkes için bir başkası kalabalıktır. Dış doğaya sahip olmanın ayrıcalığı, turizm nesnelerini elde etmenin hazzı,  her hafta bir başka yaylada olmanın erkeksiliği.. Toplamda yeşil yol ile pazarlanacak olanlar bunlardır.. Bu nedenle de otomobil biricik var olma zeminidir. Hazza giden yolun hızdan geçtiğine ikna edilmiş nesli saadet, yaylanın taşıdığı içsel değeri, yol yürümenin, ter atmanın, doğayla hem hal olmanın anlamını satın alabilecektir, öyle mi? Macahel’in “yoksul köylüsü”ne bir bak hele, turizmin nesnesi  kılınan şehirli, gördüğün göz senin mi?

www.evrensel.net