Merhaba Sanat Elveda Sansür

Merhaba Sanat Elveda Sansür

Okuldaki tiyatro topluluğunun bir toplantısında topluluk başkanı bir Aziz Nesin oyununun yasaklandığını söyleyince neden itiraz edilmediğini, karşı durulmadığını sormuş ve başkandan “Onlar doğruyu yanlışı bizden daha iyi bilirler.” yanıtını almış. Buradan da anlıyoruz ki koltuk sevdası her yerde.

Hilmi MIYNAT
Denizli

Lise yıllarında başladıkları tiyatro yolculuğunu üniversitede renklendirip yeni yol arkadaşlarıyla dernek çatısı altında birleştiren iki arkadaş; Orhan Peker ve Elif Akgün. Derneğin tüm üyelerini sayamasam da birkaç isim sıralamam gerekirse Sıla, Harun, Sinem, Dilara, Bahar, Bayram ilk aklıma gelenler diyebilirim. İnanın bana hepsi de güzel insanlar… 
Her yeni üniversitelinin kapısını çaldığı belli başlı topluluklar vardır diyor Orhan Peker. Orhan da ilk etapta tiyatro topluluğunun kapısını çalmış fakat hayal ettiğinden çok uzak bir yer olduğunu fark etmiş. Onu topluluktan uzaklaştıran ve dernek açma ufkuna katkı sunan şey; bu toplulukların rektörlük güdümü ve kontrolünde olduğundan bahsediyor. Okuldaki tiyatro topluluğunun bir toplantısında topluluk başkanı bir Aziz Nesin oyununun yasaklandığını söyleyince neden itiraz edilmediğini, karşı durulmadığını sormuş ve başkandan “Onlar doğruyu yanlışı bizden daha iyi bilirler.” yanıtını almış. Buradan da anlıyoruz ki koltuk sevdası her yerde. Dahası bu topluluklardaki bürokrasi ve kadrolaşmadan da bahsediyor Orhan… Günün birinde kararlaştırıp bölümlerindeki bir sınıfta duyuruyu yapmışlar. Sınıfın çoğunluğu ekibe dahil olmuş ve tiyatro ekibinin toplantılarına başlanmış.

EVE SIĞAMAZ OLUNCA...

Gençliğin enerjisi yüksek, coşkusu fazla, evlere sığamaz olmuşlar ve bir yer kiralama fikri herkesin kafasına yatmış. Burayı kendilerinin olarak tanımlamıyorlarmış, Denizli’nin sanat evi olarak düşünüyorlarmış burayı. İnsanların ‘yapamazsınız’, ‘boş iş’ mırıldanmaları arkadaşları daha da hırslandırmış, yapmışlar!
Maddi gelir elde etmek için kendi ürettikleri kitap ayraçlarını satmışlar palyaço kıyafetleriyle. Hem bu sayede sanatı, tiyatroyu da anlatmışlar tanıştıkları insanlara. Sosyal sorumluluk alanına dair de Atça’nın bir köyünde ilkokul öğrencilerini eğlendirmeye gitmişler 23 Nisan’da. Orhan’a göre sanat; bozulmamış insanın yansımasıymış. 
Bu ülkede 8 milyon insanın antidepresan kullandığından söz ediyor Sıla ve Orhan’ın düşüncesini şöyle açıklıyor. “İnsanlar kendi benliğinden uzaklaşmış. Kişi kendini ifade etmek istediğinde, kendi içindeki ‘sistemin dışında tuttuğu’ bozulmamış insanı sergiliyor.”

SANSÜRE KARŞI 1 MAYIS

Bu ülkede sanat yapmanın zorluğundan bahsediyor Orhan. “Geçmişteki iktidarın sanatı kendisine karşı doğrultulmuş bir silah olarak gördüğünü biliyoruz.” diyor. “Sanatı her alanda baskı altına almaya, sansürlemeye, dönüştüremediği noktalarda yasaklamaya çalıştığını görüyorduk. 1 Mayıs yaklaşıyordu ve ‘Birlik ve mücadele gününde sanata dair bir söz söylenmesi gerekiyordu.” diyor. Derneğin adından, sanata uygulanan sansürden de yola çıkarak ‘Merhaba Sanat Elveda Sansür’ pankartıyla katılmışlar 1 Mayıs’a. Alanda büyük etki uyandırmış, Denizli’de bir ilk olmuş. 
Okul içindeki üniversite öğrencilerine de ulaşabilmek için okulda ‘Paü Yaratıcılık ve Sosyal Yenilik’ adında bir topluluk kurmuşlar. Bu topluluğun ilk etkinliği Şükrü Erbaş söyleşi ve imza günü olmuş. Ardından açılış için davet ettikleri Tuncer Cücenoğlu’nun söyleşi ve imza günün üniversite içinde gerçekleştirmişler. Elbette ki bu açılışın; geçmiş iktidarın aynı yapıyı tekrar tekrar açmasından, yeni bir dünya kurma anlamı taşıması sebebiyle ayrı tutulması gerekiyordu. 
Tuncer Cücenoğlu da, bu önem üzerinde durarak bu derneğe desteğini, yardımlarını sürdüreceği sözünü vererek bu öneme ayrıca dikkat çekmişti. Bu aileye dahil olanlar arasında üniversiteden bir modern dans ekibi de var, açılışta kısa bir dans gösteri sergileyerek açılışa renk katmışlar. Yaza dair planlarını sorduğumuzda Elif; ilköğretim öğrencilerine tiyatro eğitimi, tiyatro oyunu hazırlama, yazlık sinema (Yeşilçam) günleri ve bir müzikal hazırlama şeklinde sıraladı. 
Ekip ruhunu kaybetmedikleri sürece çok şey başaracakları gözlerindeki heyecandan belliydi. Şahsım adına arkadaşlarla yürüttüğümüz sohbetten keyif aldım. Umarım onlar da memnun kalmışlardır. Çarşamba günü röportajın son halini okuduklarında memnun kalıp kalmadıklarını öğrenmek adına yanlarına uğramak için sabırsızlanıyorum desem abartı olmaz gibi. Benim de sanata gönlüm var gibi gibi.


3 KATLI BİR BODRUM KATI...

Üç odalı bir bodrum katını yeniden inşa etmişler. Bu süreçte herkes yeteneğine göre bir şeyler katmış. Bir arkadaşın babası marangozluk işlerini halletmiş, elektrik tesisatı için mühendis bir tanıdık emek harcamış, duvarlara çizilen resimler için ressam bir arkadaş, kalan işlere de hep bir elden girişmişler. Kolektif bir çalışmanın ürünü olmuş dernek. Sıla bu dayanışmanın temelinde sevgi olduğunu belirtiyor. “İnsanı sevmeyen sanat yapamaz. Denizli’nin böyle bir yere ihtiyacı vardı.” diyerek söze giriyor Sıla. “Böyle bir ihtiyaç duyan başka insanların da olduğunu biliyorduk, sorumluluk hissettik.” diyor.

 

www.evrensel.net