Dotbilsarda projesinin 6. gösterisi iki ayrı oyunculuk resitali

Dotbilsarda projesinin 6. gösterisi iki ayrı oyunculuk resitali

Mark Ravenhill’in yazıp Murat Daltaban’ın rejisini yaptığı, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin geleneksel “2008-2009 Yılın Tiyatro Ödülü”ne ve “2009-Afife Tiyatro Ödülleri”nde “Tiyatroda Yeni Kuşak Ödülü”ne değer görülen...


Mark Ravenhill’in yazıp Murat Daltaban’ın rejisini yaptığı, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin geleneksel “2008-2009 Yılın Tiyatro Ödülü”ne ve “2009-Afife Tiyatro Ödülleri”nde “Tiyatroda Yeni Kuşak Ödülü”ne değer görülen “Vur/Yağmala/Yeniden” projesinin altıncı tur oyunları “Mahşer” ve “Ana” adlarını taşıyordu. İlk oyun ‘Mahşer’de Ravenhill, yaşamlarında tanrının önemli yeri olan genç adam Hanor (Enis Arıkan) ve annesi yaşındaki Emma (Hatice Aslan) arasındaki ilişkiyi anlatıyordu. Emma ve Honor aynı işyerinde çalışırlar, tanrının sürekli onları izlediklerini düşünürler, fakat kendilerine engel olamayıp bir motel odasında buluşurlar. Bu sırada televizyondan Emma’nın savaştaki oğluyla ilgili bir haber gelecektir. İkinci oyun “Ana”daysa İpek Bilgin, Mürüvvet Kurt ve Cem Özeren rol alıyordu ve “özgürlük ve demokrasi” uğruna(!) oğlu askerde olan ve bir sabah kapısında iki asker görünce oğluyla ilgili haber getirdiklerini anlayan Bayan Morrison’un o sabah yaşadıklarını anlatıyordu.
“Vur/Yağmala/Yeniden”, biliyorsunuz 1966 doğumlu bir İngiliz oyun yazarı olan Mark Ravenhill’in eseri. Ravenhill’, 18 oyundan oluşan epik tiyatro oyunu olan (oyun zinciri de denilebilir) “Vur/Yağmala/Yeniden (Shoot/Get Treasure/Repeat)”i 2007 yılında “Edinburgh Festivali” kapsamında yer alan “Ravenhill for Breakfast’” projesi için yazmış ve her gün bir oyun oyuncular tarafından okunmuş. Nisan 2008’deyse Londra’da farklı tiyatrolar tüm oyunları üç hafta boyunca bu kere sahnelemiş.
“Vur/Yağmala/Yeniden”, Dot Tiyatro tarafından projelendirilerek 2008-2009 tiyatro sezonunun başında sahnelenmeye başlandı. Mark Ravenhill’in bugünün “kaos”unu anlattığı oyunlarından her ay yeni 2 ya da 3 kısa oyununun prömiyeri yapılmakta. Sekiz aylık sezon sonunda, yani mayıs ayında 18’i bulacağız. Ravenhill, “Vur/Yağmala/Yeniden”i; “…kısa oyunlardan oluşan bir epik döngü bu” diye anlatıyor ve çağdaş tiyatro izleyicisinde birbiriyle çelişkili iki gereksinim gözlemlediğini söylüyor; “…Bizi hâlâ Orestes, Kayıp Cennet ya da Shakespeare’in tarihi oyunlarındaki epik anlatıma çeken bir şeyler var. Bununla birlikte, manşetler çağı çocukları olarak, etrafımızdaki birçok ekrandan, birkaç saniyede hikaye ve bilgileri hemen algılayabiliyoruz” diye de ekliyor. Her parçaya var olan epik bir eserin adını vermiş… Öyle diyor.
“Mahşer” ve “Ana”da iki ayrı oyunculuk gösterisi izledik. İlkinde genç oyuncu Enis Arıkan’ın mükemmel eşliğinde Hatice Aslan, bir yandan oynarken diğer yandan da kendini dinliyor gibiydi. Fiziksel aksiyonlarının kesintisiz çizgisine paralel olarak bir başka çizginin, rolünün ruhsal yaşam çizgisinin aktığını duyumsadı. Bu çizgi, Hatice Aslan’da fiziksel olmadan doğuyor ve ona “tekabül” ediyordu. İçinde Emma’nın ruhsal nüvelerini duyumsadı. Emma’nın fiziksel yaşamını sürekli yenileyerek yaşadı ve de yaşarken Emma’nın ruhsal yaşam çizgisine belirgin ve kesin bir hal aldırdı. Oyunun sonunda bu iki çizgiyi iç içe geçirdi Hatice Aslan. İç içe geçirdi ve böylece Emma’nın psiko-fiziksel gerçekliğine ulaştı, Emma’nın iki düzlemini de emdi bitirdi. Hatice Aslan’ın Emma’yı fiziksel var edişi, ruhsal varoluş tohumunun yeşermesi için en uygun topraktı.
İkinci oyun “Ana”da İpek Bilgin, oyunculuk yeteneğinin incilerini bütün oyuna bonkörce dağıttı. Heyecan için en uygun malzeme olarak Bayan Morrison’un içselliğini seçmişti. Dışsal biçimde olduğu kadar Bayan Morrison’u saklı derinliklerinde de aradı. Eğer yaratıcı gücü harekete geçiren itki, Ravenhill tarafından sadece oyunun yüzeyine serpilmiş olsaydı, eserin kendisi, İpek Bilgin’in Bayan Morrison’a ilgisi ve duygu kümesi yüzeysel olmaktan öteye gidemeyecekti. Gel gelelim İpek Bilgin, coşkusal zenginliğini bilinçdışı bölgesinde derinlere gömmüş ya da gizlemişti. Yaratıcı isteğini ve yaratıcı isteğine bağlı canlı tepkileri derinleştirdi, sonrasında resmettiği Bayan Morrison karakterini kendi insani doğasında çoğalttı ve Emma’ya her keresinde olabilecekten daha da fazla yaklaştı.
Hatice Aslan ve İpek Bilgin’i İstanbul dışında olmak ya da benzeri nedenlerle izleyememek tiyatroseverler için ciddi anlamda bir kayıptı, ama İstanbul’da olup da izlememek, tiyatronun tanrıları huzurunda tam anlamıyla günahtı!..
Gözlemevi - Üstün Akmen
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.