ARA SIRA

ARA SIRA

  • Sağlık alanı başta olmak üzere, kamu hizmetlerinin tümüne, sosyal güvenlik ve ...


    Sağlık alanı başta olmak üzere, kamu hizmetlerinin tümüne, sosyal güvenlik ve sosyal hizmetlere yönelen özelleştirme uygulamalarına karşı, sendikamız yıllardır yoğun bir mücadele yürütmüştür. Yürüttüğümüz bu mücadeleyi toplumsallaştırmaya da çalıştık. Sağlık ve sosyal hizmet alanında örgütlü başta tabip odaları olmak üzere çeşitli meslek odaları, dernekler vs. ile ortak mücadele yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz.
    Hükümetin “Sağlıkta Dönüşüm Programı”na kaşı alternatif sağlık politikasının var olduğunu ve mümkün olduğunu da, oluşturduğumuz “Eşit, ücretsiz, nitelikli; başka bir sağlık sistemi mümkün” temalı sağlık kurultayıyla gündeme taşıdık. “Her şeyin başı sağlık, sağlıkta yıkımı durduralım” çağrısıyla bütünlüklü ve kapsayıcı bir karşı koyuşu örgütlemeye çalıştık.
    TEKELLERİN DAYATMASIYLA
    Dünyada ve ülkemizde uygulanan özelleştirme politikalarından en çok etkilenen sağlık ve sosyal hizmet alanıdır. Uluslararası sermayenin saldırılarına maruz kalan sağlık alanında, ilaç ve medikal tekellerinin dayatmasıyla bu alandaki sosyal devlet uygulamaları ortadan kaldırılarak alan piyasalaştırılıyor. IMF ve Dünya Bankası kuruluşları aracılığıyla dayatılan programlara karşı ülkeden ülkeye değişmekle beraber, dünyanın birçok yerinde sağlık emekçileri sendikaları aracılığıyla mücadeleler yürütülüyor. Birçok ülkede de saldırılar püskürtüldü.
    Dünyada “Sosyal Güvenlik Reformu” adıyla bilinen ilk uygulamalar 1980’lerde Brezilya, Meksika, Arjantin ve Şili’de uygulandı.
    Sağlıktaki reform çalışmaları, Dünya Bankası ve IMF’ye borçlu ve yapısal uyum programlarının kıskacındaki gelişmekte olan ülkeler dışında gelişmiş ülkelerde de uygulanmak isteniyor. Sağlık hizmetlerinin tüm basamaklarda özelleştirilmesi yaygınlaştırılıyor. prim ödemeleri artırılıyor.
    SAĞLIK EMEKÇİLERİ MAĞDUR OLDU
    Sağlığın özelleştirilmesinin önündeki en büyük engel olan SSK sağlık kurumlarının Sağlık Bakanlığı’na bağlanması süreci ile hizmet alan SSK’lılar kurumlarından oldular. İlaç fabrikaları kapatıldı, ücretini ödedikleri sarf malzemelerin ücretlerinin çoğunu şimdi ceplerinden ödüyorlar. SSK’dan devir olan sağlık emekçileri, ekonomik özlük haklarından kayıplar yaşayarak mağdur oldular.
    Sağlık alanında performansa dayalı döner sermaye uygulamasıyla çalışanları, özellikle de hekimleri yanına çekmeye çalışan AKP, ekip başı olan hekimleri memnun ederek ekip çalışmasını ve çalışanların da iş barışını bozmuş ve “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nı sorunsuz olarak hayata geçirmeye çalışmıştır.
    Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde uygulanan tüm bu uygulamalar; hizmet alanları (hasta) paran kadar sağlık, sağlık çalışanlarını da (hekim ve diğer) örgütsüz, güvencesiz, düşük ücretli çalışacakları bir sürece götürüyor.
    SÖZLEŞMELİ ÇALIŞMA
    Yine Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın iki önemli bileşeni, Genel Sağlık Sigortası ve Aile Hekimliği’ne ilişkin uygulamalardır. Aile Hekimliği uygulamalarıyla 1. basamak hizmet veren sağlık ocakları tasfiye ediliyor.
    Kanun ve yönetmelikte “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması”nda gerektiğinde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimi uzmanı veya Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü eğitimi alan uzman tabip veya tabipler, “Aile Hekimi”; aile hekimiyle birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık çalışanı da “Aile Sağlık Elemanı” olarak tanımlanıyor. Bu uygulamada, aile hekimi ve aile sağlık elemanı olarak çalışacaklara sözleşmeli çalışma uygulaması getirildi.
    1. basamak (sağlık ocakları) sağlık hizmeti, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birlikte belirli bir iş bölümü ile bir ekip hizmetidir. Aile Hekimliği uygulamasıyla bu görevi sadece aile hekimi vermektedir.
    AKP Hükümeti, kamu sağlığına yeterli kaynak ayırmayarak, sağlık hizmetlerinin finansmanı için Genel Sağlık Sigortası (GSS) modelini hayata geçirmiştir.
    Prim esasına dayalı GSS’nin halk için anlamı, ek bir sağlık vergisi demektir. Gelir dağılımının oldukça kötü olduğu ülkemizde bu durum, var olan eşitsizlikleri daha da artıracaktır.
    GSS ile hedeflenen, sağlığın piyasaya açılarak özelleştirilmesidir. Bu yasayla amaçlanan, prim esasına dayalı ve ek katkı payı vererek sağlık hizmetinden yararlanmaktır.
    ÖZELLEŞTİRMEDE SON HAMLE
    AKP Hükümeti, son hamleyle kamu hastanelerinin (fiili yarı işletme olan) “Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı” ile işletmeye çevirerek, kamu sağlık kurumlarını tümden özelleştirmek istemektedir.
    “Kamu Hastane Birlikleri” hakkında kanun tasarısı TBMM gündeminde. Bu tasarı incelendiğinde, halen Sağlık Bakanlığı’na bağlı 900 civarındaki kamu hastanelerinden kâr eden 90 tanesi, “Birlik” adı altında işletmeye çevrilmek ve bir sonraki adım olarak da uluslararası sermayeye peşkeş çekmek için hazır hale getirilmek isteniyor. Bu yasa ile devlet hastaneleri birer ticarethaneye dönüştürülüyor. Hastanelerin yönetimleri Ticaret Odası, Sanayi Odası, Bölge İl Genel Temsilcilerine bırakılıyor.
    Bu yasa ile devlet hastaneleri, sınıflara (A, B, C, D, E) ayrılıyor ve böylece parası olanlar birinci sınıf hastanelere giderken, emekçiler alt sınıf hastanelere gideceklerdir. Yani paran kadar hastane, paran kadar sağlık!..
    AKP’nin bu uygulamalarına karşı;
    Sağlığın bir hak olduğu, piyasanın acımasız koşullarına bırakılamayacağı, halkın sağlık hizmetinden yararlanabilmesi için ödediği vergi dışında hiçbir ödeme yapmayacağı, sağlık hizmetinin halkın ulaşabileceği kamu eliyle etkin, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir olabileceği; sağlık emekçilerinin iş güvenceli, kadrolu çalışma, daha iyi çalışma koşulları ve ek işe, ücrete gereksinimi olmayacak, geçinebileceği ücrete sahip olacağı, grev ve toplusözleşmeli sendika hakkının olduğu bir yapıyı istemeliyiz. Bugün yapılması gereken, sağlık emekçileriyle birlikte kamu sağlık kurumlarımıza (hastane, sağlık ocakları) ve sağlık hakkımıza sahip çıkmak ve birlikte mücadele etmektir!..

    (*) SES Şişli Şube Başkanı

    ...


    REFERANDUM NEYİ GÖSTERDİ?

    Senem Demirhan*

    Emek alanında yıllardır görülmemiş bir hareketlenme yaşanıyor. Ne tarafa kafamızı çevirsek, emekçilerin muazzam güzellikteki hak arayışına şahit oluyoruz. Bu kimi zaman ellerde bayraklarla sokağa dökülüp emeğinin hakkını isteyen on binler, kimi zaman okul bahçelerinde okullarını korumaya çalışan öğretmen, öğrenci ve veliler, kimi zaman da fabrika önlerinde ekmek paralarına sahip çıkmaya çalışan işçiler. Ve nihayetinde son olarak yine sağlık hakkına uzanan art niyetli ellere karşı duran sağlık emekçileri ve halk... Medeni bir devletin her vatandaşına ücretsiz ve nitelikli devlet güvencesinde kamu personeliyle vermesi gereken doğuştan hak sağlık hizmeti, 8 yıldır yapılan adım adım yıkımlarla gasp edilmeye çalışılıyor. Şu anda meclis’te olan Kamu Hastane Birlikleri Yasası bu yıkımın son hamlesi.
    Peki nedir Hastane Birlikleri? Gerçekten de hükümetin kamuoyuna lanse ettiği gibi “hastanelerin özerkliğini sağlamakla beraber hastaların kâr amacı gütmeyen, hakkaniyete ve halkın ihtiyaç ve beklentilerine uygun, kolay erişilebilir, katılımcı verimli, kaliteli ve etkin hastane hizmetleri sunmak” mıdır? Ne yazık ki, kamu sağlık kuruluşlarını sağlık işletmesine dönüştürürken amacın kâr olmadığını ileri sürmek, inandırıcı olmamaktadır. Geçtiğimiz günlerde hastane bahçelerinde halka ve sağlık çalışanlarına yapılan referandum, bu söylemin gerçekçi olmadığının, sağlık hizmetini alan ve sunan her bir birey tarafından idrak edildiğini ortaya koymaktadır. Halihazırda katkı payı ödemek zorunda kalan halk, durumun bilincinde ve ‘ne yapılabilir’in arayışındadır. Referandum sandığından çıkan her bir “Hayır” oyu, bu yasayı reddetmekle beraber ücretsiz, nitelikli, tam donanımlı devlet hastanelerinde devlet güvencesiyle sağlık hizmetini almayı istemektedir.
    (*) SES İşyeri Temsilcisi/Hemşire
    Rabia Tuncer*
    www.evrensel.net