Fotoğraf: AA

Pakistan-Hindistan savaşı

   kaçınılmaz mı?

Pakistan-Hindistan savaşı kaçınılmaz mı?Faruk Tarık *George Bush'un "terörizme karşı" savaşı yeni bir evreye girdi. Dünyanın iki nükleer gücü Hindistan ve Pakistan arasında gerçek bir savaş çıkması muhtemel. Bu Afganistan'da olduğu gibi tek taraflı bir savaş olmayacaktır. Bu iki taraf için de kanlı, dünyanın yıllardır görmediği türden bir savaş olur. Küçük sınır çatışmaları zaten yaşanmakta ve iki ülkenin de hava kuvvetleri alarmda. Yine iki tarafın da sınırlara asker yığdığı haberleri geliyor. Her iki ülkenin sözcüleri de savaşın diliyle konuşuyor. Hindistan hükümeti, büyükelçiyi geri çağırarak, tek "dostane" otobüs hattını ve Delhi ile Lahore arasında haftada dört sefer yapan treni kaldırarak ön adımları attı. Vajpai ve Navaz Şerif hükümetleri, otobüs hattını 1998'de, Lahore'da yapılan görüşmelerin ardından kurulan dostluğun adına bir iyi niyet göstergesi olarak açmışlardı. Hat, 1998 haziranında 28 gün süren Kargil savaşında dahi kaldırılmamıştı. Bu, 13 Aralık'ta Hindistan parlamentosuna silahlı kişilerce düzenlenen ve 14 kişinin ölümüne yol açan saldırıya verilen yanıt oldu. Hindistan hükümeti bu saldırının Pakistan gizli servisi ISI tarafından, Hindistan'daki siyasi iktidarı sarsmak amacıyla düzenlendiğini ileri sürdü. Saldırı sırasında Hindistan parlamentosunda bir oturum yapılmaktaydı. Parlamento binasına girme hedeflerini gerçekleştiremeyen saldırganlar, binanın dışında Hintli koruma görevlileri tarafından engellendi.

Birbirlerini suçladılarPakistan hükümeti ve medyası, alışıldık demagojisine başvurarak, olayın Hindistan gizli servisi RAW tarafından Pakistan'a karşı kurgulanan bir tezgah olduğu suçlamasını getirdi. Şöyle ki; Hindistan saldırıyı gerekçe göstererek uluslararası toplumu terörizme yataklık eden Pakistan'a savaş ilan etmeye çağıracaktı. Pakistan'ın askeri sözcüsü, kendilerine bir saldırı düzenlenmesi halinde doğacak korkunç sonuçlarla ilgili olarak uyardı. Hindistan hükümeti bu yaklaşımı gayrıciddi olarak niteledi. Hindistan ana dalga medyasında, Pakistan devletine sözle değil fiilen yanıt verilmesi için histerik çağrılar yapıldı. Bir ders vermek için.

Su sorunu23 Aralık'ta Pakistan gazeteleri ayrıca Hindistan hükümetinin Hindu Suyu Anlaşması'na ve Pakistan'a yapılan sivil uçuşlara son vermek istediğini duyurdular. Hindistan İçişleri Bakanı Advani, sınırları geçmekten söz etmişti bile, Başbakan Vajpai ise Hindistan'ın her yola başvurma hakkı olduğunu ilan etti. Önce diplomatik çaba göstermekten ardından diğer seçenekleri tartışmaktan bahsetti. Öte yandan, bu süre içinde 5 günlük bir ziyaret için Çin'de bulunan General Müşerref, Hindistan'ın yanıtını "küstahça" diye niteledi. 1960 tarihli Hindu Suyu Anlaşması, Hindu nehri ve ona bağlı suların Hindistan ve Pakistan'a dağıtılmasını öngörüyor. Bu anlaşmanın ihlal edilmesi, sadece Pakistan'ın Pencap eyaletlerinin değil, tüm Pakistan'ın ve Afganistan'ın aç kalması demek. İki eyalet de bu nehirlerden gelen kanal sulama sistemlerine yoğun olarak bağlı. Sürmekte olan iklim değişikliklerinden dolayı, son yıllarda Pencap'ın kuru bölgelerinde kuraklık yaşanıyor. Pakistan'ın gıda ihtiyacı temel olarak Pencap ve Sind eyaletlerinden karşılanıyor. Bu iki eyalet, Pakistan nüfusunun yüzde 80'ini oluşturuyor. Pakistan ve Hindistan hükümetleri bir felaket yoluna girdi. Birbirlerine ekonomik ambargo ve diğer yaptırımlardan fazlasını uygulayacaklar gibi görünüyor. Bunlar gerçek bir savaşa giden yolun ilk adımları. İki ülke, geçmişte birbirlerine karşı defalarca savaştı. En son sınırlı savaş 1998'deydi.

Savaş felsefesiHindistan'ın çılgın politikacıları ve Pakistan'ın askeri rejimi, Afgan-Amerikan savaşı sırasında "uluslararası toplum" ile aynı taraftaydılar. Şimdi ikisi de birbirlerini, Keşmir sorununda silahlı kökten dinciler aracılığıyla terörizmi beslemekle suçluyorlar. Puan kazanmak için Amerikan oyununu oynamak istiyorlar. Tek çözüm yolu savaş; son üç ayda yaşanan gelişmelerden sonra iki tarafın çılgın yöneticilerinin vardığı sonuç bu. Amerika'nın Afganistan'daki savaşı, barış ya da sözde teröristlerden kurtuluş getirmedi. Aksine, dünya barışına yönelik tehditleri artırdı. Dünya, bir nükleer savaşa tarihte daha önce hiç olmadığı kadar yakın. Yeni savaş tehlikesiyle birlikte ABD emperyalizminin tüm iddialarının gerçek dışı olduğu görüldü. Afganistan'ı bombalamanın, iktidarı Taliban'ın elinden alacağını ve terörizm tehlikesini dizginleyeceğini ileri sürmüşlerdi. Hindistan parlamentosuna düzenlenen saldırı, 23 Aralık'ta bir kişinin kendisini havada patlatma girişimi, 22 Aralık'ta Pakistan İçişleri Bakanı'nın kardeşinin Karaçi'de öldürülmesi ve Filistin'de süren silahlı çatışmalar, terörizmin devlet destekli terörle durdurulamayacağını ortaya koyuyor.

Karzai'nin hesabıABD, savaşı "kazanmış" olabilir ve Taliban'ın devrilmesine sevinebilir ancak terörist saldırı tehlikesi ortadan kalkmadı. Aslında, savaş felsefesini ve savaş siyasetini geliştirdi. Taliban'ın yerini terk etmesi, dinci fanatizmin sonu geldi demek değil. Geçtiğimiz günlerde Pakistan'da yayınlanan bir araştırmaya göre, Taliban'ın sonuna kadar savaşma sözünde durmamış olmasına rağmen, halen Pakistan nüfusunun yüzde 43'ü onları destekliyor. Bir diğer acı gerçek de Taliban'ın ana üslerine düzenlenen yağmur halindeki bombardımanlara karşın örgütün liderliğinden hiç kimsenin ölmemiş olması. Böylece Taliban'ın, iktidarı terk etmeye, Amerika destekli Karzai'ye hiç kimsenin tutuklanmayacağına ya da öldürülmeyeceğine dair söz aldıktan sonra razı olduğu ortaya çıktı. Karzai şimdiye dek sözünde durdu. Bunun temel nedeni, Afganistan'daki etnik çatışmalar; Karzai'nin Özbek, Hazara ve Tacik liderlerle sorun yaşaması halinde halen Peştun Talibanlar'ın desteğini isteyebilecek olmasıdır. Amerikalılar'ın Afganistan'daki stratejisi, Körfez Savaşı zaferlerinden sonrakiyle karşılaştırılabilir. Amerikan emperyalizmi yenilen Saddam'a iktidarda kalması ve Şii ayaklanmasını bastırması için yardım etti. O dönemde, yeni bir İran oluşmasını engellemek istiyorlardı.

Hint milliyetçiliğiPakistan askeri rejiminin Amerikalılar'a destek vermiş olmasına rağmen, Keşmir meselesine halen eskisi gibi yaklaşıyorlar, kökten dinci gruplar faaliyetlerini Pakistan'da açık açık yürütüyorlar. Kamplarının hiçbiri kapatılmadı. İşçi sınıfı kökenli işsiz gençleri silah altına almaktan dolayı tutuklanmadılar. İşler her zamanki gibi yürüyor. Ama bu çok da sürmeyebilir. Askeri rejim, Hindistan hükümeti ile savaşmaya istekli olan bu sözde mücahitlere yönelik politikasını değiştirmeli. Hindistan hükümetinin sosyal temelleri şovenizm üzerine kurulu. Hindu milliyetçiliğini kamçılamak için böylesi bahanelere ihtiyaç var. Hükümet şimdi işte bunu yapıyor. Bu terörizme karşı savaş değil. Öyle olsaydı, Keşmir'deki büyük insan hakları ihlalleri göz ardı edilmezdi. Keşmirliler bağımsızlık istiyor. Kökten dinciler bu ulusal mücadeleyi bir din mücadelesine çevirmek istiyor. ISI'nın bir kısmı, köktencilere, amaçlarına ulaşmaları için destek oluyor. Özel olarak General Müşerref, farklı bir pozisyonda. Keşmir politikasını kamuoyu önünde defalarca savundu. Bu yıl düzenlenen Agra Zirvesi'ni de bu nedenle terk etmek zorunda kaldı. Hindistan Başbakanı Vajpai, o dönemde, zirvenin merkezinde Keşmir sorunu olmasını istemiyordu. Vajpai, sınırların açılmasını, ticari ilişkilerin geliştirilmesini ve iki ülkeyi yakınlaştıracak başka ekonomik önlemler alınmasını önerdi. Ancak General Müşerref tüm bu önerileri reddetti ve Keşmir sorunu çözülene dek uzun ömürlü bir kardeşliğin sağlanamayacağını söyledi. Vajpai iktidarı altında, Hindistan'ın yöneten sınıfları, Keşmir sorununda kendi sosyal zeminlerine zarar verecek hiçbir çözümü kabul etmeyeceklerdir. Onlar da Müşerref'e karşı çıktılar ve Agra Zirvesi başarısız oldu. Bir ay sonra, 11 Eylül'ün ardından Müşerref, Taliban'ı destekleme konusunda bir U dönüşü gerçekleştirdi ve Amerikalılar'a destek olmaya karar verdi. Bu da Müşerref rejiminin bir başka çelişkisi. Bir yandan, Keşmirli mücahitlere Hindistan işgaline karşı verdikleri kutsal savaşta destek oluyor, bir yandan da Taliban'a karşı Amerikalılar'ı destekliyor. Hindistan parlamentosuna yapılan saldırıyı kim düzenledi? Hindistan, failin İslamcı Laşker Tayyibe (Kutsal Ordu) ve Jaish Muhammed (Peygamber Muhammed'in Ordusu) örgütleri olduğunu söylüyor. General Müşerref kanıt istiyor. Tıpkı, Taliban'ın Usame Bin Ladin'i teslim etmek için kanıt istediği gibi. Afganistan'daki savaştan sonra, herhangi bir olay hakkında kanıt sağlama ahlâkı bozuldu. Artık kanıtlar daha çok çıkarlara ve stratejiyi tespit eden belirli bir ülkenin öncelikleriyle ilgili; gerçek kanıtlara ihtiyaç duyulmuyor. Pakistan ve Hindistan işçi sınıfları mevcut duruma karşı kararlı bir şekilde eyleme geçmeli, hemen şimdi. Yöneticilerinin savaş için öne sürdükleri bahaneleri reddetmeliler. Bugün Hindistan'daki barış hareketi daha önce hiç olmadığı kadar güçlü. Hindistan-Pakistan savaşının asıl kaybedenleri, her iki ülkenin sıradan vatandaşları olacaktır. Savaşın bedelini onlar ödemek zorunda kalacaklar. Zenginler, kapitalistler savaştan para kazanacaklar, işçiler ise bunun karşılığını sadece parayla değil, canlarıyla da ödeyecekler. Gidecekleri güvenli bir yer, ülkeyi terk etmeye yetecek paraları yok onların. Hindistan ve Pakistan ekonomileri, kişi başına yıllık 400 dolardan daha iyi bir durumda değil. Bu savaşın ekonomik sonuçları iki taraf için de yıkım olacaktır. Savaş ancak Müşerref'in Keşmir politikasında bir U dönüşü daha gerçekleştirmesiyle engellenebilir. Aksi halde iktidarını ve hatta hayatını yitirebilir. Hindistan'ın yönetici sınıfı da savaş için ayakta. Savaş sınırlarda başlayabilir ancak kısa sürede yayılabilir. Amerikan emperyalizmi bu savaştan hoşlanmayabilir. Ancak, gelişmeler pekala kontrolden çıkabilir. Afganistan'a yönelik kitlesel bir saldırı gerçekleştirdiler. Amerikalıların verdiği ders, her sorunun savaşla çözülebileceği oldu. İki savaştaki barış hareketleri, savaş histerisinin son bulmasında etkili olabilir. Pakistan Emek Partisi de bunun ön safında yer alacak ve Pakistan'daki barış hareketini başlatacaktır.

(*) Pakistan Emek Partisi Genel Sekreteri
www.evrensel.net