Şellale kararsız akıyor

Şellale kararsız akıyor

Semir Aslanyürek'in senaryosunu yazıp yönettiği "Şellale" elindeki güçlü oyuncu yapısına ve teknik donanıma rağmen iyi bir film olma şansını kaçırmış.

Şellale kararsız akıyorŞenay Aydemir Türkiyeli yönetmenlerin bir kısmı konu sıkıntısına düşmelerinden mi, yoksa 'çocukluk anıları'nın çok önemli olduğunu düşündüklerinden mi bilinmez, son zamanlarda sıkça 'anı' filmleri çekiyorlar. Nuri Bilge Ceylan'ın "Mayıs Sıkıntısı"nda hısım akrabalarını oynatmasının ardından Barış Pirhasan da Gül Dirican'ın kendi hayatından 'ilk gençlik' yıllarının anılarını filme çekmişti. Pirhasan'ın filmi "O da Beni Seviyor" sıcak ve samimi havasıyla beğeni kazansa da 'neden çekildiği' sorusu hâlâ cevap bulmuş değil. Bu sefer de akademiden bir yönetmen, Semir Aslanyürek'in 'hayatının projesi' olduğu söylenen "Şellale" gösterimde. Aslanyürek de Antakya Harbiye'de geçen çocukluğunu anlatıyor filmde. 1960 yılının mayıs ayında Demokrat Parti'nin son günlerinin ve dönemin politik atmosferinin fonda yer aldığı film zengin oyuncu kadrosu ile dikkat çekse de gösterim öncesinde yaratılan etkinin filmden sonra seyircinin üzerinde kaldığını söylemek güç. Sovyetler Birliği'nde aldığı sinema eğitiminin 'teknik' özelliklerini göstermedeki başarısı dikkate değer olan Aslanyürek'in "Şellale"si, senaryosunda ve kimi karakterlerinde aksıyor. Hülya Koçyiğit, Tuncel Kurtiz, Aykut Oray, Ege Aydan, Enis Aslanyürek, Zuhal Tatlıcıoğlu, Fikret Kuşkan, Ali Sürmeli, Canan Hoşgör ve Nurgül Yeşilçay gibi yılların usta oyuncuları ile son dönemin gözdelerini bir araya getirmeyi başaran Aslanyürek'in çabası ortaya iyi bir film çıkarmaya yetmemiş. Babasının dostu olan bir Fransız aile tarafından evlat edinilen Cemal, resim eğitimini bitirdikten sonra memleketine geri döner ve çocukluk yıllarını anımsamaya başlar. Hayatının en iz bırakan anılarını kapsayan bu günler, 1960 ihtilalinin hemen öncesindeki gerilimli, sıradışı ve farklı coşkularla örülü günlerdir. DP'li babası, CHP'li amcası arasında, farklı partilere mensup olmaktan kaynaklanan bir çekişme vardır. Birbirlerinin yüzünü bile görmeye tahammülü olmayan kardeşler, evlerinin bulunduğu ortak avluyu yüksekçe bir duvarla ikiye ayırırlar. Yine de duvar, iki kardeşin duvara merdiven dayayarak birbirlerine sataşmalarını, birbirlerini hırpalamalarını engellemez...

İki aynı bölüm Filmi iki bölüm halinde değerlendirmek mümkün. Birinci bölümde, oldukça geniş tutulan karakterleri tek tek tanıma olanağı buluyoruz. Biri CHP'li, diğeri DP'li iki kardeş; Stalinist bir berber; eşek eti satan bir kasap; yarı deli bir seyyar satıcı; Amerikancı bir okul müdürü; düşmüş bir toprak ağası; karısının peşinde koşturup duran bir deli; aklı selim bir kadın ve bütün bunların merkezinde duran bir iki çocuk. Aslanyürek oldukça parçalı bu görüntünün ardında hiçbir oyuncuya ağırlık vermemeye özen göstermiş, ancak bu durum filmin birçok alana yayılmasına ve konunun dağılmasına neden oluyor. Bir yandan "Şellale"nin etrafında öbeklenmiş, insanların akıp giden hayatları, diğer taraftan dönemin politik atmosferini arka plana alma çabaları ikisinin de ortada kalmasına neden oluyor. Böylece, '60 darbesinin hemen öncesinde küçük bir kasabadaki atmosferi 'politik' olarak yakalama fırsatını elinden kaçırırken; Amerikan sütü karşılığında Kore'ye asker gönderilmesi dışında bügüne aktarılacak bir bağlantı yakalanamıyor. Aslanyürek'in iki arada bir derede Demokrat Parti iktidarına dair söylemek istedikleri ise, hem daha önceki benzerlerinden zayıf -yakın zamanda gösterime giren Ersin Pertan'ın Şarkıcı'sında daha özenliydi örneğin- hem de üstünkörü olduğu seziliyor. İkinci bölümde ise, her şeyin kendi rütininde ve üstelik hiç de kötü gitmediği bir anda, akla gelmeyecek bir felaket, filmi hem rayından çıkartıyor, hemde seyircinin hiç de beklemediği bir 'melodrama' dönüştürüyor. Ancak bunun Aslanyürek'in bir tercihi olduğunu söylemek güç. Geniş tutulan karakterlerler tam oturmadan filmin yarısına gelen Aslanyürek, zorunlu olarak finali bağlamak zorunda kalmış gibi.

Görüntü ve oyuncular Antakya'nın Harbiye ilçesinde çekilen filmde, görüntülerin özenli olduğunu eklemek gerek. Gerek Aslanyürek'in set kurguları, gerekse Haik Kirakossian'ın görüntüleri dikkate değer. Dönemin atmosferi, dekor ve köstümleriyle yansıtılıyor. On yıl sonra sinemaya dönen Hülya Koçyiğit, Aykut Oray, Fikret Kuşkan, Ege Aydan ve Savaş Yurttaş'ın da aralarında olduğu oyuncuların filme renk kattıklarını söyleyebiliyoruz ancak. Zira, hiçbir rolün diğerinden üstün olmadığını, ya da hiç bir oyuncunun oyunuyla filme ağırlığını koyma fırsatı yakalayamadığını belirtmekte yarar var. Ancak Aslanyürek'in özellikle "Büyük Adam Küçük Aşk" ve "O da Beni Seviyor"un küçük oyuncularını izledikten sonra çocuk oyuncu yönetiminde çok da başarılı olduğu söylenemez. Sonuç olarak "Şellale", yoğun emek harcanmış ancak bizce bu emeklerin karşılığının tam olarak alınamadığı bir film. Aslanyürek'in 'sıcak bir kasaba filmi' yapmak ile bir dönemin politik atmosferini aktarmak arasındaki kararsızlığı, popüler olma kaygılarıyla birleşince ortaya emeği ve masrafı bol ama dağınık bir yapım çıkmış. Bir başka son söz de, filmin promasyonuna ilişkin. "Şellale" her şeye rağmen izlenmesi gereken bir film. Bu bakımdan çıplak erkek ya da birkaç saniyelik kadın göğsü görüntülerinin promosyon aracı olarak kullanılması hem filmin imajını zedeliyor hem de sinemaya önemli filmler kazandıran yapımcısını ve yönetmenini zan altında bırakıyor. Şellale'nin bunlara ihtiyacı yok.
www.evrensel.net