Kılavuzu Davos olanın...

Dünya Ekonomik Forumu, Davos zirvesi için açtığı İnternet sitesinde, 1998 yılında Türk hükümetine ilettiği 'tavsiye'leri yayınladı.

Kılavuzu Davos olanın...
Hükümet ve medya, Başbakan Bülent Ecevit'in Davos'ta bulunmasının tek nedenini "ülkeye yabancı yatırım çekmek" olarak açıklarken, bizzat Davosçular tarafından yayınlanan bilgiler, bir diğer nedenin, emperyalistlerden "tavsiye" almak olduğunu gösteriyor.
Kapalı kapılar ardında Ecevit ve heyetine verilecek bu "tavsiye"lerin yaptırım gücü ise, adeta "MGK" düzeyinde. Bu durum, devlet yöneticilerinin önceki Davos zirvelerinde aldığı "tavsiye"leri harfiyen yerine getirmesinden anlaşılıyor. Aşağılayıcı bir dil
Dünya Ekonomik Forumu (WEF)'na ait Web sitesinde Türkiye için ayrılan sayfada, 1988 yılında dönemin hükümetine iletilen tavsiyelerin ne olduğu açıklanarak, dün başlayan ve dört gün sürecek olan zirvede, öncelikle bu konuların "takip edileceği" ima ediliyor. Davosçuların, emperyalizme bağımlı bir ülke karşısında aldığı aşağılayıcı tutumun açık bir göstergesi olan sayfada, dönemin Mesut Yılmaz hükümetinin, "içe dönük küçük politik hesaplar güttüğü"nü okumak mümkün. ANAYOL-D hükümetinin uluslararası sermaye açısından pek de istikrarlı bir görünüm arzetmediğini gösteren metin, söz konusu hükümeti "düşük profilli" olarak tanımlıyor.
'Denetleme' yapmışlar
"Tavsiyeler"in yaptırım gücü ise, neredeyse her cümlenin sonuna kondurulan "yapılmalıdır", "edilmelidir" sözcükleriyle vurgulanıyor. Daha da ileri gidilerek, Davosçuların İstanbul ziyareti sırasında bu konulara ilişkin "denetlemeler" yapıldığı yazılıyor.
WEF sitesinde yer alan bu metnin en ilginç yönü ise, aradan iki yıl geçtikten sonra, söz konusu "tavsiye"lerin tümünün yerine getirilmiş veya getirilmekte olması. Bu iki yıllık dönem, devlet ileri gelenleri ve büyük patronların, söz konusu tavsiyeleri "ülkenin çıkarına bir zorunluluk" olarak sunduğu ve ülke gündeminin başına yerleştirdiği bir dönem aynı zamanda.
Milliyet yazarı Hasan Cemal'in deyimiyle "Davos insanları", yani uluslararası sermaye temsilcileri, bu döneme ait gözlemlerini şu sözlerle aktarıyorlar:
Düşük profilli hükümet
"1998 Türkiye toplantısında, Türkiye'yi küresel rekabet yoluna koymak için bir dizi tavsiyede bulunulmuştu.
Türkiye'deki 20. toplantımız vesilesiyle, üyelerimiz İstanbul'da bir araya gelerek Türk ekonomisini ve planlanan siyasi reformların durumunu denetlediler. Burada, Türkiye'nin özel sektöründe dinamik bir girişimci ruhun varlığını müşahade ettik. Ama bunun aksine, Ankara'daki siyasi manzara büyük ölçüde aynıydı ve her azınlık koalisyon hükümetinde olduğu gibi, içe dönük küçük politik hesaplarla (politicking) karakterize oluyordu.
Yine de katılımcılar, yeni vergi yasası gibi bir dizi ekonomik reformda ilerleme kaydedildiğini gördüler. Özelleştirme konusunda ilerlemeler var ve enflasyonla mücadele hedefinde yürüyor. Ancak seçimler öncesinde böylesi 'düşük profilli' bir hükümetin ortaya çıkışı, iş dünyası tarafından pek iyi haber olarak değerlendirilmiyor.
Tartışmalarımızda birçok kez, eğer Türkiye olağanüstü potansiyelinden yararlanacaksa, hem iş dünyası, hem de kamu sektöründe yeni bir liderliğe sahip olması gerektiğini dile getirdik. 1998 toplantısında, çoğu iş dünyasından gelen yeni bir nesil liderler grubu ile karşılaştık."
İşte 'tavsiye'ler
Metnin devamında ise, bu toplantıda, hem özel sektöre, hem de hükümete yönelik "tavsiye"ler, dörder madde halinde sıralanıyor. Davosçuların hükümete yönelik ilk talimatı, "Sosyal güvenlik, mali sektör reformu ve tarım reformu gibi çok ihtiyaç duyulan yapısal reformlarda hızla ilerlemek. Sosyal güvenlik, halen bütçe açığının yüzde 30'unu teşkil ediyor ve bu, 1.7 kişinin 1 emekliyi desteklemesi demek. Bu oran değiştirilmelidir. Emeklilik yaşının yükseltilmesi, 2010 yılına dek 60 milyar dolar tasarruf yapılmasını sağlayabilecektir." Bilindiği gibi, bu talimatın sosyal güvenliğe ilişkin bölümü kısmen yerine getirildi. Yaşar Okuyan'ın sosyal güvenlik sistemine yönelik aşağılamaları eşliğinde başlayan yeni aşamadaki önceliğin, sosyal güvenlilik ile emekliliğin önce birbirinden ayrılması, ardından da her iki sistemin tasfiye edilerek yerine "özel sağlık ve emeklilik sigortası" geçirilmesi olduğu biliniyor. Mali sektör ve tarım "reformu" ile ilgili tartışmaların da, bu "tavsiye" doğrultusunda yürütüldüğünü görüyoruz. Nitekim bir Dünya Bankası heyeti de, pazartesi günü "mali sektör reformu"na ilişkin kendi "tavsiye"lerini iletmek üzere Türkiye'ye geliyor.
Davosçuların ikinci talimatı ise, oldukça çalkantılı geçen bir dönemin perde arkasını anlamak açısından oldukça önemli: "Vergi yasasının, özel sektör tarafından hoş karşılanacak bir biçimde düzeltilmesi. İş dünyası, meclisten geçen yasayı hoşnutlukla karşıladı. Ancak mevcut küresel koşullarda piyasa likiditesinde görülen keskin düşüş, bir revizyonu şart kılmaktadır."
Hatırlanacağı gibi, ANAYOL-D hükümeti döneminde Maliye Bakanı Hikmet Uluğbay tarafından çıkarılan yeni vergi yasası, spekülasyon ve mali işlemlerin yetersiz de olsa vergilendirilmesi nedeniyle, büyük patronların tepkisini çekmişti. Aynı Uluğbay, Ecevit hükümeti döneminde de ekonomiden sorumlu devlet bakanı idi ve yukarıdaki "tavsiye"lerin ışığında kendi yasasını bozdu ve spekülasyonun vergilendirilmesine ilişkin hükümleri iptal etti. Ardından da, yine borsa spekülasyonları sonucu gerçekleştiği iddia edilen şüpheli bir intihar girişimiyle siyaset sahnesini terketti.
Metindeki üçüncü tavsiye, Avrupa Birliği ile ilgili: "AB'nin sunduğu son belgelere olumlu yanıt vermek ve birliğe 'doğru dürüst' girebilmek için gerekli adımları atmak. Son AB raporu, Türkiye'yi, belli kriterlere ulaşıldığı takdirde adaylık için 12 ülke arasında göstermektedir. Bu kriterler, hükümet için bir kılavuz olmalıdır."
Davosçular bağımsız ve de halkçı Ecevit hükümetimizin "kılavuzunu" da belirledikten sonra, son tavsiyeye geçiyor: "Seçim yasası ve kısmen finans yasasını gözden geçirmek. Siyasi partiler, genç adaylara başarı şansı tanıyarak, liderliğin yenilenip gelişmesini teşvik etmelidir." Bu da, halkın, "Dürüst lider Ecevit" gibi muhalefetteyken ayrı, iktidardayken ayrı konuşan liderlere yönelik tepkilerini "yeni nesil liderler" ile farklı kanallara aktarmanın bir yolu olmalı.
Dünya Ekonomik Forumu kurmaylarının açıkça dile getirmekte hiçbir sakınca görmedikleri bu tavsiyeler, Ecevit ve hükümetinin kılavuzunun emperyalistler ve uluslararası tekeller olduğunu bir kez daha ortaya seriyor. Şimdi sorulması gereken soru, bu yılki Davos zirvesinde hangi "tavsiye"lerin alınacağı.
www.evrensel.net