'Kan konuşmaz'

Bir felsefecinin dünya görüşünün kabulünün, güzel bir çift bacağa, biçimli bir kalçaya, yakışıklı bir göğüse...

'Kan konuşmaz'
Sennur Sezer
Okumadıysanız da adını duymuşsunuzdur bu romanın. Nâzım Hikmet'in takma adla yazdığı romanlardan biridir, "Kan Konuşmaz". Konusu bir dönemin Yeşilçam filmlerini andırır.Yoksul bir kadının zengin bir tüccardan olan oğlu. Babasını bir işçi sanan delikanlı bir kaza sonucu gerçek babasıyla tanışır. Delikanlının biyolojik babası, delikanlının tanıklığının önemli olduğu bu olayda, kendinden yana davranmasını ister. Bu isteğinin gerekçesi olarak da aralarındaki kan yakınlığını gösterir. Genç adam, ait olduğu sınıfın namusunu küçük çıkarlar ve akrabalıklar nedeniyle çiğnemez. Bunu açıklarken, kullandığı benzetme, romana da ad olmuştur: "Kan konuşmaz..." Bir bakıma Brecht' in "Kafkas Tebeşir Dairesi" adlı oyununu anımsatan bu roman sık sık düşüyor aklıma, sevgili çok satar gazetelerimizde Marx'ın torunu olduğunu ileri süren ya da ileri sürülen güzel mankenin resimlerini gördükçe. Kadıncağız dedesinin adıyla anılmak istemiyormuş sözde. Bizimkilerse inadına bastırıyor : "İnsanın Marksist olası geliyor!"
Bir felsefecinin dünya görüşünün kabulünün, güzel bir çift bacağa, biçimli bir kalçaya, yakışıklı bir göğüse, daha doğrusu bütün bunların yarı çıplak görünmesine bağlı oluşu, elbet saygıdeğer medyamızın dünya görüşünün pusulalarını göstermesi bakımından ilginç. Demek bundan sonra sokakta, "Dedenin dünya görüşüne kurban olayım" diye laf atılacak... Bu durum, bir zamanlar , mavi gözlü güzel bir şarkıcımızın, Sovyetler'de verdiği konseri "Bütün komünistleri nasıl Allah diye haykırttım!" benzeri anlatımlarının incilerine benziyorsa da zarar yok. Artık Marx'ın torununa bakıp Marksist, Mao'nun yeğenine bakıp Maoist olabilirler. Nasılsa bu durumlarının, "halın olayım çiğne beni" sataşmasından farkı, Basın Yasası'nda da cezası yok.
Akrabalıkların, bu akrabalığı kötüye kullanma, amcasının yetkilerine dayanarak kredi alma, babasının adıyla haraç işlerine bulaşma, annesinin ünüyle askeri görevlerden sıvışma biçiminde algılandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Dünya görüşünün, yaşam felsefesinin sınıfsal kökenlerle genellikle ilişkisi yoktur. Nâzım Hikmet'in soylu ailesi, sosyalist liderlerden kimilerinin akrabalarının devlet yönetiminde oluşu onların davranışlarındaki, görüşlerindeki içtenliği de, ceza almalarını da etkilememiştir.
Marx'ı da, fabrikatör kökenli Engels'i de iyi kavramak için çağlarını incelemek gerekli. Evrensel Basım Yayın'ca basılan "Ateşi Çalmak" üst başlıklı roman dizisi bu konudaki önemli, şu dönemde okunması gerekli romanlardan biri. Akıl karıştırıcı, belgesel olduğu iddia edilen pek çok yerli roman yerine bence bu diziyi okuyun.
Temel kitapların ve klasiklerin modası ve güncelliği hiç geçmiyor. Özellikle insan hakları söz konusu olunca. Antigone'u anımsıyor musunuz? Hani iki kardeşi savaşta karşı karşıya gelen genç kızı. Birinin kahraman ötekinin hain sayılmasına karşı çıkan, iki kardeşinin ölüsünden yalnız biri gömülüp öteki yaban hayvanlarının önüne atılmasını kınayan bu kız, gömülme hakkı adına ölümü göze alır. Geçenlerde Antigone'un yazıldığı coğrafyanın epey uzağında, Hollanda'da gördüm. Kara kafalıydı. Üşümüştü. Gözlerini yoldan geçen iyi giyimli sarışınlara dikmiş, insan haklarını anımsatıyordu. Bütün kardeşleri için.
Ne yapın edin Antigone'u da okuyun. Yeni baskısı yapılmamış olsa da bir kitaplıkta vardır. Üstelik çağdaş bir uyarlamasına da ulaşabilirsiniz. Kitap okumak, televizyon ve medyanın inanmamız için dayattıklarına katlanmaktan daha doğru. Özellikle şu günlerde.
www.evrensel.net