22 Şubat 2015 09:35

Kelimelerin gücü adına!

Başımıza gelen taciz, cinsel saldırı işte her ne ise onu anlatıp sonra da çözüm önerilerimizi yazacakmışız. Sanırım benim diğerlerinden biraz daha farklı bir durumum var. Yaşadığım cinsel saldırı olayını hazmetmeye bile vaktim olmadan, sırf kamunun haber alma özgürlüğü nedeniyle yaşadıklarım zaten en yalın haliyle paylaşıldı. Benim fikrimi soran olmadı.

Paylaş

Akasya ASILTÜRKMEN*

Başımıza gelen taciz, cinsel saldırı işte her ne ise onu anlatıp sonra da çözüm önerilerimizi yazacakmışız. Sanırım benim diğerlerinden biraz daha farklı bir durumum var. Yaşadığım cinsel saldırı olayını hazmetmeye bile vaktim olmadan, sırf kamunun haber alma özgürlüğü nedeniyle yaşadıklarım zaten en yalın haliyle paylaşıldı. Benim fikrimi soran olmadı. Gülşen Yüksel adlı magazin bir şeysinin dediği gibi, benim haber değerim varmış. Uğur Dündar’a göre ise “Dünyanın neresinde olursa olsun bunun haberi yapılır “ mış. Amerika’da olsaydım da böyle olurmuş bu. Tuhaf değil mi? Haber değeri olmak... Peki ya insan olarak değerim?  ”Lütfen, lütfen beni afişe etmeyin. Hem manevi, hem de maddi zarar göreceğim. Daha ailemin bile haberi yok. Onlara ne söyleyeceğim? Bir reklam kampanyasının yüzü yapmayabilirler beni sırf bu yüzden, komedi oyuncusu sayılırım, böyle bir olay başıma geldiği için hep farklı değerlendirileceğim. Lütfen, yalvarırım...” Hiçbir işe yaramadı. Arama motoruna adımı yazamıyordum, okuyacağım başlıklardan korkuyordum.  Taa ki bir gün yine twitter üzerinden parçalanmış bir anüs fotoğrafı eşliğinde taciz edilene kadar. O gece beynimde bir şimşek çaktı ve “Yüzleşme” başlıklı yazıyı yazdım. Dört ay önceydi. Başımdan geçenleri, bana neler hissettirdiğini, sonrasında açtığım tazminat davası sürecini açıklıkla anlattım ve tereddüt etmeden sosyal medyada paylaştım. Annem, geç bile kaldığımı, benimle gurur duyduğunu söyledi. Benimle bu konuyu konuşmaya cesaret edemeyen herkes içini döktü. Tüy gibi hafifledim. Daha önce odada mor bir fil vardı ve biz bu konu hakkında tek kelime etmiyorduk sanki. Keşke daha önce yapsaymışım diyemedim. Bu duruma gelebilmem çok uzun zaman aldı. Hala tam olarak baş edemiyorum ama fena da hissetmiyorum o kadar. 

Geçtiğimiz hafta hepimiz Özgecan cinayeti haberiyle sarsıldık. Peki neden o kadar etkilendik bu genç kızın katledilmesinden? Ülkede her hafta dehşet verici bir kadın cinayeti haberi okuyup geçiyorduk. Cevabı su gibi ortada.

Özgecan bize benziyordu, gencecik, herkes gibi gündelik hayatını yaşayan bir kız, evlat, öğrenci, vatandaş. Bir de suçun işleniş biçimi var tabii. Hepimiz dolmuş, minibüs, taksi kullanıyoruz bir yerden bir yere gitmek için. Üstelik gündüz vakti. Hele suçu işleyenler... Bir değil, üç kişi. Organize suç resmen. Anlık bir öfke sonucu olduğunu da sanmıyorum. Rezalet bir tablo var karşımızda. Hazmı güç bir soğukkanlılık. 

Sonra döküldü herkes. Ülkede ne çok cinsel saldırıya uğramış birey varmış meğer! Yalnız olmadığıma ilk defa üzüldüm. Sonra ne kadar çok idam yasasının geri gelmesini isteyen varmış! Hiç tahmin etmediğim insanlar bu konuda açıkça fikirlerini dile getirdiler. Önce buna tepki göstermek istedim. “Hukuk sisteminin bu kadar rahat kılıfına uydurulduğu bir ülkede, idam cezasını geri istemek akıl dışıdır.” yazdım Twitter’a. Sonra herkesin başına gelen olayları paylaştığını gördüm ve aylar önce yazdığım yazıyı paylaştım. Hazır dikkatler bu konunun üzerindeyken, cinsel saldırı olaylarında yargının işleyişinin acilen değiştirilmesi için bir şeyler yapılmalıydı. Bizzat başıma geldiği için, hızla nelerin yapılması gerektiğine dair bir şeyler karaladım. Oyuncular Sendikası avukatı Sera Kadıgil de yazdıklarımdan yola çıkarak, meclise sunulması planlanan yasa tasarısına rızamı da alıp aşağıdaki şartları ekledi.

1. Olay karakola intikal ettiğinde, saldırıya uğramış kadın/çocuk için pedagog ve psikolog, ifade esnasında hazır bulunmalı.

2. Mağdurun ifadesi alınırken, talebe göre mutlaka kadın memur seçeneği bulunmalı. Sağlıklı ifade alınması için bu çok önemli.

3. Hastane sevki ve muayene mağdurun ruh hali göz önünde bulundurularak yapılmalı.

4. Adli tıp kurulunun işleyişinin komple değişmesi gerekiyor. Kolu damgalanarak muayeneye gönderilmek, defalarca kurul kararı için çağırılmak mağdurun ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Bir işe yaradığını da sanmıyorum. Sadece bürokratik bir süreç.

5. Mahkemede mağdurun ve sanığın açık adresleri sesli olarak okunmamalı. Zaten orada aynı havayı solumak bile yeterinde moral bozucu. Yine ifadeyi etkileyebilir.

6. Kamuyu bilgilendirmek amacı ile yapılan haberlere daha fazla sınırlama getirilmeli. Sadece mağdurun gözlerini bantlamak ve adının baş harflerini gizlemek yeterli değil. Alınan ifadelerin haber yapılırken kullanılması da hiç doğru değil. Yine mağdurun ifadesini etkileyen bir durum.  

Umarım uğraşlarımız olumlu sonuç getirir. Bu basit değişikliklerin yapılması bile sessiz kalmayı tercih eden bir çok kadın ve çocuğun kararını etkileyecektir. Ben başıma geleceklerin bu boyutlara ulaşacağını bilseydim, karakoldaki ifademe sadık kalır, sadece darp ve taciz olduğunu söyler, çıkardım mahkeme salonundan. Gördüğüm terapinin etkisiyle başıma gelenleri açıkça anlattım ve sırf işleyişteki çarpıklıklar yüzünden bütün etkilere açık hale getirildim. Binlerce insanın biliyor olması gerçeğiyle baş etmem, bunu hazmedebilmem tam yedi yılımı aldı. Şu anda cinsel saldırı mağdurlarının olaydan sonraki hayatını kolaylaştıracak yasa tasarısı eğer meclisten geçer ve uygulamaya koyulursa, ben de rahat bir nefes alacağım. 

Dikkat ettiniz mi? T harfi ile başlayan o kelimeyi hiç kullanmadım. Keşke mağdur yerine de bir kelime bulabilseydim. Kelimeler güçlüdür. Kullanırken lütfen biraz daha dikkatli olalım. 

*Oyuncu

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İğne batıramadıysam da rezil ettim

SONRAKİ HABER

Alışılmışın dışında kadınlar: Uçuyor Bunlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa