15 Şubat 2015 07:49

Horoz İsmail

Horoz İsmail, Vecdi Çıracıoğlu’nun deniz insanlarını, 'bilge serseri'leri anlattığı son romanı Ruhisar’daki yan karakterlerden birisidir. Romanın ortalarında işi düşer kahramanlarımızın Horoz İsmail’e.

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ*

Ay sonu hesabımıza yatan paranın verdiği sıcaklıkla geriye doğru yaslanıp hayaller kurabiliriz pek tabii. AVM’ye gidip öte beri alabiliriz üstümüze, eyvallah! Marketten mutfağı yeşertiriz, kime ne? İçimizdeki boşluğu ya da keyfi semirtmek için “inhisar idaresi”ne gidip nevaleyi dineltiriz, mis gibi. Olmadı bir meyhanede, barda, pubda yakarız gırtlağımızı ateş suyuyla, falso yok.
Hayatın bize sunduklarıyla kötürüm duyguları kovup bizim gibi olmayanlarla münasebet kurmadığımız için semirebiliriz elbet.
Kahramanı olduğumuz hayatın figüranı hakkında soru sormak işimiz değil. Kâğıt toplayan çocukların akıllı telefonlarına taktığı kulaklıktan ne dinlediğini merak etmeyiz. Sokakta yaşayan insanların nerede konakladığını, “çıkma ekmeğe” nereden ulaştığını, “askıda” ne bulduğunu bilmek işimize gelmez. Banka kartı sağlamda nasılsa. Ertelenmiş grevler ya da fırtınada kayalara çarpıp parçalanan kayıklar televizyon ekranındaki görüntü kadar yer tutar belleğimizde. Kar kış bize ne, potinimiz sağlam.  Mandepsiye basmayız.
. . .
Bizim uzak durduğumuz, görünce başımızı çevirdiğimiz, çocuklarımızın yanında bir cümle kurup onların ahlakını bozmasından korktuğumuz insanların romanını yazar Vecdi Çıracıoğlu. Üstelik “bilge serseri”nin sesiyle yazar.
Biz, yani hali vakti yerinde, işi gücü belli insanlar “serseri”lerin “bilge”liğinden şüphe duyarız kuşkusuz. Onlarla bir nedenle yan yana gelip konuşmak zorunda kalsak, cahilliğimiz ortaya çıkar, rosto oluruz. Bu nedenle üst bir dil kullanırız kendi aramızda. “Günaydın”, “aşkım”, “sütyen”, “ütü” gibi. Vecdi Çıracıoğlu’nun yazdığı kişiler farkındadırlar dışlanmışlığının Bizim dalgamızda taş sektirmezler, uğramazlar semtimize.
Kalabalık yaşamazlar. İki üç kişi bir araya gelir bazen. Alkole giderler birlikte. Bir arkadaşın cenazesinde bazen bir elin parmaklarını geçer ahali sayısı.
Bilgedirler, paylaşmanın bütün raconlarını keserler. Garibana kol kanattırlar daima. İcabında “tığ teber şâhı merdan” olsalar da gönülleri zengindir.  Jilet gibi dururlar kendi hakları için, ustura ışıltısı gibidirler aga.

ÜNLÜLER KAHVESİ

Sait Faik girer birden hikâyenin içine. Orada alkolün sokaklarından bahseder. Bir bakmışsınız Orhan Veli zargana gibi dolaşıyor Hisar’ın sahilinde. İnsanın içini dağlar aşk ve birden ciğercinin kedisi peyda olur. Eş dost olmuşluğu var o bilgelerle. Uzakta durmayı tercih eden insanlar uzakta olanlardan kendilerini korumak için bir dil oluşturuyor mutlaka. Kendi içinde tutarlığı olan, uzaktan gelene yabancı belki biraz evdeki “Köroğlu”nun anlayabileceği bir dil.  
İlerlerken kitap sayfalarında kendinizle karşılaşabilirsiniz. Denizin insanlarını yazar, sandalla meyhane, kenefle ev arasında yaşayan insanların hikâyelerini okuruz Çıracıoğlu’da. Sadece bunlar mı? Değil. Ama deniz denince bir yazarın akla gelmesi de ayrıca güzel.  Orada oturup ufak ufak nafakayı dineltirken verdiği sadece balık olmaz; rakıyla beyaz leblebinin yanına bazen çatık kaşlı bir arkadaş da çağırır deniz. O gelen asla bir asilzade değildir, üstelik. Anzarot paylaşılır orada. Memleket üzerine konuşulur. Neyse efendim, mevzumuz Horoz İsmail.

OYNAK VAR MI?

Horoz İsmail, Vecdi Çıracıoğlu’nun deniz insanlarını, “bilge serseri”leri anlattığı son romanı Ruhisar’daki yan karakterlerden birisidir. Romanın ortalarında işi düşer kahramanlarımızın Horoz İsmail’e.  Paşa ile Maviş’e bir yancı lazımdır kılıç balığı avında.  Maviş’in adamıdır Horoz. “Anası Urumdur! Bizdendir anlayasainPasamu! Sevmezler pek, zira bilir denizi diğerlerinden fazla. Hergele bir adamdir ama bize ait bir hergele adamdir.”  (Sf: 161) Sözleriyle anlatır Paşa’ya tanıdığını. Horoz denizi bilmekle kalmaz içinde yüzen bir hamsinin aklından geçeni bile okur.
Diktir. Eğilmez. Belleği unutmaz kendine yapılan haksızlığı ve arkasından değil, yüzüne konuşur Horoz. Paşa anlamaya çalışır, Mavişim yakınlığı ilerletip geçmişte kalan husumeti kapatmak ister. Ona vuran kılıcı başkası çekmiş, millete makara olmuştur kahvede. Kırgınlığın zamanı eski. Kıblesi deniz değil kara olanın nankörlüğüdür ortadaki hesap vere. Mavişim bu, sevecendir. Anadiliyle sever insanı. “Pasamu” der Paşa’ya. “Horozimu” diye seslenir Horoz’a ama o Mavişim’in “mu mu” uzatmalarından hoşlanmaz. Zaman tekin değildir. İstemez anne tarafından Rum olduğu anlaşılsın. İçine kapalıdır bu mesele.
Uzun sorulara sıkılır, Horoz. “Sana ne” cevabını yapıştırır alnına adamın. Sabahın erken saatinde devletleştirilmiş Bomonti’den boca etmeyi sever gırtlağına. Meret ısınmasın diye kuyuya sarkıtır. “Küçükken biraz hırçındım horoz gibi. Herkese çatar, dövüşürdüm. Küçüklerime dayak atar, büyüklerimden bir güzel dayak yer, otururdum aşağı! Ondandır adım Horoz…” (Sf: 170)
Bir şölen gibi anlatır kılıç avını Çıracıoğlu. Yancı Horoz İsmail’in hünerleri görülmeye değerdir. Sandaldan ağa, sigaranın dumanından açlığa, çekilen balığın gözlerinden haldeki karmaşaya uzanır roman. Horoz bildiğini okur her satırda. Bildiği vardır çünkü. Denizi santim santim bilir. Nerede neyle karşılaşacaklarını bilir. Bir adım geri durmaz dediğinden. Islanmak var işin içinde. Yunus balığının falyanosa dolanması var, daha.
Rivayet odur ki, kıyının bir yakasında yaşamışlığı vardır. Yazarın gözlerinden kaçmamış, bir romanda anti-kahraman ve yancı olarak yer etmiştir sözcükleri.
Orada bir yerde germe ağın yultar ipini beline bağlamış Horoz, ağı sermiş denize, öte sandaldaki Mavişim Niko ile Paşa’ya sesleniyor:
“Oynak var mı?”

*Şair/Yazar
@CHakkiZaric

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Nereye kadar Podemos?

SONRAKİ HABER

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Doğalgaz, olması gerekenden yüzde 59 daha ucuz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa