13 Eylül 2026 00:17

Neoliberalizm, 11 Eylül ve faşizm

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

25 yıl önce uçaklar ikiz kulelere çarpınca hemen anlaşılan birkaç şeyden biri kulelerdeki temizlikçiler, bakım-onarım işçileri ve ofis emekçilerinin çoğunun kurtulacak zamanlarının olmadığı ve ABD’nin bu saldırıları emperyalist savaş ve müdahalelerini daha saldırgan bir şekilde genişletmesi yolunda kullanacağı olmuştu. Nitekim saldırılardan hemen sonra “teröre karşı savaş” gibi muallak ve ABD’nin emperyalist çıkarları nereyi gerektiriyorsa oraya uzayabilecek esnek bir doktrin, dışarıda Afganistan, Irak ve Libya başta olmak üzere geniş bir coğrafyada barbarca işgal, yağma ve yıkımlar getirirken, içeride gözetim devletini, ırkçılığı ve faşizan yapı ve hareketleri güçlendirdi. Burjuvazi savaş zamanları yarattığı “milli tehdit” ya da “ortak düşmana karşı birlik” gibi kullanışlı söylemleri barış zamanları “yeniden inşa” ya da güçlerini ve kârlarını arttırmak için örgütlediği “yeniden yapılanma” süreçlerinde de yaratır ve eğer bu söylemler savaş zamanları kadar etkili olmazsa o zaman yeni savaşlar yaratır.

“Teröre karşı savaş”, öncelikle Müslümanları ve Arapları (ABD emperyalizminin bizzat kendisinin Sovyetlere karşı “yeşil kuşak” projesiyle besleyip büyüttüğü selefi-cihatçı çeteler üzerinden) hem iç hem dış düşman ilan etti. Bu propaganda o kadar başarılı oldu ki bugün Arap ve Müslüman karşıtı ırkçılık gündelik ırkçılık sınıfında. Örneğin yerel ve anaakım medya ve iki partiden de politikacılar, New York belediye başkanı Zohran Mamdani'nin 11 Eylül anma törenine katılmaması gerektiğini; zira böyle bir katılımın kurbanlara ve ailelerine hakaret sayılacağını öne sürüp durdu. İkinci ve bağlantılı olarak, göçmenler hedefe kondu. Bu iç ve dış düşmanlar sayesinde savaşlara, sermaye yanlısı deregülasyona ve emek ve temel haklar karşıtı neoliberal politikalara içeride destek aparıldı. Kitlesel gözetim ve fişlemenin önünü açan yasal düzenlemeler getirildi ve bu düzenlemeler sonraki her iktidar tarafından genişletilip süresi uzatıldı; polis gücü askerileştirildi ve ülke içinde askeri birliklerin konuşlandırılması, işkence, Guantanamo toplama kampı ve gizli mahkemeler olağanlaştırıldı. Diğer yandan 11 Eylül öncesinde, Ronald Reagan ve Bill Clinton dönemlerinde başlayan, emek karşıtı neoliberal politikalar hızla genişletildi; sendikaların gücü daha da kırıldı, emekçiler aleyhine bütçe kesintileri her dönem arttırıldı, zenginlere vergi indirimleri sağlandı, sanayi üretimi ucuz işgücü görülen ülkelere kaydırıldı, her alanda deregülasyon, özelleştirme ve piyasalaştırma uygulama ve programları hayata geçirildi.

Liberal hat

Örneğin Bill Clinton zaten zayıf olan sosyal güvenliğin içini boşaltırken interneti tüm altyapısıyla özelleştirdi ve hâlâ en çok göçmen sınır dışı eden başkanlardan biri. Barack Obama 2008-2009 krizinde evlerini kaybeden ve çoğunluğu Siyah olan emekçi aileler yerine bankalara kaynak aktardı; daha ilk yılında George Bush’un bütün başkanlığı süresince gerçekleştirdiğinden daha fazla drone saldırısına onay verdi; sadece 2016’da Kongre onayı olmadan 7 ülkeye 26 bin bomba attı ve o kadar çok göçmeni sınır dışı etti ki adı “baş sınır dışı edici ”ye çıktı. Joe Biden Trump’ın zenginlere getirdiği vergi indirimlerinden Küba’ya ekstra ambargolara dek birçok yasa ve düzenlemeyi devam ettirdi, kürtajın fiilen yasaklanmasına direnmedi, grev yasakladı ve en önemlisi Gazze soykırımını İsrail eliyle yürüttü. Kısacası Trump’ı ve faşist MAGA hareketini getiren gökten bir zembil değil, bugün “merkez” ve “liberal merkez” olarak anılan Clinton, Bush, Obama, Biden yatağı oldu.

11 Eylül’ün hemen öncesinden başlayıp 11 Eylül ile hızlanan ve genişleyen bu emperyalist ve neoliberal şiddet çizgisine bakınca Avrupa’da da benzer bir süreç bulabiliriz: liberal ve sosyal demokrat partiler kendilerini faşizme karşı ehven-i şer diye pazarladılar ve neoliberal ve kemer sıkma politikaları sonucu Avrupa’da faşist parti ve programlar yükseldi. Yani yakın tarihte neoliberalizm, savaşlar ve faşizm arasındaki çizgiyi sosyal demokratlar ve liberaller çekti. Kabaca, “işçi sınıfının refahını kapitalist refahın inşasında gören” sosyal demokrasinin ve liberalizmin ikinci dünya savaşından beri yerine getirdiği işlevler nelerdir? Devrimci hareketleri yenilgiye uğratmak ve kapitalizmin her yeniden inşa ve yapılanma süreçlerine yardım etmek. E bu amaç ve temel tezler, Palme Dutt’un vurguladığı gibi, zaten aşağı yukarı faşizmin de amaç ve tezleri; “faşizm burjuva demokrasisinde organik olarak yetişir.”

İlk 11 Eylül

Neoliberalizm, yükselen faşizm ve 11 Eylül sonrası arasındaki ilişkiye 70’lerde başlayan sermaye birikimi krizi açısından bakalım. Bunun için öncelikle başka bir “11 Eylül’e, 11 Eylül 1973’e gitmemiz lazım. Bu tarihte Şili’nin sosyalist başkanı Salvador Allende kanlı bir ABD darbesiyle devrilip ülkesi cunta yönetimi eliyle neoliberalizmin ilk laboratuvarı haline dönüştürüldü. Bu tarihten itibaren neoliberal proje sadece rıza üretme değil, aynı anda baskı, şiddet ve zor yoluyla reçete edildi; Türkiye dahil. 1970’lerden itibaren burjuvazi çok yönlü bir krizle karşı karşıyaydı: sermaye bikrimi krizine kârların ve üretkenliğin düşüşü eklenirken bir yandan da işçi hareketleri ve komünist ve sosyalist partiler güçleniyor ve revizyonist SSCB bloğunun caydırıcı varlığı burjuvaziyi sürekli tavize zorluyordu. Neoliberalizm, David Harvey’in tanımıyla, burjuvazinin bu süreçlere verdiği topyekûn bir yanıt.

Şimdi bir de bu neoliberalizm ve faşizm ilişkisini baş aşağı çevirelim. Nazilerden kaçan Yahudi bir akademisyen olan Franz L. Neumann, faşizmin bir devlet kapitalizminden çok aslında “büyük sermaye ve yönetici elitlerin birbirinden kopuk, irrasyonel, devlet dışı rejimi” olduğunu analiz eder. Naziler “iktidarlarını pekiştirdikçe” birçok sektörü özelleştirdiler, tekelleşmeyi teşvik ettiler; en üstteki yüzde 0.1’lik kesimin kârları ile yönetici elitlerin gelirleri ise “neredeyse iki katına çıktı”.

Afd’den Trump’a birçok yerde burjuva demokrasilerinde organik olarak yükselen faşizan hareketlere karşı umutsuzluğun da manası yok; burada daha önce de defaatle alıntıladığım Büyük Britanya Komünist Partisinin genel sekreteri R. Palme Dutt ile bitireceğim: “Faşizm, kapitalist diktatörlüğün ve işçi sınıfına karşı saldırının aşırı yoğunlaşmasını işaret eder; ancak aynı zamanda, kapitalist çelişkilerin ve işçi sınıfındaki devrimci uyanışın büyümesini de işaret eder.”

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et