ABD ve Çin arasında sıkışanlar
İki hafta önce, ABD ve Çin’in Pekin zirvesinin ne anlama geldiğini incelemiştik. İki süper güç geçici ateşkes ilan etmiş gibi görünürken aslında kendi sanayi altyapılarını ve üretim ağlarını konsolide etmek için zaman kazanıyorlar. Bu karşılıklı birbirini dışlayan üretim ağları ve tedarik zincirleri fikrini hayata geçirmenin önemli bir ayağı da bu tedarik ve değer zincirlerindeki üçüncü ülkeleri garantiye almak. İki süper güç de kalkınmakta olan ülkeler için hem fırsatlara hem tehditlerle dayanan stratejiler izlerken AB, Kanada, Asyalı teknolojisi güçleri gibi orta ölçekteki ülkeleri ise zor durumda bırakıyor. Bu sınavın ilk ayağı AB çünkü AB’nin iki süper güce karşı alacağı tavır kendi bölgesindeki Türkiye gibi ülkeler ve diğer orta güçler için belirleyici olacak.
AB, bu karar anında hedefe Çin’i koymuş gibi görünüyor. Nisan ayı takvimi Avrupalı liderlerin Pekin ziyaretiyle dolmuştu, ki bu da Çin’in Brüksel’i aradan çıkararak üye ülkelerle doğrudan muhatap olma stratejisi olarak yorumlanmıştı. Haziran ayında ise, Çinli üst düzey bürokratlar Brüksel’de sıklıkla görünecek. Ayın başında ticaret bakan yardımcısı, ay sonunda ticaret bakanı, ortasında ise çevre bakanı Avrupa Komisyonu’yla görüşmeler yapacak. Bu görüşmeler, temmuzdaki AB-Çin Zirvesi’nin yapılıp yapılmayacağını belli edecek. Eğer zirve yapılmazsa köprülerin iyice atıldığını anlamış olacağız. Köprülerin atılması demek, pazarlık imkanının kalmayıp iki tarafın da yasa ve yönetmeliklerle tanımlanmış katı önlemlere başvuracağı anlamına gelecek. O zaman, artık ABD-Çin ticaret ve teknoloji savaşından ziyade AB-Çin ticaret ve teknoloji savaşından bahsediyor olacağız. Bu elbette eşitler arası bir savaş olmayacak ama dünyanın geri kalanının ve küresel kapitalizmin işleyişinin nasıl etkileneceğini belirleyen süreçlerden biri olacak.
Çin ve azımsanamayacak sayıdaki AB üye ülkeleri ile AB arasındaki esas anlaşmazlık, gümrük vergisi gibi esnek araçlar yerine değer zincirlerini konsolide edecek katılıkta kararlar almak üzerine. AB’nin yeni araçları Çin’e pazarlık alanı bırakmıyor. Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü, devlet desteğinden yararlanan firmaların AB kamu ihalelerine katılımını kısıtlıyor. Uluslararası Kamu Alımları Tüzüğü, eşit erişim sağlamayan ülkelerden gelen teklifleri AB pazarından dışarıda tutabiliyor. Siber Güvenlik Yasasının ikinci versiyonu, bağlantılı cihazlara sertifikasyon koşulları getiriyor. Kritik Hammaddeler Yasası, nadir toprak işleme kapasitesini çeşitlendirmeyi zorunlu kılıyor. ÇBAM, karbon fiyatı olmayan ülkelerden gelen çelik ve aluminyumu pahalılaştırıyor. Bütün bunlar tek tek teknik düzenlemeler değil, birlikte Çin'e yönelik kapsamlı bir pazar yeniden yapılandırması. Diplomatik kanallar üzerinden müzakere edilmesi giderek güçleşiyor; çünkü hukuki zemine oturuyorlar. Pekin’in sert tepki vermesinin nedeni ekonomik zarar hesabından çok bu kurumsal dışlanma riski.
AB-Çin ekonomik çatışması derinleştikçe, Türkiye gibi gümrük birliği üzerinden AB kurallarına bağlı olan komşular ve aday ülkeler, bu düzenlemelerin maliyetini taşımak durumunda kalıyor. Ateşkes iki taraf arasında; fatura çok daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor.
Evrensel'i Takip Et