17 Mayıs 2026 00:30

Yargının çöktürülmesinde örtüşmeler

Siyasal iktidar, muhalefeti susturmak için yargı mekanizmalarını kullanmaya, hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz hafta yaşanan yeni gözaltılar yargının siyasetteki rolünün yakın gelecekte azalmayacağını ispatlıyor.

Geçen hafta bu köşede yargı kararlarının yürütme tarafından şekillendirildiği Türkiye ve Hindistan’daki biçimselliğin ve reform söyleminin yoğunluğuna dikkat çekmiştik. Bugün, bu iki örnekte, yargının çöktürülme aşamalarındaki örtüşmelerin altını çizmek istiyoruz.

Hindistan’da yargının çöktürülme aşamaları

2014 yılından bu yana iktidarda olan Narendra Modi yönetimi, Hindistan’ı ekonomik atılımlar ile teknolojik yenilikleri aynı potada eriten, farklı etnik ve dinsel kimliklere saygılı bir ülke olarak tanıtmaya gayret gösterdi. Ancak bu cilalı imajın ardında, muhaliflerin etkisizleştirildiği, haklarını talep eden dinsel ve etnik azınlıkların şiddetle bastırıldığı, demokrasinin adım adım geriletildiği başka bir durum yaşanmaktaydı.

Modi liderliğindeki sağcı-ırkçı Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Party-BJP), Hindistan inanç haritasını Hindu dinine indirgeyen ve farklılıkları yok sayan Hindutva ideolojisi doğrultusunda bir politikayı hayata geçirdi. Bu süreçte başta Müslümanlar olmak üzere dinsel azınlık üyeleri ve kast sisteminin en dibinde yer alanlara amansızca saldırıldı.

Bu durumu eleştiren gazeteci, akademisyen ve siyasetçilerin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi, evleri basıldı ve hapse atıldılar. Muhalif siyasetçiler hakkında dedikodular çıkarıldı. Muhalif partilerin banka hesapları dondurularak faaliyetleri engellendi.

Toplumsal yaşamın tamamı bu atmosferden payını almış olsa da en yıkıcı saldırılar hukuk alanında gerçekleştirildi. Ülkenin güçlü yargı geleneği adım adım aşındırıldı.

Mevcut yasalar ihtiyaca göre yeniden yorumlandı

İlk aşamada yıllardır başvurulmayan, neredeyse unutulmuş yasalar uygulanmaya başlandı. Örneğin, İngiliz sömürge yönetimince 1860’ta yürürlüğe konulan ceza yasasının maddeleri özünden uzaklaştırılarak kullanıldı. Azınlık mensubu insan hakları aktivistleri “farklı dini gruplar arasında düşmanlığı teşvik etmek” ve “Hinduların dini duygularını aşağılamak” suçlamasıyla soruşturuldu ve hapse atıldı.

Bununla da yetinilmedi, İngiliz sömürgeciler tarafından birbirinden farklı dinsel inanç grupları arasındaki ilişkiyi düzenlemek için yazılmış yasa maddeleri, Hindular içi hiyerarşiyi pekiştirmek için kullanıldı. Alt kastlardaki Hindular bu yasaların yeni yorumları üzerinden baskılandı.

Anayasa ile çelişen yeni yasalar çıkarıldı

1950’de yürürlüğe giren Hindistan Anayasası’nda yer alan laiklik, eşitlik ve özgürlük ilkeleriyle çelişen yeni yasalar yapıldı. Azınlık haklarını kısıtlayan yasalar yürürlüğe girdi. Bu yasalarla Hindistan’da yaşayan halkların etnik, dinsel ve siyasal çeşitliliğine saygı içeren toplumsal uzlaşma iktidar eliyle bozuldu. Bu adımda özellikle Müslümanların hak ve özgürlükleri geriletildi.

2019’da Müslüman çoğunluklu ‘Jammu ve Keşmir’ eyaletinin anayasal özerkliği iptal edildi. 2021 yılında Uttar Pradesh eyaletinde yürürlüğe giren ‘Yasadışı Din Değiştirmenin Önlenmesi Yasası’ ile “hile, baskı, ayartma veya evlilik yoluyla yapılan din değiştirmeler” yasaklanıyor görüntüsü altında, Müslüman erkeklerin Hindu kadınlarla evlenmesi engellendi. 2019 tarihinde Vatandaşlık Yasası’nda yapılan ve 2024’te uygulanmaya başlanan değişiklikle Hindistan’a gelen altı ayrı dine mensup göçmenlere tanınan haklar, ayrımcılıkta bir zirve noktası olacak şekilde Müslümanlara verilmedi.

Yargıçlar etkisizleştirildi

Baskıcı Modi rejiminin iktidarını pekiştirmek ve demokratik yapıları zayıflatmak için kullandığı bir diğer yöntem bağımsız yargıçların etkisizleştirilmesi oldu. Çarpıcı bir örnek Maharashtra eyaletinde yaşandı: Nefret söylemleri nedeniyle bir grup Hindu faşist yerel hükümete şikayet edildi; şikayet ciddiye alınmayınca yerel hükümete karşı dava açıldı. Davanın televizyondan canlı yayınlanmakta olan duruşması sırasında, sürece müdahale eden Hindistan başsavcı yardımcısı, Hıristiyan azınlığına mensup olan duruşma yargıcını, Hindulara karşı şikayet içeren bir dilekçeyi dikkate aldığı için taraflı olmakla suçladı. Mahkemenin meşruiyetini başarıyla zedelemiş oldu.

Bir önceki başlık altında bahsi geçen ‘Vatandaşlık Yasası’nda yapılan değişiklik Hindistan’ın dört bir yanında dört gün süren şiddet olaylarını beraberinde getirdi. 2020 Şubatı’nda gerçekleşen ve ‘Delhi İsyanları’ olarak bilinen çatışmalar sırasında, Hindu politikacılar tarafından “vatan haini” olarak yaftalanan Müslümanların ev ve işyerleri, polis tarafından engellenmeyen iktidar yanlısı çeteler tarafından yakıldı. Olaylar sırasında beş Müslüman erkeğin, polis memurları tarafından dövülürken Hint milli marşını söylemeye zorlandığı bir video basına sızdı. Bu beş kişiden biri iki gün sonra polis gözetiminde öldü.

Delhi İsyanları ’nın ardından, Delhi Yüksek Mahkemesi yargıcı S. Muralidhar, Müslüman protestoculara hain diyen BJP politikacıları ve Delhi polisi hakkında acil bir duruşma düzenledi. Modi Hükümeti 24 saat içinde, Muralidhar’ı başka bir yüksek mahkemeye atayarak görevden aldı. (Muralidhar’ın 2025 sonunda Birleşmiş Milletler’in, Filistin’deki insan hakları ihlallerine ilişkin yürüttüğü bağımsız soruşturmayı yönetmekle görevlendirildiğini burada not etmiş olalım.)

Bunlar bize ne söylüyor?

Yukarda özetlenenler yargı alanında yaşadığımız baskı ve zemin kaybının sadece Türkiye’ye özgü olmadığını gösteriyor. Dünyanın dört bir yanında otoriter rejimler siyasal alanı şekillendirmek için yasal ve hukuksal mekanizmaları ölçüsüzce bozarak kullanıyor. Bu ülkelerin ‘tek adam’ları ülkelerindeki sistemli kayırmacılıkların ve ekonomik çöküntünün haber yapılmaması için bağımsız haber kuruluşlarını susturmaya, muhalefeti kötürümleştirmeye çalışıyorlar. Muhalefeti meşruiyetten uzak göstermek için yargılama gibi görünen komplolardan medet umuyorlar. Yargının anayasal ilkelere bağlı kalmasını isteyenler “vatana ihanet”le suçlanıyor.

Bu köşede sıkça değinilen Macaristan, Polonya ve Hindistan gibi örneklerden süzülen deneyim, hız kesmeyen yargı operasyonları yasal ilan edilse bile, bunların demokratik, ahlaki veya adil olmadığının kitleler nezdinde bilinç katına çıkarılmasının ve siyasal, sendikal ve kültürel mücadelenin birleştirilmesinin gerektiğini bize gösteriyor.

Yücel Demirer

Yargının çöktürülmesinde örtüşmeler
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et