Çin teknolojisi Türkiye’nin elektrik ihracat planını çıkmaza sokabilir
Hükümet, Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük yenilenebilir enerji kapasitesine sahip olmasıylaa övünüyor. Oysa, adı geçen kapasite kurulum kapasitesi, üretim kapasitesi değil. 2025 sonu itibarıyla yenilenebilir enerjiyle üretilebilecek olan elektrik toplam kurulu elektrik kapasitesinin yüzde 62.3’üne ulaştı ama rüzgar ve güneş birlikte hesaplanınca dahi, yenilenebilirler elektrik üretiminde ancak yüzde 22’yi geçti. Çünkü aslında, 2025’te Türkiye’nin elektriğinin yüzde 34’ünü kömür üretti ve kömür bu oranla hâlâ birinci sırada.
Ve, Türkiye’nin hâlâ bir kömürden çıkış planı yok, bu konu bir türlü çevre ve enerji planlamasına giremiyor. Çünkü yenilenebilir enerji hâlâ KOBİ’lerin karşılayabileceğinden daha pahalı. Madencilik sektörü için -iktidar ya da muhalefet- kimsenin bir geçerli bir dönüşüm planı olmaması da cabası. Avrupa Birliği henüz Türkiye’yi bu konuda sıkıştırmıyor çünkü Avrupa ülkeleri de kömürden çıkış hedeflerini Ukrayna ve İran savaşlarının yol açtığı enerji krizleri sonrası askıya aldılar.
Hükümetin kurulu kapasite rakamlarıyla övünmesinin ardında uzun vadeli bir strateji yatıyor. Avrupa’nın sanayide yapay zeka kullanımı, bunun için veri merkezleri ve giga-fabrikalar kurma zorunluluğu yukarda bahsettiğim jeopolitik enerji krizleriyle birleşince, Avrupa’nın dışarıdan elektrik satın almasının gerekeceği neredeyse kesin. Çin bu oluşan pazarı gördü bile ve Güneydoğu Asya’dan sonra yavaş yavaş Avrupa’ya elektrik satmaya hazırlanıyor. Avrupa’nın ise birinci tercihi yakın çevresi olur, ki, Avrupa Paktı ve Küresel Geçit projeleri biraz da buna hazırlık. Türkiye’nin yenilenebilir kuruluma yatırım yapması da, bu pazardan pay kapma hevesi.
Ancak, bu yatırımlar AB’nin Çin teknolojisi kullanmama ısrarıyla çelişiyor. Gerçi AB de kendi içinde çelişiyor ama yine de kaybeden AB’ye köhne bir Gümrük Birliğiyle bağlı olan Türkiye olabilir. Von der Leyen, geçen hafta, Ufuk Avrupa ya da girişimcilik fonu gibi ARGE fonlarında Çinli güç dönüştürücüler (İnventer - yenilenebilir enerji santrallarında üretilen elektriği evlerde ve sanayide kullanılabilecek elektriğe dönüştüren altyapı) kullanan projeleri fonlamayı kesme kararı aldı. Bu, bir ihracat yasağı değil çünkü böyle bir yasak öncelikle üye ülkelerden tepki çekerdi. Başta Huawei ve Sungrow olmak üzere Çinli üreticiler küresel güç dönüştürücü sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 55’ini kontrol ediyor; Avrupa güneş tesislerinde tahminen 220 gigawatt uzaktan erişim kapasitesi bulunuyor. Örneğin, AB’nin Çin politikasından gittikçe bağımsızlaşan İspanya, yenilenebilirde Çin teknolojisi kullanmaya devam etme kararı aldı.
Ama, Almanya ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi elektrik şebekelerinin Çin’deki hizmet sağlayıcılara bağlı güç dönüştürücülere mahkum olmasını, enerji güvenliğinin ötesinde jeopolitik bir güvenlik açığı olarak algılayan üye ülkelerin etkisiyle alınan bu fonlama koşulu, hem uzun vadede inovasyon ekosistemini etkiler, hem de Türkiye gibi üye ülke olmayan elektrik tedarikçilerine karşı her an bir silaha dönüşebilir.
Türkiye’nin yenilenebilir enerji altyapısı Çin’den gelen güç dönüştürücüleri kullanıyor ve Avrupalı muadiller neredeyse yüzde 50’ye varan oranlarda daha pahalı olduğu için Türkiye’nin bundan vazgeçmesi kısa vadede mümkün değil (AB, serbest ticaret anlaşması sonrası Hindistan’ı Çin’e ucuz bir rakip olarak desteklemeye çalışıyor ama bu da ne Türkiye’yi ne de Avrupalı KOBİ’leri kurtaracak hızda bir çözüm.
Eğer ARGE için finansman koşulu elektrik ithalatına uygulanan teknik bir standarda dönüşürse, Türkiye’nin üretimi sınırı geçmeden önce uyumluluk sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak.
Bu durum, Ankara’nın AB’nin Avrupa’da Üret (Made in Europe) adlı yerel üretim kuralına dahil edilme meselesini ele alış biçimiyle de doğrudan bağlantılı. Hükümet, Gümrük Birliği ülkelerinin Avrupa’da Üret kapsamına alınmasını bir kazanım olarak sundu; oysa gerçekte, AB sektör ve proje bazında karar verme hakkını saklı tuttu. AB, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını yenilemediği ve Türkiye’nin kamu ihalelerindeki şeffaflık eksikliği bir sorun teşkil ettiği için “Made in Europe” her an pratikte Türkiye’nin aleyhine dönebilir.
Evrensel'i Takip Et