Bir başvuru, bir niyet
Hastanelerde risk azalmadı.
Ama riskin adı değiştirilmek istendi.
2 Ocak’ta Sağlık Bakanlığı, hastanelerin “çok tehlikeli” iş yeri sınıfından “tehlikeli” sınıfa düşürülmesi için başvurdu. Ardından kapsam genişletildi. Kamu-özel ayrımı yapılmadı. Sağlık Bakanlığı ortada riskin azaldığına dair tek bir bilimsel veri sunamamıştı. Çünkü hastanelerde risk azalmadı. Onkoloji servisinde sitotoksik ilaç hazırlayan hemşire her gün aynı kimyasala maruz kalıyor. Acil serviste görev yapan sağlık çalışanı aynı şiddet riskiyle nöbet tutuyor. Radyoloji teknisyeni aynı dozimetreyle çalışmaya devam ediyor. Risk yerinde duruyor. Azaltılmak istenen risk değil, yükümlülük.
Komisyonun yapısı: Çoğunluk kimin?
Tehlike Sınıfı Belirleme Komisyonu kararlarını oy çokluğuyla alıyor. Yapısında kamu bürokrasisi ve işveren tarafı belirleyici ağırlığa sahip. İşçi tarafının ve bağımsız meslek örgütlerinin etkisi sınırlı kalıyor. Riskin niteliğini tartışması gereken bir kurulda, yükümlülüklerden etkilenecek kesim belirleyici konumda değil. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinden de Türk Tabipleri Birliği ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği genelge ve yönetmelik değişikliğiyle çıkarıldı. İşçi sağlığı alanında söz söyleyenler masadan alındı. İşveren temsilcileri yerini korudu. Masadaki çoğunluk kararın yönünü belirliyor. Bu tablo teknik görünse de sonucu siyasal oluyor.
Yükümlülüğü hafifletme girişimi
“Çok tehlikeli” sınıf daha fazla iş güvenliği uzmanı, daha fazla iş yeri hekimi, daha sık denetim anlamına geliyor. Yani daha fazla sorumluluk. Sınıfın düşürülmesi riskin ortadan kalkması anlamına gelmiyor; bu sorumluluğun hafifletilmesi anlamına geliyor. 5510 sayılı yasa riskli iş yerinin daha yüksek prim ödemesini öngörüyor. Ancak uygulamada prim oranı fiilen sabit tutuluyor. Risk farklı seyrediyor, ödeme aynı kalıyor. Patron, kamu işvereni açısından risk caydırıcı bir maliyet üretmiyor. Hastanelerde risk ortak yaşanıyor. Koruma parçalı uygulanıyor. Kadrolu, taşeron, sözleşmeli… Aynı serviste aynı maruziyet sürerken haklar ayrışıyor. Risk statü sormuyor. Sistem soruyor.
Kıl payı karar, süren yönelim
17 Şubat’ta Tehlike Sınıfı Belirleme Komisyonunda yapılan oylamada hastanelerin “çok tehlikeli” iş yeri sınıfından “tehlikeli” sınıfa düşürülmesi talebi 6’ya karşı 5 oyla reddedildi. Hastaneler “çok tehlikeli” sınıfta kaldı. Mevzuat gereği aynı teklif üç yıl boyunca yeniden getirilemeyecek. Ama yön değişmedi. Sınıf düşürülemese de emekçilerin; işçi sağlığında denetim ve karar mekanizmasında yer almadığında denetim zayıflar. Denetim zayıfladığında uygulama gevşer. Prim sistemi fiilen eşitlenir. Koruma adım adım aşındırılır. Yöntem değişir, baskı sürer. Bugün tehlike sınıfı korunmuş görünüyor. Yarın başka bir düzenleme gündeme gelir. Bir genelge çıkar. Bir tebliğ yayımlanır. Bir uygulama sessizce geri çekilir. Risk hastanede kalır. Yük ise yavaş yavaş emekçinin omzuna bırakılır. Sağlık emekçileri her gün aynı maruziyetle çalışmaya devam ediyor. Aynı riskle nöbet tutuyor. Aynı şiddetle karşı karşıya kalıyor. Masalarda yük hafifletilirken, serviste yük ağırlaşıyor. Bu tablo kendi kendine değişmez. Değiştirilmezse değişmez. Değiştirecek olan; hastanelerde farklı statüler altında çalışan emekçilerin iş yerlerinde birleşik mücadelesidir. Grev hakkı başta olmak üzere örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılması için servis servis, birim birim yürütülecek iş yeri çalışmasıdır.
Evrensel'i Takip Et