Aşırı-aşırı sağ ile aşırı sağ arasında Şili
Bu yazı yayımlandığında, Şili’de gerçekleştirilen ilk tur başkanlık seçimlerinin sonuçları büyük oranda ortaya çıkmış olacak. Hiç şüphesiz, sol koalisyonun Gabriel Boric başkanlığındaki dört yıllık iktidarının bir muhasebesinin yapılması çok önemli ve öğretici. Ancak şimdilik onun yerine seçimlerin ilk ve büyük ihtimal ikinci turunda neler olabileceği üzerine konuşmak daha anlamlı olabilir.
Köklerinde Avrupa yerleşimci kolonizasyonu barındıran ve geleneksel olarak sağ siyasete yakın olan ülkede, dört yıllık bir sol iktidar sonrasında bu seçimin favori adayları da sağın farklı tonları olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz seçimlerde mağlup olan aşırı-aşırı sağcı José Antonio Kast ile Mileivari bir liberteryen çizgideki aşırı-sağcı Johannes Kaiser, anketlere göre en şanslı adaylar gibi gözüküyorlar.
Solun adayı Şili Komünist Partisi üyesi ve Boric hükümetinin çalışma bakanı olan Jeannette Jara ilk turu birinci bitirerek, ikinci turda bu iki adaydan biri ile karşılaşacak. Ancak anketler muhtemelen gerçekleşecek olan ikinci turda Jara’ya pek fazla şans tanımıyor. Jara için en iyi senaryo ikinci turda Cumhuriyetçi Parti Adayı Kast yerine liberteryen Kaiser ile karşı karşıya gelmesi. Bu durumda, sağın tüm oyunun Kaiser’e gitmeyeceği şeklinde bir beklenti olduğu söylenebilir. Ancak bu ihtimal dahilinde bile anketlere göre seçimi Jara’nın kazanması pek mümkün görünmüyor.
2012’den beri ilk defa oy vermenin zorunlu hale getirildiği seçimlerde 16 milyona yakın seçmen sandık başına giderek sadece başkanı değil aynı zamanda temsilciler meclisinin tamamını ve senatonun da yarısını yenileyecekler. Kast ve Kaiser’in aşırı sağcı ittifakının burada hem temsilciler meclisinde hem de senatoda başkanlık seçimlerindeki kadar önemli bir başarı sağlayamayacağı düşünülüyor. Merkez sağın temsil oranı başkanlık seçimlerindeki sonuçlarda bağımsız olarak kongrede daha fazla hissedilecek.
2019’da yaşanan sosyal patlamanın sonucu olarak iktidara gelen, büyük umutlarla ve yeni bir anayasa gündemi ile sosyal, ekonomik ve politik bir dönüşüm vadeden Boric Hükümeti 2021’den bu yana bu alanlarda kayda değer bir ilerleme sağlayamamanın yanında politik tartışmanın ağırlığı da sosyal adalet, daha adil bir bölüşüm, siyasal temsilde iyileşme gibi konulardan güvenlik ve göç meselelerine kayarak ülkenin tekrar sağ, hatta aşırı sağ siyasetin belirlediği bir gündem içerisinde seçime gitmesine engel olamadı.
Şili gibi bir ülkede, sağ siyasetin devlet kurumları ve mimarisinin DNA’sına yerleştiği bir yapıda, güvenlik meselesine yoğunlaşan bir seçimin radikalleşmeyi getirmemesi beklenemezdi. Geleneksel merkez sağın modern temsilcisi olan Evelyn Matthei’in bile kampanya sonunda aşırı güvenlikçi bir dil kullanır hale gelmesi, altı ay önce ikinci tura kalması büyük bir ihtimal olarak görünen bu adayın sonunu getirdi. Çünkü aşırı sağcı bir diskurun hakim olduğu bir seçim yarışında o söylemi sonradan benimsemek durumunda kalanlar genellikle kaybetmeye mahkumdur, kazançlı çıkan o markanın gerçek sahibi olan aşırı sağ olur.
Şili bugün, 35 yıl önce gerçekleşen demokrasiye dönüşten bu yana ilk defa açıktan askeri rejim ve Pinochet yanlısı olan iki adayın favori olduğu bir başkanlık seçimine doğru gidiyor. Dört sene önceki sosyal adalet, eşitlik, demokrasi ve değişim havasının yerinde bugün yeller esiyor. Pinochet rejiminin ilk yıllarındaki ölümlerin kaçınılmaz olduğunu, Pinochet yaşasa ona oy vereceğini, 1973’teki koşullar tekrar ortaya çıksa askeri darbeye destek olacağını açıktan beyan eden iki aday güvenlikçi diskurun yarattığı dalga üzerinde sörf yaparak iktidara hazırlanıyorlar. Bu bağlamda hem geçtiğimiz dört senenin, hem de seçim stratejilerinin analizinin yapılmasının öneminin tekrar altını çizmek gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et