28 Temmuz 2025 06:05

‘Atık sömürgeciliği’ ve Avrupa’nın çöp kutusu olarak Türkiye: Avrupa’nın çöp kutusuyuz!

Türkiye kapitalizminin agresif büyüme stratejisi, ülkeyi güvencesiz ve esnek çalışmanın hakim olduğu bir ucuz iş gücü cehennemine ve doğal kaynakların sömürge madenciliğiyle talan edildiği bir çevre enkazına dönüştürmekle kalmadı. Anadolu coğrafyası emperyalist ülkelerin “çöplüğü” olma yolunda da hızlı adımlarla ilerliyor.

Çöp dendiğinde kullanılamaz, işe yaramaz, eskimiş eşyalar ve atıklar yerine; mübadele değeri kazanmış, uluslararası ticaretin ve sermaye birikiminin parçası haline gelmiş meta yığınlarını anlamamız gerekiyor. Çöplerin geri dönüştürülmesi, atık yönetimine dayalı sanayileşmenin artışı ve gelişmiş devletlerin çöplerinden kurtulmak için diğer ülkeleri çöplüklere dönüştürmesi eş zamanlı ilerliyor.

Giacomo D’Alisa ve Federico Demaria, küresel atık yönetimini Güney İtalya ve Hindistan üzerinden inceledikleri makalelerinde “kirlilik yoluyla birikim” (accumulation by contamination) kavramına işaret ederler. Kavramı, Karl W. Kapp’ın şirketlerin çevresel maliyetleri kaydırma eğilimi teorisi ile David Harvey’in mülksüzleştirme yoluyla birikim teorisini sentezleyerek türetmişlerdir. Atık sektörünün finansallaşmasıyla sermayenin kirlilik maliyetlerini ve zararlarını kamunun üzerine yıkmalarını, devlet destekli büyümelerini ve sermayenin genişlemesindeki rolünü incelerler. Şirketler atığın yönetimi ve bertarafında devletlerden aldıkları teşviklerle yüksek kârlar elde ederken, emek ve çevre maliyetlerinden kurtulmanın yollarını ararlar. [1]

‘Kirlilik yoluyla sermaye birikimi’ atık endüstrisini her yıl büyütüyor. Küresel atık ve geri dönüşüm hizmetleri pazarı 2020’de 55.1 milyar dolardan 2022’de 60.41 milyar dolara yükselirken, 2030 yılına kadar sektör büyüklüğünün 88 milyar dolara çıkması bekleniyor. 2017’de 330.6 milyar dolar olan küresel atık yönetimi endüstrisinin değerinin ise 2050’de 530 milyar dolar seviyelerine çıkacağı tahmin ediliyor. [2]

Sektörün ekonomik büyüklüğünü arttıran bir etken de başlı başına atık yönetimi maliyetlerinin yüksekliği. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Katı Atık Birliğinin ortak raporuna göre 2023’te 2.1 milyar ton olan katı atık üretiminin 2050’de 3.8 milyar tona çıkacağı öngörülüyor. Dünya genelinde 2020’de atık yönetiminin maliyetinin 252 milyar dolardan 2050 yılına doğru 640.3 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. [3] Mordor Intelligence’ın küresel atık yönetimi pazarı analizi raporunda ise atık yönetimi pazarının 2025 yılında 1.43 trilyon dolar gelir elde ettiği, 2030 yılına kadar bu meblağın 1.97 trilyon dolara ulaşacağı bilgisi yer alıyor. [4]

Atık yönetimi ve bertarafı işlerinden kamunun çekilmesiyle ortaya çıkan boşluğu dolduran şirketler, atık yönetimi maliyetlerini kendileri için kârlılık alanlarına dönüştürüyorlar. Küresel meta zincirlerindeki pozisyonunu büyütmek ve güçlendirmek isteyen Türk şirketlerinin bir bölümü atık pazarında pay sahibi olmak istiyor.

Atık ithalatı ve ihracatı ilk bakışta bir ticari ilişki gibi görünse de devletler arasındaki eşitsizlikler ve bağımlılık ilişkileri ışığında incelendiğinde bu bir ‘atık sömürgeciliği’ türüdür. 1989’da Birleşmiş Milletler Çevre Programı Basel Konvansiyonu çalışma grubunda ortaya atılan bu kavram, GSYH’si yüksek ülkelerin tehlikeli atıklarının GSYH’si düşük ülkelerde bertaraf edilmesini ve bundan duyulan endişeyi ifade ediyor. [5] Afrika ülkelerinin o dönemde duyduğu endişe, günümüzde Türkiye için de geçerli. Emperyalist iş bölümü çerçevesinde Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkeler çöplüğe dönüştürülüyor.

""

Veri: Eurostat, Grafik: Evrensel

Dünyada üretilen katı atıkların yaklaşık yüzde 40’ını alan Çin, 2018’e kadar Avrupa atık ithalatı için birincil varış noktasıydı. 2017’de yürürlüğe giren Ulusal Kılıç Politikası ile birlikte Çin çoğu plastik atık da dahil olmak üzere belirli katı atıkların ithalatını yasakladı ve bu politika değişikliğinin ardından Türkiye, AB atıklarının en büyük ithalatçısı haline geldi. [6]

Verilere göre ABD, Kanada, Japonya, Birleşik Krallık ve AB ülkeleri de dahil olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkeler katı atıklarını en fazla Türkiye, Malezya, Endonezya ve Vietnam gibi ekonomilere ihraç ediyor. Türkiye, hem Avrupa ülkelerine coğrafi yakınlığı, hem kuralsız büyüme temposu, hem de ucuz emek maliyetlerinden ötürü atık varış noktasına dönüşüyor.

Eurostat’ın atık ticaretine ilişkin verilerine göre AB üyesi ülkeler, AB üyesi olmayan ülkelere 2022 yılında 32.1 milyon ton atık ihraç etti.

Türkiye, 2022 yılında AB’den ihraç edilen atıklar için en büyük hedef ülke oldu. 12.4 milyon ton hacmiyle toplam atık ihracatının yüzde 39’unu oluşturdu. İkinci en büyük varış noktası, 2022’de AB’den 3.5 milyon ton atık alan Hindistan’dı; onu Birleşik Krallık (2.0 milyon ton), İsviçre (1.6 milyon), Norveç (1.6 milyon), Mısır (1.6 milyon), Pakistan (1.2 milyon), Endonezya (1.1 milyon), Fas ve Amerika Birleşik Devletleri (her ikisi de 0.8 milyon) izledi. 2021 yılında Avrupa, neredeyse yarısı Türkiye’ye giden 33 milyon ton atık ihraç etti, bu da Çin’in yasağından önceki sevkiyatın iki katına karşılık geliyor.[7]

Ayrıca AB’den ihraç edilen demirli metal atıkların yüzde 60’ı (10.7 milyon ton) ve kağıt atığının yüzde 15’i (4.6 milyon ton) Türkiye’ye geldi.

Geri Dönüşümcüler Konfederasyonunun yayımladığı “Türkiye’de plastik geri dönüşüm sektörü” raporunda atık sektörünün neden şirketlerin iştahını kabarttığı, “kirlilik yoluyla sermaye birikiminin” ölçeği daha iyi anlaşılıyor. Sektör temsilcileri, atık sektörünün bir PETKİM kadar üretim yapan ve önümüzdeki 10 yılda 5 PETKİM kadar daha üretim yapma potansiyeli olduğunu dile getiriyor. 2018 yılında 436 bin ton hurda ithal edildi ve bu ithalatın karşılığı 116 milyon dolar oldu. Söz konusu hurdanın önemli bir bölümü, yurt içinde plastik ham maddeye ve sonrasında mamule dönüştürülerek ihraç edildi ve bundan da yaklaşık 770 milyon dolar ihracat geliri elde edildi. [8]

Basel Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye’de bertaraf amaçlı atık ithalatı yasaklandı ve ithal edilen atıklarda sadece geri dönüşüm için izin veriliyor. Ancak “Waste Wars: Dirty Deals, International Rivalries and the Scandalous Afterlife of Rubbish” başlıklı Kitabın Yazarı Alexander Clapp’ın bu yıl Guardian’da çıkan yazısında, Çin’in çöp almayı bırakmasının ardından Türkiye’nin Avrupa’nın geri dönüşüm merkezi haline geldiği,ancak ithal edilen plastiklerin çoğunun geri dönüştürülemediği ve zehirli atık yığınlarının oluştuğu belirtiliyor. [9]

Bu konudaki kapsamlı çalışmalardan biri TMMOB’ye bağlı Çevre Mühendisleri Odasının “2019 Dünya Çevre Günü Türkiye” raporu. Rapora göre AB’den ülkemize gönderilen atıkların oranı 2004’te yüzde 20’yi bulurken yakın zamanda yüzde 35’lere ulaştı. Gelen atıkların tamamı geri dönüşüme sokulamayacak durumdayken, yüzde 50’si düz çöp niteliğinde. Rapordaki diğer bir kritik bilgi, yılda 5 milyon tona ulaşan tehlikeli atıklardan sadece 1.4 milyon tonunun kayıt altına alınabildiği, geri kalanının kayıt altına alınmaması nedeniyle nerede olduğunun bilinmemesidir. Özetle ülkemizde oluşan tehlikeli atıkların yarısından fazlası topraklarımızı, yüzey sularımızı, yer altı sularımızı, orman alanlarımızı kirletmeye devam ediyor. [10]

2023 yılı “ulusal atık yönetimi ve eylem planı”na göre belediye atıklarının yüzde 64’ü düzenli depolama tesislerine gönderilirken, yüzde 30’u kontrolsüz biçimde doğaya yani toprak ve su ortamlarına bırakılıyor. [11]

OECD’nin “bir bakışta çevre 2020” raporuna göre de Türkiye geri dönüşümde yüzde 10 oranıyla OECD ülkeleri arasındaki en düşük oranlardan birine sahip. Kentsel katı atık geri kazanım oranı 2018 yılında sadece yüzde 12 olup, 27 AB ülkesinin ortalamasının (yüzde 48) çok altındadır.

Türkiye’de atık yönetiminin kurallı ilerlememesi, geri dönüşüm altyapısının yetersiz oluşu, denetimleri yapılmayan vahşi depolama alanlarının artışı, mevcut depolama tesislerimizin kapasitesinin erken dolması halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından riskleri çoğaltan en ciddi faktördür. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının yanı sıra emek gücü de yerli ve yabancı şirketlerin yağmasına ve talanına açılan Türkiye’nin küresel çöplüğe dönüşmesi engellenmelidir. Devlet ve şirketler tarafından “Çöp değil ham madde ithal ediyoruz” söylemiyle meşrulaştırılıp olağanlaştırılmaya çalışılan bu duruma karşı -geri dönüştürülemez- atık ithalatı durdurulmalıdır.

Dipnotlar:

  1. ^ Giacomo D’Alisa ve Federico Demaria, “Accumulation by contamination: Worldwide cost-shifting strategies of capital in waste management”, World Development, Volume 184, 2024
  2. ^ Market value of waste recycling services worldwide in 2022, with a forecast to 2032 https://l24.im/2tMmY
  3. ^ Global Waste Management Outlook 2024: Beyond an Age of Waste – Turning Rubbish into a Resource, https://l24.im/dVpDgb
  4. ^ https://l24.im/3Dvh
  5. ^ Max Liboiron, “Waste Colonialism”, https://l24.im/KCl4
  6. ^ Burcu Binboğa, “European Waste Trade with Turkey: Roadmap to Sustainability or a False Promise?”
  7. ^ EU exported 32 million tonnes of waste in 2022, https://l24.im/8wnOr7
  8. ^ Türkiye'de Plastik Geri Dönüşüm Sektörü,  https://l24.im/PlbCT4
  9. ^ Alexander Clapp, Turkey said it would become a ‘zero waste’ nation. Instead, it became a dumping ground for Europe’s rubbish, https://l24.im/4XzZo
  10. ^ TMMOB Çevre Mühendisleri Odası - 2019 Dünya Çevre Günü Türkiye Raporu https://l24.im/9R3sd
  11. ^ Ulusal Atık Yönetimi ve Eylem Planı 2023 https://l24.im/Tz5R

Kansu Yıldırım

‘Atık sömürgeciliği’ ve Avrupa’nın çöp kutusu olarak Türkiye: Avrupa’nın çöp kutusuyuz!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et