10 Mart 2020 04:45

DTK ‘Terör Yapılanması’ ise, Erdoğan’ı karşılayan protokolde işi neydi?

Paylaş

Önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi, DTK eski Eş Başkanı Aysel Tuğluk hakkında “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla verilen 10 yıllık hapis cezasını onayladı. Ardından Diyarbakır’daki ağır ceza mahkemelerinde DTK dosyası kapsamında yargılananlara ardı sıra cezalar verilmeye başlandı. Yazar Vedat Çetin, HDP eski Hakkari Milletvekili Esat Canan ve Diyarbakır Barosu eski Başkanı Fethi Gümüş’e DTK’daki faaliyetlerinden dolayı “örgüt üyeliği” cezası verildi. Yine dün de yerine kayyum atanıp tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı'ya "örgüt üyeliği" iddiası ile 9 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP eski milletvekillerinden ve DTK eski eş başkanlarından Selma Irmak ile ilgili iddianamede bugün hâlâ faaliyetlerini sürdüren ve adresi belli olan DTK için “illegal yapılanma” ve Eş Başkan Leyla Güven için de “sözde eş başkan” ifadelerini kullandı.

Yargının iktidar eliyle bu kadar yönlendirildiği bir dönemde alınan bu kararlar için “bunda şaşıracak ne var?” denebilir. Ancak mesele bu kadar basit değil. İktidarın zamanında Kürt sorununun çözümü bakımından taraf olarak görüp muhatap aldığı ve dahası yaptığı etkinliklere kendi temsilcilerini gönderdiği bir ‘yapılanma’dan söz ediyoruz. Bu nedenle bugün DTK’yı “terör yapılanması” ilan edenlerin yanıt vermesi gereken başka sorular da var.

İşte size 16 Kasım 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni ziyareti ile ilgili birçok haber sitesinde bulabileceğiniz bir haber: “Başbakan Erdoğan heyetini Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTK Eş Genel Başkanı Ahmet Türk, Diyarbakır milletvekilleri Leyla Zana, Altan Tan, Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Hakkari Milletvekili Esat Canan ve bir çok yetkili karşıladı…”

Yani hem DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Erdoğan’ı karşılayan protokolde yer alacak ve hem de birçok Kürt siyasetçi aynı dönemde katıldıkları DTK faaliyetlerinden dolayı “terör örgütü yönetici ve üyesi” olmakla yargılanacak!

O zaman sormazlar mı; DTK “terör yapılanması” ise, dönemin başbakanı Erdoğan’ı karşılayan protokolde işi neydi? DTK eğer iddia edildiği gibi bir “terör yapılanması” ise, Erdoğan bu yapılanmanın eş başkanını muhatap alarak meşru görülmesini/gösterilmesini sağlamış olmuyor mu?  Yarın DTK’ya katılan birileri çıkıp “biz Erdoğan’ın DTK’yı muhatap almasına aldandık” dese, yargının verecek bir cevabı var mı?

HDP eski Eş Başkanı Demirtaş, yargının DTK ile ilgili suçlamalarının tutarsızlığına dikkat çekmek için: “Suçlamaya konu DTK toplantılarının bazılarına -kaderin cilvesine bakın ki- AKP milletvekilleri Galip Ensarioğlu ve Yasin Aktay ile birlikte katılmıştık. Hepsi de basına açık, legal toplantılardı” demişti.

Ancak bugün halen AKP Genel Başkan Yardımcısı görevini sürdüren Yasin Aktay, Yeni Şafak’ta 10 Temmuz 2019’da yayımlanan “Demirtaş’a ve DTK’ya Şahitlik Edeceksek…” başlıklı yazısında kendisinin de katıldığı etkinliklerin “terör faaliyeti” olarak değerlendirilmesinin tutarsızlığına dikkat çekmek yerine Demirtaş’ın söylediklerini çarpıtmaya çalışıyor. Demirtaş’ın kendilerini “şahit değil, suç ortağı olarak ihbar ettiği”ni savunuyor. Sonra da “Allah aşkına DTK örgütlenmesi veya faaliyetlerine Demirtaş’ın katılması ile benim sadece bir toplantılarına dışarıdan birçok davetli ile beraber katılmamız aynı şey midir?” diye soruyor. Yasin Aktay’ın anlamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği şey şudur: Kendisi de Demirtaş da aynı toplantıya katılıyor. Ama gelin görün ki; bu toplantı, katılanlardan biri için (Demirtaş) “terör faaliyeti” sayılıyor ve tutuklu kalmasının gerekçesi haline getiriliyor. Toplantıya katılan diğer kişi ise, iktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı (hem de insan haklarından sorumlu!) koltuğunda oturmaya devam ediyor. Aktay, kendisinin de katıldığı bu toplantının “terör faaliyeti” olarak gösterilmesine karşı çıkmak yerine “Demirtaş’a kefil olamayacağını” söyleyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Oysa yazımızın uzamasını da göze alarak Yasin Aktay’ın DTK tarafından düzenlenen ve kendisinin de katıldığı “Demokratik Özerklik Çalıştayı” hakkında 20 Aralık 2010’da Yeni Şafak’taki köşesinde yazdıklarını aktaralım: “Demokratik Toplum Kongresi’nin Diyarbakır’da hafta sonu gerçekleştirdiği Demokratik Özerklik Çalıştayı, devletin, Kürt sorunu konusunda militarizmden bir nebze temizleyerek siyasete açmış olduğu alanın bir bakıma işlemeye başladığını gösteriyor. Kürt sorunuyla bir şekilde ilgili; genelde olumlu ama Kürt siyasetinin silahlı vesayetine karşı eleştirel tutumlarıyla da bilinen birçok gazeteci, yazar ve akademisyenin davet edildiği toplantıda DTK’nin demokratik özerklikten ne anladığı dinlendi ve bütün boyutlarıyla tartışılarak gerektiğinde en ağır şekillerde de eleştirildi. Bu eleştirileri BDP veya DTK temsilcileri sonuna kadar dinledi ve kendilerine göre cevaplar da verdiler. Ama bu yolla tam da siyasal alanda olması gereken şey oldu ve kanaatimce önemli bir diyalog ve tartışma gerçekleşmiş oldu.”

İşte Yasin Aktay, böyle anlattığı ve birçok gazeteci, yazar ve akademisyenin katıldığı bu toplantının “terör faaliyeti” olarak gösterilmesi çelişkisine dikkat çekmek yerine bugünkü iktidar politikalarının bir devamı olarak Demirtaş ile uğraşmayı seçiyor.

Hepsi bu kadar da değil. AKP’nin başka bir genel başkan yardımcısının, Hüseyin Yayman’ın “terör örgütü yöneticiliği” cezası Yargıtay tarafından onaylanan Aysel Tuğluk ve 2014’teki DTK Kongresi ile ilgili yazdıklarına bakalım. 7 Eylül 2014 tarihli Vatan gazetesinde “Aysel Tuğluk: Devlet Değil Demokrasi istiyoruz” başlıklı yazısında şöyle diyor Yayman: “Aysel Tuğluk’un ‘Ayrılma, bölünme değil kendimizi yönetmek istiyoruz. Devlet değil, demokrasi istiyoruz. Kendimizi yönetmek istiyoruz ama ayrılarak değil. Özgürleşerek ve özerkleşerek bunu yapacağız’ sözleri 7. Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) damgasını vurdu.” Yayman bu yazısını şu sözlerle bitiriyor: “DTK’da konuşulanlar ‘Yeni Türkiye’nin yolunun Diyarbakır’dan geçtiğini’ bir kez daha ortaya koydu...”

Hüseyin Yayman da bugün DTK’yı “terör yapılanması” olarak görmesi ve Kürt siyasetçileri cezalandırması için yargıyı baskılayan/yönlendiren iktidar partisinin yöneticiliğini yapıyor.

Uzatmaya gerek yok: Bu ülkede Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da iktidar sözcüleri “FETÖ kumpası” deyince binlerce sayfalık iddianameler bir günde çöp oldu. FETÖ’cü yargı ve emniyet temsilcilerinin iktidar partisine yönelik dinleme ve kayıtları “darbe girişimi” kanıtı oldu. Ancak bugün, her adımı FETÖ’den ihraç edilmiş ve önemli bir kısmı tutuklanmış yargı ve emniyet mensupları tarafından hazırlanan DTK dosyası, ne hikmetse iktidar eliyle sürdürülüp Kürt hareketini tasfiye etmenin bir silahına dönüştürüyor. Bunun adına da yargı bağımsızlığı ya da adalet deniyor! Daha garip olası ise, dün DTK’nın çalışmalarına/çalıştaylarına katılan bazı isimlerin bugün DTK’yı “terör yapılanması” olmakla suçlayan iktidar partisinin tepesinde bulunmaları.

Hasılı zamanında Atina sokaklarında fenerle ‘adam’ arayan Diyojen misali, bu ikiyüzlü politika ve dayatılan kararlar karşısında adaleti mumla aradığımız karanlık bir dönemden geçiyoruz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa