08 Şubat 2020 04:10

AKP ve MHP, muhalefete karşı savcıları göreve çağırıyor

Paylaş

Türkiye kamuoyu günlerdir,

  • Çığdan insan kurtarma girişiminin, bizzat çığa müdahale edenler tarafından faciaya dönüştürülmesi,
  • Sabiha Gökçen Havalimanı’nda pistten çıkan uçağın yolcularını kurtarma girişiminin bir kurtaramama rezaletine dönüşmesi,
  • Elazığ’daki depremi fırsata çevirme hamlesi tartışılan Kızılay’ın, yandaş sermaye ile yandaş vakıflar arasındaki bağış-vergi kaçırma organizasyonunun merkezinde olduğunun ortaya çıkması,
  • "Deprem vergisine ne oldu?” diyenlerin adeta vatan hainliği ile suçlanması gibi, normal bir ülkede yıllarca bir araya gelmeyecek vakaları tartışıyor.

Kısacası, bugün bir “Nereden tutsan elinde kalıyor tablosu” daha çizmek zorunda kalıyoruz.

Aslına bakılırsa, bu “Nereden tutsan eline kalıyor tablosu”nu son aylarda daha sıkça ifade etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü Erdoğan-AKP iktidarının icraatları sonuçlarına vardıkça, bu icraatların gerçek amacı ve niteliği ortaya çıkıyor. Ki bu, bir ucunda rezaletlerin öteki ucunda halka maliyetlerinin ortaya çıktığı, skandal gelişmelerin daha da sıklaşacağı anlaşılıyor.

AKP VE MHP, MUHALEFETİ ZAPTURAPT ALTINA ALMADA DA ORTAK

Ancak bütün bu, toplumda infial uyandıracak gelişmeler olurken siyasi alanda bugüne kadar pek tanık olmadığımız iki önemli olay gelişti.

Bunlardan birincisi, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, 2009 yılında çıkarılan ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayan yasal düzenlemenin FETÖ’cülerin bir girişimi olduğunu öne sürmesi ve önerge sahibi AKP‘li vekillerin “FETÖ’nün siyasi ayağı olduğu”nu ima etmesi karşısında Erdoğan’ın tepkisidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece eleştirmekle kalmadı, Başbuğ’un bütün milletvekillerini ve Meclis'i “FETÖ’nün siyasi ayağı olarak suçladığı”nı iddia ederek, tüm milletvekillerini Başbuğ hakkında “suç duyurusu yapmaya” çağırdı.

İkinci önemli olay ise MHP’nin; "Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesiyle birlikte CHP’nin, adeta tüm geçmişini inkâr eden bir yapıya dönüştüğünü, parti içerisindeki cumhuriyetçi-milliyetçi insanların tasfiye edildiğini ve o güne kadar izlenen milli politikaların tamamen değiştirildiği”ni iddia ederek, Kılıçdaroğlu ve bazı milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulunmasıdır.

Yani iktidarın büyük ortağı AKP’nin Genel Başkanı Erdoğan ve küçük ortak MHP, eş zamanlı olarak, bırakalım kamuoyunu, muhalefetin parlamentodaki, hatta muhalefet partisi içindeki tartışmaları bile yasaklayan, suç sayan bir çizgiye geçmiş bulunmaktadır.

YENİ OLAN NEDİR?

Böylece;

  • Vatandaşın ifade özgürlüğünü, sosyal medyayı savcıların takibine alan,
  • Gazetecileri bilinen yöntemlerle zaten sınırlamaya çalışan,
  • HDP’nin parlamentodaki ve seçim bölgelerindeki faaliyetlerini elindeki her imkanla sınırlamaya çalışan,
  • CHP ile kendisine eleştiriler yönelten Başbuğ ve -onun içinde olduğu çevrelerin faaliyetlerini savcılarla kontrol altına almayı gündeme alan iktidar, savcıları görev çağırmaktadır. 

MHP ise, AKP iktidarının bu girişimini bir adım daha ileriye götürerek, CHP’nin içindeki tartışmaların ve oluşturduğu politikaların, savcılar üstünden zapturapt altına alınmasını isteyen bir çizgiye geçmiştir. Ki, yakında AKP’nin de bu çizgiye girmesi sürpriz olmaz. Çünkü CHP’nin eleştirilerine karşı Erdoğan’ın tepkileri dikkate alındığında, MHP’nin girişiminin “Erdoğan’ın arzularının suç duyurusuna dönüşmüş hali” olduğu açıkça görülmektedir.

Bu iki girişimden anlıyoruz ki, AKP ve MHP artık, savcılar ve mahkemeleri eliyle, CHP ve Başbuğ’un şahsında düzen içi muhalefetin de sınırlarını daraltmaya yönelmiştir.

Kısacası dün HDP’ye yönelik yapılan legal siyaset alanının dışına itme girişimlerinin, bugün CHP ve sitemin diğer muhalefet odakları için de, kendi özgünlükleri içinde, devreye sokulması için adım atıldığını görüyoruz.

En azında son girişimleriyle MHP ve AKP bu niyeti ortaya koymuş bulunmaktadır.

BU GİDAŞAT ANCAK MÜCADELE İLE ENGELLENEBİLİR

Bu son girişimlerden anlıyoruz ki iktidar, ana muhalefet partisinin de dahil olduğu iktidarı eleştiren odakların muhalefet alanlarının sınırlarını, yeniden ama eskisinden daha dar bir alana sıkıştırmak için harekete geçme niyetini açıkça ortaya koymuştur.

Savcıların açıkça Cumhurbaşkanı tarafından göreve çağırılması, Başbuğ hakında 300’den fazla milletvekili tarafından suç duyurusu yapılması,  ortağının ana muhalefet partisiyle ilgili savcıları göreve çağırması artık bu konuda gelinen aşamayı, en azından iktidarın kurmak istediği düzeninin geldiği aşamayı göstermektedir.

Bu örneklerin en sonuncusu ise, “Gezi davası” diye bilinen davada; Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı'nın ağırlaştırılmış müebbet hapsinin istendiği “mütalaa”dır.

Ülkemizin demokrasi güçleri ve “tek adam” yönetimine karşı olan herkes, bu gelişmeleri dikkate alan bir mücadele etrafında birleşmek durumundadır.

Aksi halde AKP-MHP ittifakı, bugün ortaya koydukları niyetlerini gerçekleştirmek için ellerindeki her imkanı kullanmakta sınır tanımayan bir yola girmişlerdir.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa