06 Kasım 2019 04:06

Zamlara, vergilere ve "sermaye için bütçe"ye "hayır"ın zemini büyüyor

Paylaş

Hazine Bakanı ve arkasındaki yandaşlar “hınk deyiciler” korosunun, “enflasyon düşüyor” gürültüsüne karşın, zamlar yağmur gibi yağmaya devam ediyor. Hükümet de boş durmuyor, yeni vergi paketi getirdi, dahasının da geleceği anlaşılıyor.

Yeni vergiler de bir yana, önceki gün Erdoğan Hükümetinin, motorlu taşıtlar vergisi, pasaport harcı, ehliyet harcı, trafik cezaları... gibi harç, vergi ve cezalara, yeni yılda yüzde 22.58 zam yapacağı açıklandı.

SGK ve BAĞ-KUR emeklilerine, 2020’de “beklenen enflasyon” olan 8.5’in yarısı olan yüzde 4 dolayında zam yapılacağı belirtiliyor.

Kısacası Hükümet, krizin yükünü işçilere, kamu emekçilerine, emeklilere, toplumun en az gelire sahip sınıflarına yıkmaya çalışıyor. Bunu da patronlar ve hükümetleri; yeni zamlar, yeni vergiler, eski vergilerin artırılması, ücret zamlarını gerçek enflasyonun altına çekerek, bütçenin imkanlarını sermaye sahiplerine aktararak... yapıyor. Bu yüzden emekçiler, halkın çeşitli kesimleri perişan içinde yaşadığı koşullardan hoşnutsuzdur.

Ama bir kesim var ki onların, Orhan Veli’nin;

“Ne atom bombası
Ne Londra Konferansı
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya” diyen, “cımbızlı şiir”inden fırlamış gibi, ne devasa artan eski vergiler ne yeni “vergi paketleri” ne yağmur gibi yağan zamlar ne de işçilerin emekçilerin nasıl geçindikleri umurlarında!

Burada bu köşenin kapsamı içinde kastedilenler, başlıca konfederasyonların ve sendikaların başına çöreklenmiş olan, bir işçinin on katı, yirmi katı maaş alan, dünya yıkılsa kendilerine zeval gelmeyecek sırça köşklerde yaşayan sendika bürokrasisidir.

Elbette ki zamlara, vergilere karşı çıkan bu konuda bir şeyler yapmak isteyen sendikacılar, sendikalar ve konfederasyonlar da yok değil elbette. (Dün DİSK’e bağlı sendikalar Ankara’da bir basın açıklaması gerçekleştirirken, Türk-İş ise bugün açıklamalar yapacağını duyurdu.) Ama sendikaların önemli bir bölümünün başındaki sendika bürokratları, sendikaları AKP ve hükümetinin arka bahçesi haline getirmişlerdir.

Oysa bugün vergilere, zamlara karşı mücadeleden, bütçenin halkın lehine kullanılması mücadelesinden bağımsız iyi bir TİS yapmak bile mümkün değildir. Çünkü uzun mücadeleler sonucu alınan birkaç puanlık ücret ve maaş zamları; vergiler, zamlar, bütçenin sermaye lehine kullanılması, ücretlerin enflasyonun altına çekilmesi, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik... gibi kamusal hizmetlerin faturasının halka yıkılması... gibi yollarla fazlasıyla geri alınmaktadır.

Bırakalım fazlasını, bugün sendikaların meşruiyetini koruması bile artık bu vergiler, zamlar, bütçe gibi konularda sınıftan, halktan yana olmaya bağlı hale gelmiştir.

Bu yüzden de;

- Asgari ücretin insanca yaşayacak bir düzeye çıkarılması ve vergiden muaf tutulması,

- Emekçilerin vergi diliminin yüzde 15’le sınırlanması,

- Az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasını esas alan bir adil bir vergi düzeni kurulması ve sanayi ve finansın büyük firmalarının muafiyetlerine son verilerek gelirleri üzerinden vergilendirilmesi,

- Elektrik, doğal gaz, akaryakıt, su... üstünden alınan vergilerin kaldırılması ve temel tüketim mallarına zam yapılmasına son verilmesi,

- Emekçilerin başlıca tüketim maddeleri üstündeki ÖTV ve KDV’nin kaldırılması,

- Halk için bütçe,

- TİS’lerde “beklenen” ya da “gerçekleşen enflasyon” gibi sendikaların ve işçilerin ihtiyaçlarını gözetmeyen kriterler konmasına son verilmesi, TİS’in serbestçe gerçekleşmesinin önündeki “grev yasaklamaları”na kadar varan engellerin kaldırılması... gibi talepler giderek sadece sendikalı işçilerin ve kamu emekçilerinin talepleri olmaktan çıkıp geniş işçi ve emekçilerin bütün kesimlerini ilgilendiren talepler haline gelmiştir.

Bu nedenledir ki, bu talepler için mücadele için adı büyük ama hükümetin “arka bahçesi” haline gelmiş sendikalardan ve onların bürokratlarından bir hareket beklemek anlamsızdır ve de hayaldir. Tersine bugün az çok mücadele içinde oluşmuş her platform, her sendika merkezi, her sendika şubesi, her işletmedeki mücadele önemlidir. Çünkü, ciddi her çıkışın yayılma eğilimi göstereceği bir döneme gelindiğinin işaretleri çoğalmaktadır.

Şili, Lübnan, Irak gibi ülkelerdeki başkaldırıya varan tepkiler, dünyada mücadeleci bir iklimin oluşmaya başladığına işaret etmektedir. Ve bizim ülkemizin de bu iklimin etkisine girmesi için nedenler çoktur ve giderek de artmaktadır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa