18 Ekim 2019 04:50

Suriye dersleri: İki yanlış bir doğru etmez!

Paylaş

‘Barış Pınarı’ operasyonunda Türkiye’nin neredeyse yalnız kalması üzerinden medyada yedi düvele karşı milli bir savaş verildiği propagandası yapılıyor. Bu operasyonu eleştiren emperyalist güçlerin ikiyüzlülüğü ve tutarsızlığı ortaya konularak Türkiye’nin haklılığı ispatlanmaya çalışılıyor. Bu tutumun en somut örneklerinden biri Fatih Altaylı’nın Habertürk’te 15 Ekim’de yayımlanan “Sizin ne işiniz var önce onu söyleyin” başlıklı yazısıydı. Altaylı bu yazısında asker selamı veren Türk futbolcularını eleştiren Fransız medyasını hedefe koyuyor, Fransa’nın Cezayir’den Libya’ya ve Suriye’ye kadar savaş suçlarını hatırlatıyordu. Hakaret içeren ifadelerin de yer aldığı bu yazıda Fransa’nın ikiyüzlülüğünü “Siz 4 bin kilometre öteden geleceksiniz ve ‘Suriye’de ne işimiz var bizim’ demeyeceksiniz. ‘Türkiye’nin ne işi var orada’ diyeceksiniz” sözleriyle ortaya koyuyor ama bu eleştirisini Suriye’nin komşusu olarak Türkiye’nin operasyonunun haklılığına bağlıyordu.

ABD’den Fransa’ya, İngiltere’den Hollanda’ya Türkiye’nin operasyonuna karşı tutum alan emperyalist-kapitalist ülkelerin tarihlerinde insanlığa karşı işlenmiş birçok suçun olduğu doğrudur. Yine ABD ve Fransa’nın 2011’de Libya’da Kaddafi’yi deviren ve aynı amaçla Suriye’ye müdahale eden güçlerin başını çektikleri de bir sır değil.

Peki, Türkiye’deki iktidar bu sürecin neresindeydi?

Yeni Osmanlıcı hayaller ve bölgesel liderlik hevesiyle Libya’ya müdahale eden NATO kuvvetlerinin merkez komutanlığına ev sahipliği yapan bu iktidar değil miydi? Ya Esad rejimini 6 ayda yıkarız diyerek yanına Katar ve S. Arabistan’ı alarak Suriye’ye müdahalenin öncülüğüne soyunan kimdi?

Yüzyılı aşkın bir süredir bölgenin (Ortadoğu) enerji kaynaklarını ve bunların geçiş yollarını denetlemek amaçlı bir paylaşım mücadelesi sürdüren emperyalistlerin politikalarını belirleyen şu ya da bu milletle dostlukları değil, kendi çıkarlarıdır. Bunu 2017 ‘bağımsızlık referandumu’ sürecinde Irak Kürtleri ve son operasyonda Suriye Kürtleri acı bir şekilde yaşadılar. Öte yandan emperyalist güçler, bölgeyi kendi çıkarları temelinde dizayn etmeye yönelik müdahale politikalarını hep bölgesel iş birlikçileri ile birlikte uygulamaya koydular. Dolayısıyla paylaşım mücadelesinden pay kapma hevesindeki bölge gericilikleri emperyalist güçlerin suç ortakları oldular. Bugün Türkiye’deki iktidar Suriye’de suçları en kabarık güçler arasındaysa bunun arka planında emperyalistler arasındaki egemenlik mücadelesinde pay kapma, bugün bölgesel bir sorun haline gelen Kürt sorunu karşısındaki gerici pozisyonu ve yayılmacı emelleri bulunuyor.

Bugün Suriye ve bölgedeki tabloyu şöyle özetlemek mümkün: Bölgede emperyalistler arasında bir paylaşım mücadelesi sürüyor. Şu ya da bu emperyalist güçle iş birliği yapan bölge gericilikleri bu paylaşım mücadelesinin etnik ve/veya mezhepsel bir mücadele görünümü kazanmasına yol açıyor. Böylesi bir tabloda bölge halklarının şu ya da bu emperyaliste karşı durmak adı altında kendi ülke gericiliklerinin arkasında saf tutmaları sadece etnik ve mezhepsel geriliminin sürekli yeniden ve yeniden üretilmesine hizmet ediyor. Bu politikanın kazananı da halklar değil, emperyalistler ve bölge gericilikleri oluyor.

Son ‘Barış Pınarı’ operasyonu üzerinden tartışalım. Bu operasyon kimlerin çıkarına hizmet ediyor?

Erdoğan iktidarı bu operasyonu kendi güç kaybını durdurmak için iç politika malzemesi haline getiriyor. Dahası ele geçirdiği bölgeleri ve en son Suriye Milli Ordusu adını verdiği cihatçı grupları koz olarak kullanarak kendi burjuvazisine Suriye’nin imarında pay kapmaya çalışıyor. Yine ABD’nin güçlerinin geri çekilmesi sonrasında başlayan bu operasyon, Rusya’nın müdahale kapasitesini arttırıp yeni hamleler yapmasının önünü açtı. 

Bu operasyondan Türk halkının payına düşen ne oldu? 

Ekonomik krizin üzerine savaş harcamalarının da halkın sırtına yıkılması; yani daha fazla zam, yeni vergiler ve daha fazla işsizlik. Öte yandan her türlü demokratik hak ve talebin operasyon gerekçesiyle yasaklanması. Ve daha önemlisi kışkırtılan milliyetçilik-şovenizm üzerinden ülke gericiliğine yedeklenmek ve son örneğini otobüs Muavini Şirin Tosun’un Adapazarı’nda Kürtçe konuştuğu için linç edilmesinde gördüğümüz gibi Türkler ve Kürtler olarak bu ülkede birlikte yaşama duygusunun yara alması.

Sonuç olarak dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Bölge halklarının kaderlerini ellerine alabilmeleri için kendi aralarındaki etnik-mezhepsel gerilimleri bir taraf bırakarak emperyalistlere ve kendi ülke gericiliklerine karşı ortak mücadele etmeleri gerekiyor. Çünkü bir yanlışa karşı başka bir yanlışı savunmak bir doğru etmiyor. Suriye üzerinden söylersek emperyalistlerin ikiyüzlü tutumları Türkiye’deki iktidarın operasyonunu haklı çıkarmıyor. Suriye’de kalıcı çözüm, ülkeye müdahale eden bütün dış güçlerin geri çekilmesinden ve ülkenin geleceğinin ülke halkları tarafından belirlenmesinden geçiyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa