16 Ekim 2019 04:45

Sendika bürokratları azgın şovenizmin arkasında saf tutuyor

Paylaş

Türkiye, Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekatı konuşuyor.

Konuşuyor dedikse, sadece hükümetin politikasının “hınk” deyicilerinin konuşması isteniyor. Bu harekata karşı çıkanların ise basın açıklamaları yasaklanıyor; milletvekiliymiş, parti sözcüsüymüş, sade vatandaşmış demeden “Savaşa hayır” diyenler, “barış” isteyenler hakkında soruşturmalar açılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Adı Barış Pınarı olsa da pınardan su değil kan akıyor” diyerek, her tür savaşa karşı çıkmasını bile yetkililer hazmedemiyor. Her platformda “bağımsız devlet” diye savunulan KKTC’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı azarlanıyor, hatta bu azar “Söylediklerinin hesabının sorulacağı”na kadar götürülüyor. 

Ancak bütün bu baskılara karşın ilerici demokrat çevreler, halkın çeşitli kesimlerini temsil eden kurumların sözcüleri, hatta sosyal medya hesaplarından sade vatandaşlar fikirlerini açıklamaktan geri durmuyor. Askeri harekatla, silahla, savaşla bölgenin ve ülkenin sorunlarının çözülemeyeceği gibi daha da ağırlaşacağını söyleyerek, “Hemen barış” demekte ısrar ediyor, yandaş medya ve sermaye politikacılarının kara propagandasının etkisini kırmaya çalışıyorlar.

İşçi sınıfının mücadele tarihi gösteriyor ki; ülkeler ve halklar arasındaki sorunların savaşla, silahla çözülmesine ilk karşı çıkanlar işçiler olmuştur. Olmak da durumundadırlar. Çünkü, yaşananlar her yanıyla göstermiştir ki savaşın, silahların öne çıktığı her durumda, kaybeden işçiler, emekçiler, halklar olmuştur. Üstelik de sadece cephelerde can vererek değil, aynı zamanda vergiler, zamlar, işsizlik, yoksulluk gibi kapitalist sisteminin bütün belaları da işçilerin, emekçilerin, halkların başına atılmıştır. 

Evet, şimdi soralım?

Suriye’nin kuzeyine yapılan askeri harekat konusunda sendikalar, emek ve meslek örgütleri ne demektedirler?

DİSK, KESK, TTB, TMMOB, bazı barolar, yapılan askeri harekatların, bölgenin ve ülkenin sorunlarını daha da derinleştireceğini, sorunların ancak barış politikalarıyla çözülebileceğini söylediler. Ama her vesileyle en büyük işçi, kamu emekçisi örgütü olmakla övünen Türk-İş, Memur-Sen, Hak-İş, Kamu-Sen ise patronların sendikası Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) gibi sermaye örgütleri ile ortak açıklama yaparak, şovenizmin en hamasi sloganları eşliğinde “Canımız, kanımız feda olsun” şeklinde özetlenecek bir tutum aldılar.

Eğer bu hamaset söz düzeyinde kalsaydı gülünüp geçilebilirdi. Ama yaptıkları açıklama ile bu konfederasyonların, sendikaların yöneticileri, hükümet ve patronlara; “Madem bir savaşa girdik, öyleyse bu savaşın masraflarını da üstleniyoruz” demiş oluyorlar. “Zamlar, vergiler, gerçek enflasyonun yarısını bile bulmayan ücret ve maaş zamları, kıdem tazminatını fona bağlama, zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi... Aklınıza ne gelirse onu işçinin, emekçinin sırtına yıkın, TİS’lerde eskisi kadar bile zam yapmasanız da olur” demiş oluyorlar. 

Kendilerini “sivil toplum kuruluşu” diye tanıtmaktan hiç rahatsız olmayan bu sendikalar, sermaye örgütleriyle ortak bildiri yayımlayarak “İşçilerin, emekçilerin, halkın her fedakarlığa hazır olduğunu” söylüyor ama kendilerinden hiçbir fedakarlık yapmıyorlar. Gerçekte de ne askeri harekatı, ne ölüp kalanları, ne yaratılan ortamın halka yaşattığı tarifsiz acıları umursuyorlar!

Bu sendika bürokratlarının tipik bir temsilcisini, MESS’le TİS masasına oturan sendikalardan birisi olan Hak-İş’e bağlı Özçelik-İş’in Genel Başkanı Yunus Değirmenci şahsında gündeme gelen bir skandalla gördük! Kendisine 1.8 milyon TL değerinde (İndirimle 1.3 milyon TL’ye almışlar) lüks bir araç satın alan Değirmenci; adına sendika ve sendikacı diyen hiçbir kurum ve kişinin savunamayacağı bu rezilliği, “Baktık sendikamızın menfaatleri için daha uygun bunu almaya karar verdik” diyerek savundu. Bununla da yetinmedi, 30-50 bin TL arasında maaş aldığını da” (Muhtemelen bir ay 30, diğer ay 50 bin TL alıyor) açıkladı.

Gördük ki sendika bürokratları söz konusu olduğunda pişkinliğin, utanmazlığın sınırı yok!

İster siyasette, ister işçi ve emekçilerin satılmasında, isterse de sendika kasalarının yağmalanmasında!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa