09 Ekim 2019 00:15

Gerçek bir "güvenli bölge" savaşla değil barışla kurulabilir

Paylaş

Ortadoğu’nun son yüz yıllık tarihi, belirli olanın belirsizlik olduğu, kazanmış görünenin çoğu zaman kaybettiği, kaybetmiş sanılanının da kazandığı, her “zafer”in bir “Pyrus Zaferi”ne dönüşmesinin şaşırtıcı olmamasının tarihidir.

“Pragmatizm” kavramı yetmediği için, diplomasi literatürüne “şark politikası” kavramının eklenmesini ihtiyaç haline getiren de bölgedeki bu kayganlıktır.

Kuşkusuz ki, bu karmaşık gelişme ihtiyacının arkasında; bölge gericiliklerinin çıkar “köksüzlüğü” kadar coğrafyayı dünyanın herhangi bölgesinden daha kaygan hale getiren bölge gericilikleri ve bölgede egemenlik peşinde koşan emperyalistler arasındaki ilişkilerin üstünde hareket ettiği, petrolle yağlanmış, doğal gazla tütsülenip kutsanmış, bölgenin dünyanın yeniden paylaşımındaki stratejik önemi bulunmaktadır.

OPERASYONUN SINIRLARI ABD İLE ORTAK MI BELİRLENDİ?

Son yıllarda Suriye merkezli olarak bölgedeki büyük bataklığa balıklama dalan Erdoğan-AKP iktidarının girişimleri etrafında bu bölgedeki gelişmelerin ne kadar büyük kaygan zeminde olduğunu daha yakından görüyoruz. Bunun en tipik örneklerinden birisi de bir koluna Putin’i öteki koluna Trump’ı alan “Erdoğan antiemperyalizmi”dir!

Esad ailesi ile ortak tatile çıkan Erdoğan’dan “halkının katili Esad”a dönülmesinin arasında aylar bile yoktur. Ya da Rusya Türkiye ilişkileri son 10 yılda kaç kez gidip gelmiştir?

ABD Kürtleri kaç kez satmış, kaç kez en önemli müttefiki ilan etmiştir? Nitekim bu durumu Türkiye’nin “Fırat’ın doğusu”nda “güvenli bölge” oluşturulup oluşturulmamasına dair itiş kakış içinde de çok açık gördük.Hele de son birkaç gündür... Zira bir yandan, “ABD bölgeden çekiliyor. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahalesine destek vermiyor” denilirken öte yandan Trump, “Çizilen çerçeveyi aştığını düşünürsem, Türkiye’nin ekonomisini yerle bir ederim. Daha önce bunu yaptım!” diyebiliyor. Dolayısıyla bütün işaretler aslında Erdoğan ile Trump arasında Türkiye’nin müdahalesinin sınırlarının çizildiğini gösteriyor.

MASA ÜSTÜNDEKİ HEDEFLERİN SAHADA KARŞILIĞI VAR MI?

Erdoğan ve sözcüleri, “güvenli bölge”de amacın, “Fırat’ın doğusunda 480 kilometre uzunluğunda ve 30-40 kilometre derinlikte bir ‘güvenli bölge’ oluşturarak bu bölgeye 1-2 milyon mülteciyi yerleştirmek, SDG’yi etkisizleştirmek” olarak propaganda ediyorlar. Ama bu hedeflerin, masada çekici olsa da sahada gerçekleşme ihtimali, sayısız başka etkenlere bağlı olduğu için son derece zordur.

Nitekim Türkiye’nin “güvenli bölge”yi nerelere kadar uzatacağı, SDG’nin bir “son savaş”a mı gireceği; yoksa Türkiye’nin, ABD ile anlaştığı sınırlar içinde bir operasyonu görmezden gelip, daha sonraki adımlarına göre mi hazırlanacağı tartışılmaktadır. Yine Suriye rejiminin, arkasındaki Rusya ve İran’ın, ABD bölgeden uzaklaştıktan ve Türkiye ile ABD arasına bir kalın çizgi çekildikten sonra Türkiye’yi Suriye’den çıkarmak üzere yeni hamlelere mi gireceği tartışmalıdır. Türkiye’nin aslında böylece Suriye rejimi ile İran ve Rusya’nın planına hizmet eder duruma düştüğü yönündeki senaryolar da bir başka tartışma konusudur. Ve bölgedeki kaygan zemin bütün bu tartışmaları haklı gösterecek dayanaklar sunmaktadır.

Ama bugün Türkiye’nin demokrasi güçleri için önemli ve acil olan; Erdoğan-Bahçeli ittifakının Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının daha derinlerine sürüklemesinin önünü kesme mücadelesidir.

BARIŞ VE HALKLARIN KARDEŞLEŞMESİ İÇİN MÜCADELE

Nitekim;

- ABD’den gelen ve bölgedeki güçlerin çekileceği doğrultusundaki açıklamalardan hemen sonra CHP, HDP, EMEP, ÖDP; Türkiye’nin kuzey Suriye’de girişeceği bir askeri operasyona karşı çıkmış, bunun bölgede emperyalistler ve bölge gericiliklerinin işine yaradığını, Türkiye’nin ise bölgede bataklığa daha fazla çekileceğini açıkça ifade etmişlerdir. Bununla birlikte hükümeti bölgedeki sorunları büyütecek, Türkiye’nin başına da daha büyük belalar açacak adımlardan vazgeçmeye çağırmışlardır.

- Halkın geniş yığınları açısından da hükümetin bugün örneğin “Fırat Kalkanı” ve Afrin’e yönelik operasyonlarda olduğu gibi geniş bir desteği yoktur. Bu, son yerel seçimde AKP-MHP’nin “beka sorunu” etrafında yürüttüğü kampanyada da açıkça görüldü.

- Türkiye halklarının önemli bir kesimi bu tür operasyonların sorunları çözmeyeceğinin farkındadır. Dahası kendi içinde “Ftnenin egemen hale geldiği” bizzat Erdoğan tarafından ilan edilmişti. Bu koşullarda “güvenli bölge”nin, aslında AKP ve MHP için bir “güvenli bölge” olduğu fikri de halk indinde güçlenmektedir.

- Bu askeri harekatın, büyük bir kriz içinden geçildiği, bir askeri harekatın krizi daha da derinleştireceği, başlıca tüketim mallarına zamların, yeni vergilerin kapıda olduğu, daha dün yollara, köprülere, tren ve kitle taşımacılığına, posta hizmetlerine zam yapıldığı koşullarda yapılacak bir askeri harekatın Trump’ın bir müdahalesine gerek kalmadan “Ekonomiyi mahvedebileceği” de acı bir Türkiye gerçeğidir.

- Sendikalar, emek meslek örgütleri bırakalım siyaseti, barışı, halkların kardeşliği gibi değerleri; sadece bu ekonomik nedenlerden dolayı bile böyle bir askeri harekata karşı durmak durumundadırlar.

BARIŞ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN MÜCADELE

Trump’ın açıklamaları karşısında CHP Grup Başkan Vekili Engin Özkoç, Siyasi istikbal uğruna Mehmetçiklerimiz Ortadoğu bataklığına itilmemeli” demiştir. CHP’nin bu söylemi doğru olmakla birlikte, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun “İçimiz yana yana tezkereye evet diyeceğiz” demesi tam bir çelişkidir. Zira “tezkereye evet” oyu, ileriye doğru atılan adımların da geri alınması demektir. Bunu da buradan belirtmiş olalım.

Son söz ise elbette ki, “güvenli bölge”yi bir “beka sorunu”na dönüştürüp bundan kolay zaferler kazanmayı umanlaradır. Bu, çoğu zaman yenenlerin zaferlerini kutlayamadığı, “Pyrus Zaferleri” bölgesinde “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olanların” zaferi olmaktadır. Bu yüzden bölge ve ülkede sorunları çözmenin gerçekçi yolu; savaştan değil, barışı ve halkların kardeşliğini güçlendirecek politikalardan geçmektedir.

Bunu da şimdiden söylemiş olalım!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa