01 Ekim 2019 23:30

Söz düzeyindeki eleştirilerin bir anlamı olmaz

Paylaş

Bunun kaçıncısı olduğunu siyaseti yakından izleyenlerin bile sayamadığı bir “yeni ekonomik program” (YEP) daha ilan edildi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, tarafından kamuoyuna açıklanan YEP, sermaye çevrelerince, TOBB başkanının ifadesiyle, “heyecanla” karşılandı. YEP’ten emekçilere düşen ise; işsizlik, başlıca tüketim mallarına zam, yeni vergiler, kıdem tazminatının gasbı, çalışma koşullarının ağırlaştırılması oldu!

YEP’in arkasındaki amaç, IMF’nin istekleri doğrultusunda hazırlandığı gerçeği ve hangi sınıfın çıkarlarına göre hazırlandığı, hedeflerinin hayalciliği... gibi yanları, dün gazetemizde Bülent Falakoğlu arkadaşımız tarafından ortaya kondu.

Bu son YEP de, öncekiler gibi; sermayenin çıkarlarını savunmayı başlıca hedef edinmiştir.

Bunu TOBB Başkanı ve öteki sermaye sözcüleri ile yandaş medyadaki sevinç çığlıklarından anlıyoruz. Ancak emek cephesinden, özellikle de işçilerin sınıf örgütleri olması gereken sendikalardan, YEP’in işçi-emekçi düşmanı hedeflerine yönelik herhangi bir tepki duymuş değiliz.

Elbette ki KESK ve DİSK’ten, bağlı sendikalardan, muhtemelen bu günlerde, YEP’teki emekçi düşmanı hedeflere yönelik eleştiriler duyacağız. Ama böyle hükümet tarafından hazırlanan, kapsamlı, her yıl yenilenen, işçilerin, emekçilerin kazanılmış haklarına bir saldırı da olan bir programa karşı sendikaların, eleştiriyle sınırlı bir tepkisinin anlamı olamaz. Tabii bu söz düzeyindeki eleştirilerin hükümet ve sermaye tarafından ciddiye alınması da beklenmez.

Sermayenin hükümet üstünden, işçi-emekçi halkına karşı siyasi bir hamlesi de olan YEP’e karşı sendikalar; emekçilerin kazanılmış haklarını savunma ve yeni zamlara, yeni vergilere karşı çıkmadan başlayarak, sendikalar ve TİS yasalarının demokratikleşmesi talepleriyle de birleşen bir mücadele hattına girmeden, sermayenin bu her yıl yenilenen sistematik saldırısına karşı bir tutum almış sayılmazlar. Bunun ilk adımı ise, YEP’in işçilere yönelik hedefleri ve arkasındaki emek düşmanı felsefesinin tartışmaya açılması ve işçileri bu tartışma içinde kendi talepleri etrafında birleştirilmesi girişimleriyle olacaktır.

YEP’te işçileri ve sendikalarını ilgilendiren ama çeşitli dolambaçlı ifadeler arkasına saklanan önemli bir hedef de; TİS’lerde “gerçekleşen enflasyonun” değil “hedeflenen enflasyonun” esas alınmasıdır.

Yani TİS’lerde son yıllarda örneğin; “yüzde 4+enflasyon farkı” biçiminde ifade edilen formülasyon, eğer enflasyon yüzde 4’ü geçerse aradaki farkın da ücret-maaş zammına ekleneceğidir.

Ancak YEP’in amacına uygun davranılırsa, ücret zammı “hedeflen enflasyona” bağlanacak, hedeflenen enflasyon da önceden belli olduğu için ücret-maaş zammı hedeflenen enflasyona eşitlenecektir. Bu durumda, örneğin o yıl için “hedeflenen enflasyon” yüzde 10’sa, ücret-maaş zamları da “yüzde 5+5” olarak saptanacak. Yıl içinde “gerçekleşen enflasyonun” yüzde15-20 olması da umursanmayacaktır! Dolayısıyla hükümet enflasyon hedefini ne kadar aşağıda gösterirse; ücret zamları da o ölçüde aşağı çekilmiş olacaktır!

Bir zamandan beri hükümete, IMF tarafından önerilen bu kriterin ilk uygulamasının, MESS tarafından geçtiğimiz ay başlayan ve 150 bin dolayında işçiyi kapsayan metal sözleşmesinde devreye sokulmak istenmesi de sürpriz olmayacaktır.

Bu yüzden de eğer TİS’lerde ücret ve maaş zamları “hedeflenen enflasyona” bağlanırsa, TİS yapmanın, geniş işçi yığınları için de sendikalı olmanın hiçbir anlamı da kalmayacaktır!

Bugün de “gerçekleşen enflasyona” bağlanmış olmasıyla zaten önemli ölçüde anlamını yitirmeye başlayan TİS’lerin hedeflenen enflasyona bağlanmasıyla, TİS yapmaya ve sendikalı olmaya bir darbe daha vurulacağını söylemek yanlış olmaz.

Elbette ki sendikaların önemli bir görevi TİS yapmaktır ama TİS yapmaktan ibaret değildir.

Çünkü sendikalar, en azından 150 yıldan beri, “İşçi sınıfının sermaye ve sömürüye karşı örgütlenme ve mücadele merkezleri”dir. Ve bugün de sendikalar bu görevlerini yerine getirdikleri ölçüde sendikadırlar!

Bugün, YEP’in TİS yapma ötesinde emekçilerini daha iyi yaşama ve çalışma taleplerine, sınıf haklarına yönelik bir saldırı programı olması, sendikaların görevlerini bir kez daha hatırlatılması, dolayısıyla “Bize nasıl sendikalar lazım” tartışmasının derinleştirilmesi bakımından da önemli olmuştur.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa