27 Eylül 2019 00:36

Akıbeti belli bir oluşum: Suriye anayasa komitesi

Paylaş

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Guterres’in Suriye’de oluşturulacak ‘anayasa komitesi’nin bileşimi konusunda anlaşmaya varıldığını ve komitenin önümüzdeki haftalarda BM’nin gözetiminde Cenevre’de toplanacağını açıklaması, Suriye’de siyasi çözüm yönünde atılmış önemli bir adım olarak öne çıkarıldı. Ancak BM tarafından açıklanan anayasa komitesinin bileşimiyle ilgili anlaşmanın arka planında 16 Eylül’de Ankara’da Putin-Erdoğan ve Ruhani arasında yapılan üçlü zirve bulunuyor. Hatırlanırsa bu görüşmeden sonra yapılan ortak basın toplantısında Suriye’de oluşturulacak anayasa komitesinin bileşimiyle ilgili pürüzlerin giderildiği açıklanmıştı.

Oluşturulan anayasa komitesine yönelik en önemli tepki bu komiteden dışlanan Suriye Demokratik Güçlerinden (SDG) geldi. SDG tarafından yapılan açıklamada bu komitenin Suriye halklarının değil; Rusya, Türkiye ve İran’ın çıkarları doğrultusunda hazırlandığı vurgulandı. Öte yandan Demokratik Suriye Meclisinin (DSM) içinde yer almadığı bir komitenin bütün Suriye halklarını kapsamasının ve demokratik bir anayasa hazırlamasının mümkün olmayacağına da dikkat çekildi.

Gerçekten de Suriye yönetimi ve en büyük destekçisi Rusya’nın İdlib’in cihatçı gruplardan temizlenmesi konusundaki kararlılıkları düşünüldüğünde Suriye’de siyasi çözüm konusundaki en büyük belirsizliği Fırat’ın doğusundaki oluşumun statüsünün ne olacağı sorusu oluşturuyor. Bu gerçeğin anayasa komitesinin bileşimi konusunda pazarlıklar yapan ülkeler/güçler tarafından bilinmemesi mümkün değildir. Dolayısıyla SDG’nin dışlandığı bir anayasa komitesinin oluşturulması siyasi çözüm yönünde atılmış bir adımdan çok, bu komitenin bileşimiyle ilgili pazarlıkları yapan ülkelerin sahadaki dengeleri kendi lehlerine çevirme hesaplarına bağlı bir hamle olarak anlam kazanıyor.

Bu tespit ilk bakışta abartılı görünebilir ancak Suriye’de bugüne kadar siyasi çözüm adına yapılan görüşmelere ve bu görüşmelere kimlerin katılacağını belirleyen güçlere bakıldığında ortaya çıkan tablo budur.

Siyasi çözüm adına en çok umut bağlanan görüşmelerin başında BM gözetiminde yapılan Cenevre görüşmeleri bulunuyordu.

Suriye savaşında cihatçı grupların etkin olduğu ve Esad’ın gitmesinin bir ön koşul olarak dayatıldığı Cenevre-1 (2012) ve Cenevre-2 (2014) görüşmelerinden hiçbir sonuç çıkmamıştı. Ancak Rusya’nın Suriye’ye etkin olarak müdahale etmeye başladığı ve cihatçı grupların önemli oranda tasfiye edildiği koşullarda şubat 2016’da başlayan Cenevre-3 görüşmelerinden siyasi bir çözüm çıkması yönünde geniş çevrelerde bir beklenti oluşmuştu. Cenevre-3 görüşmeleri konusunda yaratılan beklentiye rağmen bu görüşmelerden siyasi bir çözüm çıkmasının önünde önemli bir engel vardı. Bu görüşmelere Suriye Kürtlerinin en önemli bileşeni oldukları SDG’nin katılımı, Kürtlerin kazanımlarını kendisi için tehdit olarak gören Türkiye’deki Erdoğan iktidarı tarafından engellenmişti. Dolayısıyla Suriye’nin geleceğinin belirlenmesi bakımından ne ABD’nin ne de Rusya’nın göz ardı edemediği bir güç konumunda olan Kürtlerin dışlandığı bu görüşmeler Suriye rejimi ile güçten düşmüş muhalefet arasında karşılıklı suçlamalar ve sonuçsuz tartışmalardan ibaret kaldı. Cenevre-3’ten sonra Cenevre görüşmeleri Cenevre-8’e kadar devam etti ama bu görüşmelerden siyasi çözüm adına dişe dokunur hiçbir sonuç çıkmadı.

Cenevre görüşmeleri gibi Rusya-Türkiye ve İran arasında yapılan Astana görüşmelerinin de her ne kadar siyasi çözümden söz edilse de Suriye’deki bütün kesimleri kapsayacak siyasi bir çözümden çok bu görüşmeleri yapan ülkelerin çıkarlarına odaklı olmaları nedeniyle sonuçsuz kaldığını söyleyebiliriz.

Bugüne kadar Suriye’de siyasi çözüm adına yapılan çeşitli görüşmeler üzerinden bir genelleme yapmak gerekirse karşımıza çıkan sonuç şudur: Bu görüşmeler Suriye halklarının, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olması gereken siyasal-toplumsal kesimlerin değil; Suriye üzerinden bölgede (Ortadoğu) egemenlik mücadelesi veren güçlerin arasındaki hesap ve pazarlıklara bağlı olarak gerçekleştirildiği için sonuçsuz kalmıştır.

Bugün Rusya-Türkiye ve İran arasındaki pazarlıklar üzerinden ve dolayısıyla Suriye’nin en önemli siyasal aktörlerinden SDG/DSM dışlanarak oluşturulan bir anayasa komitesinin akıbetinin öncekilerden farklı olmayacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

Böylesi bir bileşimle anayasa komitesi oluşturmanın arkasındaki hesap konusunda kısaca şunlar söylenebilir: ABD’siz bir çözüm arayışıyla ABD’ye Suriye’de meşru bir güç konumunda olmadığı mesajı verilmek isteniyor-ki bu doğrudur ancak aynı doğru Suriye rejiminin isteği-çağrısı dışında Suriye’de bulunan Türkiye için de geçerlidir. Bunun da ötesinde Suriye halklarının iradesine dayalı bir siyasi çözüm ancak ve ancak bütün dış güçlerin müdahalesinin son bulduğu koşullarda mümkün olabilir.

İkinci olarak; SDG’nin anayasa komitesinden dışlanması, geçtiğimiz günlerde Suriye yönetiminin BM’ye mektup yazarak SDG’yi “ayrılıkçı terörist milisler” ilan etmesiyle uyumlu bir hamledir. Açıktır ki bu hamlenin amacı süreçten dışlanan SDG üzerindeki baskının arttırılması, SDG’nin Suriye rejimi ve destekçilerinin dayatacağı koşulları kabul etmeye zorlanmasıdır.

Ancak yapılan hesapların aksine ABD gelişmelerden memnun görünmektedir-ki, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Suriye Anayasa Komitesi oluşturulmasını memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Çünkü Fırat’ın doğusundaki Kürt oluşumunun süreçten dışlanması Suriye’de siyasi çözümü belirsiz bir geleceğe erteleyerek ABD’nin zaman kazanmasını sağlıyor ve daha önemlisi de süreçten dışlanan SDG’yi/Kürtleri ABD’ye daha fazla bağımlı hale getirerek aslında ABD’nin elini güçlendiriyor.

Bu nedenle Suriye’de 8 yılını geride bırakan savaşın yarattığı büyük yıkıma rağmen bugün oluşturulan anayasa komitesinden siyasi bir çözüme ulaşmak maalesef mümkün görünmüyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa