22 Eylül 2019 00:26

Benim yüküm ağır!

Paylaş

Barış Akademisyenlerine yönelik açılan davalar teker teker düşüyor; rejim tarafından hedef alınan akademisyenler aklanıyor. Bana karşı açılan dava da bu şekilde sonuçlandı. Savunma yapmama olanak olmadı. Duruşmada şov yapan ve hakkımda yakalama kararı veren hızlı yargıca iki laf edemedim. Davanın bu şekilde sonuçlanmasına da sevinemedim. Sevinemedim, çünkü Barış Akademisyenlerinin dillendirdiği o korkunç kırımın hesabı sorulamadı. Hesabı sorulamayanlar içimde, bitmeyen dinmeyen bir ağrı gibi. Sırtımda kocaman bir kaya gibi. Vicdani bir yük.

Benim yüküm ağır. Silopi’de yataklarında uyurken bir panzer tarafından ezilen 7 yaşındaki Muhammed ve 6 yaşındaki Furkan bana yük. Onların öldürülmesi ile ilişkili dava haziran ayında sonuçlandı. Sanık polis suçlu bulundu. Kesilen 25 aylık hapis cezası 19 bin lira para cezasına çevrildi. Mahkeme tarafından daha ilk duruşmada tahliye edilen, sonra göreve başlamasında hiç sakınca görülmeyen polis memuru bir kez daha korundu. Avukat Elçi, “Ceza maalesef son dönemlerde kamu görevlileri hakkındaki cezasızlık durumuyla uyuşan bir nitelikte. Hiçbir insanın adalet duygusunu tatmin etmez” dedi. Baba Mesut Yıldırım ise hiçbir cezanın çocuklarını geri getiremeyeceğini vurguladı; “Acılarımızı dindirebilecek bu tür olayların önüne geçilmesi için adil bir karar talep ediyoruz” dedi.

Muhammed ve Furkan bana yük. Onları öldüren polis ve amirleri, onları koruyan mahkeme heyeti de. Yalnız çocukları değil büyükleri de öldüren panzerler de bana yük. Ölüm taşıyan panzerleri çocuklara sevdirmeye kalkan, meraklı çocukları panzerlere, akreplere bindirmeyi akıl eden polis teşkilatı da.

Panzerler yük. Akrepler, kirpiler yük. TOMA denilen araçlar yük. Tanklar. Mayınlar. Biber gazı var, gaz fişekleri. Hepsi bana yük. Bunların neden olduğu ölümler bilinmiyor değil. Hepsi hakkında bilgiye ulaşmak gayet kolay. Akrep, panzer vs. çarpınca ölen çocuklar belli. 85 yaşındaki nineyi öldüren aracın videosu Twitter’da gözler önünde. Onun da yükü bende.

Daha da kötüsü var. Son örneği, Diyarbakır Bağlar’dan. Efe ekmek almak için evden çıkıyor. Fırına giderken zırhlı aracın altında kalıyor. Araç üzerinden iki defa geçiyor. Beyin kanaması geçiren 6 yaşındaki Efe kaldırıldığı hastanede kurtarılamıyor. Efe’nin dedesi Mehmet Tektekin’in de 6 Haziran 2018’de aynı bölgede bir TOMA tarafından öldürüldüğü kısa sürede duyuluyor. Sanık polis, 85 yaşındaki Mehmet Tektekin’i suçlamış; kırmızı ışıkta, “Aracın kör noktasından geçtiğini” iddia etmiş. Söylenecek söz bulmak zor. Bir aile için bir kayıp yetmez miydi? Bir haneden iki üç kuşak kayıp yaşanması nasıl bir acıdır? Nasıl bir yüktür? Bu polislerin, bu araçların, bu ölümlerden rahatsız olmayanların kör olmayan noktaları var mı?

Çocuklar öldürülüyor. Bu ölümlerin sonunun gelmesi için çaba göstermek benim işim. Çocukları öldürenleri, onları öldürenlerin ellerindeki araçları, kafalarındaki ideolojileri, militarizmin her yeni rengini izlemek ve gözler önüne sermek de benim işim. Var olan rejimin savaş siyasetini izleyip, deşifre etmek, tüm dünyaya duyurmak da.

Bunları kendine iş edinmeyen, benim gibi iş edinenlere en kibar deyişle sırtını çeviren psikologlar, sosyologlar ve diğer sosyal bilimciler var. Hem de çok. Çocukları ve çocuk haklarını ciddiye almayı, militarizmin nasıl üretildiğini ve pazarlandığını, milliyetçilik-dincilik-ırkçılık ile toplumun nasıl kapana kıstırıldığını araştırmayı ve gözler önüne sermeyi bilimden saymayanlar birbirlerine iltifatlar ediyor, ödüller veriyor, yayınlarının aldığı atıfları saymaktan bıkmıyorlar. Varsın sırt çevirsinler, burun büksünler, hatta çamur atsınlar. Onların derdi başka. Onlar altına girmediği, paylaşmadığı yük de bizlere kalsın. Çünkü o yükü yüklenmek önemli.

Benim yüküm ağır. Uğur Kaymaz, Berkin Elvan, Ceylan Önkol, hepsini sayamam. Ama taşırım. Onlar benim yüküm, benim ödevimdir.

%%79358%%

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa