21 Eylül 2019 00:00

Teknolojik gelişme, "endüstri 4.0" ve esnek çalışmaya karşı mücadelenin aciliyeti

Paylaş

Gazetemizin 17 Eylül günkü sayısında, “Patronlar teknolojideki gelişmeyi de işçiye karşı kullanıyor” başlığı ile görülen haber, önümüzdeki aylarda daha çok gündeme gelecektir. Bugün gelmemesi de bizim, daha çok da sendikal hareketin önemli zaafından dolayıdır.

Okuyucularımızın bildiği gibi haber; teknolojik gelişmeleri patronların işçi aleyhine nasıl kullandığı ile ilgiliydi.

Bu yüzden, İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen “İş Hukukunda Yeni Yaklaşımlar Sempozyumu”nda tartışılanlar üstüne yapılan haber son derece uyarıcıydı.

Haberde sempozyumda bir araya gelen akademisyenler, patronların sosyal medya takibini, işçinin “ulaşılamama hakkına” ve yeni teknolojilerle işçi yaşamının iş dışındaki bölümüne de müdahale ettiğine dikkat çekiyorlar.

Bu tartışma özü itibariyle, sadece çalışan işçilerin çalışma saatleri dışındaki yaşamlarının da patronlar tarafından denetlenmesiyle sınırlı değil, genel olarak da teknolojideki her gelişmeyi işçilerin aleyhine kullanmasıyla da ilgiliydi.

MAKİNE KIRICILIĞINDAN ESNEK ÇALIŞMAYA KARŞI MÜCADELEYE!

Aslına bakılırsa bu tartışma yeni değildir.

Teknolojideki her gelişmeyi patronların işçiler aleyhine kullanması; çalışma saatlerini uzatmak, iş yoğunluğu artırmak, çalışma hayatını her yönüyle esnekleştirmek (kuralsızlaştırmak)... daha çok işi daha az işçiyle, daha kısa sürede yapmak, kapitalizmin tarih sahnesine çıkmasından beri başlıca dikkat noktasıdır.

Kapitalistlerin teknolojiyi işçi aleyhine kullanmasında tarihin dönüm noktalarından birisi, buhar makinesinin icadıyla başlayan sanayi devriminin arkasından geldi. Dev makinelerin devreye sokulmasıyla işçilerin kitleler halinde sokağa atılması 19. yüzyılın başında işçilerin “makineleri kırması”na varan tepkilere yol açtı.

“Makine kırıcılığı”, ya da literatürde ludizm denilen, işçilerin makineleri kırarak işsizliğe karşı kendiliğinden işçi tepkisi; işçinin işini elinden alanın makineler değil, makineleri işçinin aleyhine kullanan patronların olduğunun anlaşılmaya başlanmasıyla söndü. Ama, patronların teknolojideki her gelişmeyi işçiler aleyhine kullanma gayreti, dolayısıyla işçilerin teknolojiyi kendi lehlerine kullanılması mücadelesi sonraki iki yüzyıl içinde de sürdü. Bugün “esnek çalışma” başlığı altında son 30 yıldır daha açıkça süren tartışma ve bu tartışma etrafındaki mücadele de bu 200 yılı aşan süre için işçi sınıfının sömürüye karşı mücadelesinin devamıdır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz tartışma daha genelden bakıldığında patronların, sosyal medyayı, cep telefonunu ve interneti kullanarak “iş tarifi”, “iş mekanı”, “iş zamanı” gibi “kurallı”, işçilerin hakkı haline gelmiş kazanımları ortadan kaldırmasıyla ilgili tartışmadır.

KÜRESELLEŞMENİN AMACI ESNEK ÇALIŞMAYI MEŞRULAŞTIRMAKTI

Kapitalist, iş gücünü, dolayısıyla onun taşıyıcısı olan işçiyi pazardan satın aldığı bir meta olarak gördüğü için, hiçbir sınırlama olmadan kullanmak ister. Bu yüzden de bugün “kuralsız çalışma”, “esnek çalışma” dediğimiz çalışma yeni bir icat değildir. Tersine çalışmanın kurallara bağlanması; “Günlük, haftalık çalışma saatinin sınırlanması”, işçinin işe girerken, “çalışma mekanı”, “iş tanımı” üstünden işe alınması zorunluluğu, “tatil hakkı”, “izinler” ve kullanılış biçimi, “Vardiya sisteminin tanımlı olması”... gibi bugün işçinin ebediyen varmış sandığımız işçi hakkı olarak görülen kurallar, işçilerin uzun ve çetin mücadeleleri sonucu kazanılan, kapitaliste getirdikleri sınırlamalardır.

Nitekim bu ve benzeri kazanımların kapitalist ülkelerde az çok genelleşmesi ve kalıcılaşması da Sovyetleri Birliğinde (SB) sosyalizmin zaferi, Büyük Ekim Devrimi’nin kapitalist ülkelere sosyal devletçi reformlar olarak yansımasıyla olabilmiştir.

Kuruşçevizmin, “Kapitalizmle barış içinde bir arada yaşama”, “Kapitalist ülkelerde de sınıf mücadelesini değil ‘sınıf barışı’nı öne çıkaran” tutumuyla birlikte, sosyalizmle kapitalizm arasındaki büyük mücadelede olduğu gibi işçi hakları, dolayısıyla “kurallı çalışma”da da bir geriye dönüş başlamıştır. Ama burada eşik, 1990’larda, SB’nin yıkılışının resmen de ilan edildiği “küreselleşme”dir.

Bugünden de geriye baktığımızda küreselleşmenin asıl amacının işçi sınıfının sömürüsünü sınırlayan tarihsel kazanımlarını, yani kapitalist sömürünün önündeki her tür sırlamayı kaldırmak olduğunu söylemek yanılış olmaz.

TİS’LERDE ESNEK ÇALIŞMA UYGULAMALARINI ÖNLEYECEK MADDELER KONMASI ESASTIR

Nitekim 1990’lardan beri patronların TİS’lere, esnek çalışma uygulamalarına meşruiyet kazandıracak bir madde koydurmak için dayatmalar yaptığını biliyoruz.

Sendikalar da bu maddeyi lafız olarak reddediyorlar ve bunu da TİS’teki başarıları olarak gösteriyorlar.

Oysa gerçekte durum daha farklıdır.

Patronlar maddeyi dayatıyor, sonra da bu ısrarlarından vazgeçerek sendikaya ve işçilere taviz verir gibi görünüyorlar ama, pratikte esnek çalışma uygulamalarını her vesileyi kullanarak devreye sokuyorlar. Ama, işyerinde örgütlü olmayan işçiler uygulamalara karşı çıkamazken, olup biteni sırça köşklerinden izleyen sendika bürokrasisi, esnek çalışmanın çalışma hayatının her alanına sızmasına da göz yumuyorlar. Dolayısıyla süreç sendikaların ve işçilerin aleyhine olarak ilerliyor.

Gerek yukarıda sözünü ettiğimiz Bilgi Üniversitesinin düzenlediği akademik tartışmada sözü edilen, kapitalistin gerek cep telefonu ve interneti kullanarak işçilerin 24 saatini kullanmayı hesaplayan girişimleri, gerekse gazetemiz okurlarının yabancısı olmadığı, dün “küreselleşme”, bugün de “yapay zeka” ve onunla bağlantılı olarak “endüstri 4.0” etrafındaki tartışmalar açıkça göstermektedir ki işçiler bugün, esnek çalışmaya karşı mücadele etmezlerse, TİS’lerde kazandıkları gibi görünen her kazanım, esnek çalışma uygulamalarıyla yutulacak (yutulmakta), ileriye doğru atılmış görünen adımlar değersizleşecektir. Hatta sendikalı olmanın gereği de ortadan kalkacaktır!

TENOLOJİDEKİ GELİŞMELERİN İŞÇİLER LEHİNE KULLANILMASI ÖNEMLİ

Bu yüzdendir ki, sendikaların ve sınıfın ileri kesimlerinin ve mücadeleci sendikacıların sorunu, ’90’lar ve 2000’lerin başlarındaki ciddiyetle ele alması önemli olacaktır. Ama bu ciddiyet bugün uygulamanın işyerlerinde ve fiilen olduğu dikkate alındığında, işyerlerinde işçilerin esnek çalışmaya karşı mücadele edebilecek düzeyde örgütlenmesiyle de birleştirilmek zorundadır.

Bu yüzden bugün sendikaların, ileri işçi-emekçi kesimleri, mücadeleci sendikacıların;

- İşçiler, kamu emekçileri, “beyaz yakalılar” dahil tüm emekçi kesimlere yönelik olarak, esnek çalışmanın emekçiler ve patronlar için ne anlama geldiği, sömürüyü nasıl sınırsızlaştırdığı... gibi konuları içeren bir aydınlatma çalışmasını örgütlemesi;

- TİS’lerde esnek çalışma ile ilgili maddenin geçirtilmesi yerine esnek çalışma uygulamalarını yasaklayan maddeler konması için mücadele etmesi,

- Teknolojideki gelişmelerin sömürüyü artırmak yerine, işçilerin çalışma ve yaşama koşullarını kolaylaştıracak şekilde ele alması, bu alanda akademi ve teknolojiyle ilgili sivil kurumlardaki çalışmalardan yararlanması,

- İşyerlerinde esnek çalışma uygulamalarına karşı, uygulamalara yerinde ve anında karşı çıkacak bir örgütlemeyi geliştirmesi, işçi sınıfının ve emekçilerin tarihsel kazanımlarının korunması bakımından hayati bir önem kazanmıştır.

Kapitalistler kriz ve “endüstri 4.0” etrafındaki tartışmaları kullanarak, işçilerin, emekçilerin tarihsel kazanımlarına saldırıları yeniledikleri bir dönemde esnek çalışmaya ve onun uygulamalarına karşı mücadelenin önemi apaçıktır.

TEKNOLOJİDEKİ HER GELİŞME SOSYALİZM İÇİN YENİ BİR DAYANAKTIR!

Son yıllarda “yapay zeka” ve yapay zekanın üretimde kullanılmasının yaygınlaştırılmasının da ifadesi olan “endüstri 4.0” başlığı altında yapılan tartışmalar teknolojinin gelişmesinin işçiler aleyhine kullanılacağının da “ütopyası” olarak tartışılmaktadır.

Kapitalistler ve onların her çeşitten sözcüleri, teknoloji budalası çevreler, “endüstri 4.0”ı işçi olmadan toplumun ihtiyacı olan üretimin yapılacağı bir teknolojik seviye olarak tarif ederek, “ütopik bir kapitalist toplum” tasavvurunu propaganda etmektedirler. Tıpkı, “küreselleşmenin parlatıldığı günlerde küreselleşmeye biçtikleri amaçlar gibi!

Bu propaganda ile işçiler arasında “yapay zeka” tarafından işten atılma korkusunu yaygınlaştırırken aynı zamanda işçilere, “Sizi biz değil yapay zeka işten atacak” denilerek teknoloji düşmanlığının yayılması da kışkırtılıyor. Ki bu bir bakıma işçilere, 19. yüzyılın başında olduğu gibi “makineleri kırın” çağrısıdır.

Çünkü kapitalistler böylece işçilere, “Artık siz toplumsal üretimin vazgeçilmez unsuru değilsiniz; hatta toplumun kamburusunuz” demek istemektedir.

Ama toplumbilim öyle demiyor, en azından insanlık Marksizmin sahneye çıkmasından beri; kapitalist toplumda toplumsal ilerlemenin ana itici gücünün kapitalist üretim ilişkileriyle üretici güçler arasındaki çelişkinin büyümesi olduğunu, üretici güçlerin ilerletici dinamiğinin ise üretim aletlerindeki gelişme olduğunu söyler. Dolayısıyla burada, “yapay zeka”nın üreteci güçlerle kapitalist üretimi ilişkileri arasındaki çelişkiyi bir toplumsal devrime evriltecek biçimde büyüteceği gerçeği ile karşı karşıya geliriz.

Yani “yapay zeka” etrafındaki teknolojik ilerlemeden korkması gereken işçiler değil kapitalistler ve uşakları olmalıdır.

Çünkü, böyle bir gelişme, mantıksal sonuçlarına varıp işçiyi gereksiz kılmadan önce, toplumsal üretim için kapitalistin gereksizliğini herkesin gözüne sokar.

Bu yüzden de “endüstri 4.0” etrafındaki propaganda, “küreselleşme” konusunda olduğu gibi bir “kapitalist ütopya”, bir “kara propaganda” olmayı aşmayan bir propagandadır.

Çünkü “endüstri 4.0” etrafındaki iddiaların gerçek olmasının şartı, kapitalizmin ortadan kalkmasıdır.

Çünkü kapitalist sömürü olmadan kapitalizm ve kapitalist olamaz!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa