16 Eylül 2019 00:10

Yaz ayları

Paylaş

Nasıl geçti yaz ayları?

Erken mi sordum? Daha bitmedi mi yaz kimileri için? Oysa “ağustosun yarısı yaz yarısı kış” demezler mi?

Yıllar nasıl geçiyor?

Bütüncül düşünmeden algılamak kolay mı?

Nerede duruyorum, nerede duruyorsunuz?

Ancak yapılanlar, edilenler kalıyor bizden sonraya! Durumumuzu onlar belirlemeyecekler mi?

Ancak ürettiklerimiz, üretip başkalarıyla, çevremizle paylaştıklarımız kalıyor ardımıza. Geçmişi gözden geçirip, yaşadıklarımızdan ancak belli niteliği olanları saptayıp, düşünmek gerekmiyor mu?

Boş geçirmemek gerekiyor günleri, ayları, yılları…

Paylaşmanın niteliği, nasılı önemli…

Biliyorsunuz bir yapıtımın adı: Anlamıyorlarsa anlatamıyorsun! (2011)

Üstelik bu da tek yönlü olmayacak. Paylaştığınızı, paylaşmak istediğiniz kimseyi, kitleyi iyi tanıyacaksınız. Onlar da sizi iyi tanıyacaklar. Öncenizi de iyi tanıyacaklar. Yoksa siz ‘bayram haftası’ dersiniz onlar ‘mangal tahtası’ anlayabilirler. Bu, özellikle Türkiye’de çok oluyor. Bu durum sizin için de geçerli olabilir. Toplumunuzu doğru dürüst tanımazsanız; kime, kimlere ne anlatıyorsunuz bilemeyebilirsiniz. İşte o zaman her atışınız karavanadır.

Nasıl geçti yaz aylarınız?

Ne yapacağınızı doğrulukla belirleyebildiniz mi? Nereye, nelere, kimlerle katılacağınızı seçebildiniz mi?

Kimlerle, neleri paylaşacağınızı belirleyip, uygulayabildiniz mi?

Katıldığınız, örneğin etkinliklerden payınıza düşeni alabildiniz mi? Sizin de bir katkınız olabildi mi bu etkinliklere? Yalnızca seyirci miydiniz yoksa?

Öyle olur kimi kez…

Öyle olduğunda bile, olayın-konunun içinde güncel durumunuzu saptayabilirsiniz. Ne denli geride kaldığınızı, ya da kalındığını görürsünüz. (Yeni hiçbir şey yoktur kültür- sanat sofrasında, her nen yerinde saymaktadır.) İleri gitmiş olanlarla arayı nasıl kapatacağınızı düşünürsünüz. Yaşam izlencenizin doğruluğundan kuşkuya düşebilirsiniz. Buna göre yapacağınız bir şey de yok sanabilirsiniz. Gerçekte en kötü durumdur bu. Oysa ne yaşta ne evrede olursanız olun yapabilecekleriniz hep vardır. Olmalı… “Yok” sonucuna varırsanız, yaşamınız da bitmiş demektir. Ya kendinizi ya da paylaştığınızı değiştirmek zorundasınız bir bakıma.

Durumları yalnızca eleştirmek yetmez. Konu üzerinde yöntemiyle -çözümü üzerinde düşünmeden- eleştirmek sizi edilgenlikten kurtarmaz. Hele eleştirilecek nen karşısında susup kalmak tam bir sorumsuzluktur.

Bütün bunlar için size bir yol göstereni beklemek daha da kötüdür.

Önce, her şeyden önce, kendi durumumuz üzerinde düşünmeyi öğrenmek gerekiyor:

Nerede duruyorum?

Ne yapıyorum?

Ne yapmalıyım?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa