05 Eylül 2019 03:50

Barışa çok uzak 2 sınır

Paylaş

Malum Türkiye’nin gündeminde yine İdlip var yine, Lübnan başta olmak üzere bölge ülkelerinin gündeminde ise yine bir süredir kaynamakta olan Lübnan-İsrail sınırı…

Daha uzunca bir süre Türkiye İdlip’i, bölge ülkeleri Lübnan-İsrail sınırını konuşmaya devam edecek muhtemelen. Çünkü her iki sınır da çözümü zor ve en küçük gelişmede taşmaya hazır hale gelecek kadar ısınmış durumda.

İdlip’ten başlayalım.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon hazırlığı yaptığını duyurmasının ardından uzun süredir inişli çıkışlı ilişki yaşayan Türkiye ve ABD müzakere masasına oturdu. Fırat’ın doğusunda hâlâ detayları, nasıl uygulanacağı ve hatta uygulanıp uygulanmayacağı belirsiz güvenli bölge oluşturulmasına karar verildi. Hem güvenli bölge fikrinden hem de ABD ile Türkiye’nin Suriye sahasında yakınlaşmasından pek hoşlanmayan Rusya ve Şam mesajlarını İdlip üzerinden verdi. Uzun süredir devam eden İdlip operasyonu bir kez daha yoğunlaştı. Ancak bu defa daha önce yaşanan süreçlerden farklı olarak Rusya destekli Suriye ordusunun hedefinde Şam’ı İdlip’e, İdlip’i Musul’a bağlayan M4 ve M5 kara yollarının kontrolünü sağlamak vardı. İki kara yolunun birleştiği İdlip kırsalına yönelik yoğun saldırılar başladı, güzergah üzerindeki yerleşim birimleri Suriye ordusunun eline geçti. Türkiye’nin bu bölgede kalan bir gözlem noktasının akıbeti de gündeme “Ya operasyon devam ederse ve diğer gözlem noktaları da Suriye ordusunun kontrolündeki bölgeye geçerse?” sorusunu düşürdü.

ERDOĞAN’IN ANİ MOSKOVA ZİYARETİ

Erdoğan bir kez daha Moskova’ya ani bir ziyaret gerçekleştirdi. Ruslar Suriye ordusunun bölgesinde kalan gözlem noktasının etrafına kendi güçlerini yerleştireceklerini açıkladılar ancak Suriye ordusunun operasyonun meşru olduğunu ve desteklemeye devam edeceklerini vurgulamaktan da çekinmediler. Ziyaretin hatırına olsa gerek İdlip’te bir kez daha ateşkes yapıldığı duyuruldu. İdlip’in yüzde 90’ından fazlasını kontrol eden Suriye el Kaidesi Heyet Tahrir u Şam ateşkes süreçlerinin dışında tutuluyor. Çünkü bu örgütü Rusya gibi Türkiye de terör örgütü olarak kabul ediyor. Zaten Suriye ordusuna ve Rusya’nın Lazkiye’deki askeri üssüne saldırıları HTŞ gerçekleştiriyorken ve ateşkes süreçlerinin dışında tutuldukları açıkken ateşkes kimleri kapsıyor, anlamak güç.

Velhasıl İdlip’te kısa süre içinde bozulmaya mahkum bir ateşkes süreci daha başlamış oldu. Zaten şimdiye kadar yapılan ateşkeslerin hiçbiri kalıcı olmayı başaramadığı gibi bundan sonra yapılacak olanların da başarılı olması mümkün değil. Sonuçta, İdlip HTŞ’nin kontrolünde ve bu örgütü herhangi bir ülkenin tamamen kontrol edebilmesi oldukça zor.

Tabii bunlar olurken Türkiye gündemine Türkiye’nin İdlip sınırına yığılan ve öfkeli oldukları belli olan göstericilerin eylem ve saldırıları düştü. Çok tepki aldı ve tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla geniş bir kesim de bu duruma şaşırdı. Ancak ne bu gösterinin yapılması şaşırtıcı bir durum ne de göstericilerin saldırganlığı…

Erdoğan’ın Moskova ziyareti ve ateşkes duyurusunun ardından geçtiğimiz haftaya nispeten hafiflemiş görünse de Suriye ordusunun Rusya destekli operasyonu devam edecek. Operasyon devam ettikçe İdlip’teki cihatçılar ve zaten HTŞ tarafından büyük ölçüde sindirilmiş olan silahlı gruplar daha dar bir alana sıkışacak. Sıkışma arttıkça Türkiye sınırına yığılma yoğunlaşacak. İdlip’ten Suriye içine koridor açılsa bile Türkiye sınırını rahatlatmaya yetmeyecek. Çünkü Suriye’nin diğer bölgelerinden farklı olarak İdlip’te 50-60 bin el Kaide militanı ve aileleri var. Türkiye açısından da tehlikeli olan bu kesimin Suriye içine geçmesi de pek mümkün değil. Yani önümüzdeki haftalarda/aylarda İdlip sınırından çok daha ürpertici görüntülerin gelmesi gayet yüksek bir ihtimal. Tabii o dönemde Türkiye’nin tavrının ne olacağı da önemli. Ya çatışmayı göze alarak sınırı bu kesime karşı koruyacak ya da halihazırda TSK’nin birlikte hareket ettiği ÖSO grupları ile radikal cihatçılara müdahale etmeye çalışacak. Türkiye’nin Suriye politikasını saha ve vekalet savaşının güncel gerçeklerine göre revize etmesi durumunda farklı seçenekler de ortaya çıkabilir elbette.

TÜRKİYE AÇISINDAN TEK RİSK SINIRDAKİ OLASI GELİŞMELER DEĞİL

Türkiye açısından tek ve öncelikli risk sınırdaki olası gelişmeler değil asılında. İdlip’te ve kırsalında bulunan gözlem noktaları saldırıya daha açık hale geliyor. Türkiye bu noktalara yönelik her saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutuyor ancak Suriye ordusunun İdlip’e yönelik operasyonu devam ettikçe iyice sıkışan HTŞ’nin Türkiye’yi doğrudan çatışmaya çekmeye çalışmak için birtakım girişimlerde bulunması mümkün. Sıkışmışlıktan ve bekalarının belirsizliğinden kaynaklı olarak Türkiye’ye yönelik yükselen öfke de hesaba katıldığında Türkiye’nin güvenliğinden endişe duymaması gereken tek gözlem noktası Rusya’nın koruma garantisi verdiği ve Suriye ordusunun elindeki bölgede kalan gözlem noktası olacak gibi görünüyor. Tabii gözlem noktalarının güvenliği meselesi İdlip’te Rusya’ya daha da bağımlı hale getirecek unsurlardan olacak muhtemelen.

Güvenli bölgenin selameti de kısmen İdlip’e endeksli hale geliyor haliyle. Gelişmelere göre Rusya tepkisini İdlip üzerinden göstermeye devam edecek gibi görünüyor.

Bir süredir istikrarlı bir şekilde tansiyonun yükseldiği bir diğer sınır ise Lübnan-İsrail sınırı.

İsrail’in İran’a ve Hizbullah’ın İran ile ilişkisi nedeniyle Lübnan Hizbullah’ına husumeti yeni bir gelişme değil. Lübnan içindeki değişmeyen gündem maddelerinden biri olası İsrail saldırısı veya savaş ihtimali zaten.

Son olarak İsrail Beyrut banliyösüne iki İHA göndermiş, Suriye’deki Hizbullah güçlerine yönelik de bir saldırı gerçekleştirmişti. Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah bu son iki girişime cevap verileceğini açıklamıştı. Nitekim Hizbullah, birkaç gün önce UNIFIL’in ateşkesi korumak üzere görev yaptığı Lübnan-İsrail sınırında İsrail’e ait bir askeri aracı vurdu. İsrail karşılık verdi ve sınırın Lübnan tarafındaki bir yerleşim birimine 40’tan fazla füze attı. En azından birkaç gün sürmesi beklenen gerginlik ilginç bir şekilde birkaç saat içinde yatıştı.

Hizbullah’ın 2006 Lübnan-İsrail savaşında kazandığı başarı ve o zamandan beri edindiği 150 bin civarında olduğu tahmin edilen füzesinin ve teknolojik silahlarının olması muhtemelen savaş ihtimalini zayıflatan faktörlerden. Lübnan’da Hizbullah yanlısı veya karşıtı uzmanların ortak görüşü “İsrail, kazanacağına emin olmadan savaşa girmez” şeklinde. Diğer taraftan Hizbullah’ın Lübnan ordusunun partneri olması ve Lübnanlı yöneticilerin İsrail’in saldırılarının Lübnan’a yapılmış sayılacağını vurgulamaları İsrail açısından durumu daha komplike hale getiriyor gibi görünüyor. Hizbullah’a yönelik geniş çaplı saldırının kısa sürede Lübnan-İsrail savaşına dönüşmesi riski olduğu gibi zaten kırılgan olan bölgedeki durum düşünüldüğünde sürecin birkaç ülkenin dahil olduğu kanlı bir kaosa evrilmesi de olası.

Yine İsrail’de yolsuzluk dahil çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olan Netanyahu’nun yaklaşan seçimlerden zaferle çıkması ölüm-kalım mücadelesine dönüşmüş gibi görünüyor. Sınırda yaşanan son gerginliğin kısa sürede yatışması, İsrail tarafının Hizbullah’ın saldırısına oldukça sınırlı ve tamamen etkisiz şekilde karşılık vermesinde seçim havasının da etkili olduğu öne sürülen iddialar arasında. Ancak kesin olan şu ki, Netanyahu seçimi kazansa da kaybetse de İsrail’in devlet olarak Hizbullah’a yaklaşımı esneyecek gibi görünmüyor. Muhtemelen güvenlik kurumları ve karar verici mekanizma Netanyahu’nun aksine daha mutedil ve soğukkanlı hareket etmeyi tercih ediyor ancak Lübnan-İsrail sınırı her an patlayabilecek gerginliklere müsait…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa