22 Ağustos 2019 08:15

İdlip: Türkiye'nin Rus ruleti politikası

Paylaş

Bir kez daha gündemimiz İdlip.

Önceki gün Türkiye Dışişleri Bakanlığı İdlip kırsalındaki bir gözlem noktasına gitmekte olan konvoyun vurulduğunu duyurup Rusya’dan devreye girmesini istedi. Aynı açıklamada hem “askeri konvoy” ifadesi var hem de saldırı nedeniyle “3 sivil”in hayatını kaybettiği belirtiliyor. Askeri konvoyda saldırıya hedef olan sivillerin kim olduğu hâlâ muamma ancak İdlip’teki silahlı gruplara yakın sosyal medya hesapları bu açıklamayı boşa düşüren farklı bir hikaye anlatıyor. Bu hesaplara göre ölen ‘sivil’ cihatçı gruplar arasında yer alan Feylak Al Şam grubunun lideri ve yine konvoyun fotoğrafı olduğu belirtilen bir görselde de örgütün flamasını taşıyan bir araç açıkça görülüyor.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutarak “Rejim ateşle oynuyor” ifadelerinin de yer aldığı bir açıklama yaptı. Açıklamalarda Türk askerinin İdlip’teki varlığının Rusya ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştiğine vurgu da vardı.

Ancak Rusya’dan beklenen destek gelmedi. Aksine hem Putin hem de Lavrov “Suriye ordusunun İdlip’e yönelik operasyonlarını desteklediklerini” açıkladılar.

Sonuç olarak Türkiye’nin gözlem noktalarının biri Suriye ordusunun son birkaç gün içinde ele geçirdiği bölge içinde kaldı. Açıklamalara konu olan konvoy da bu gözlem noktasına hâlâ ulaşamadı.

Peki bugüne kadar İdlip konusunda Türkiye’ye esnek yaklaşan Rusya neden tavrını sertleştirdi?

Geçtiğimiz hafta Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin anlaşmanın Rusya ve Şam cephesinde rahatsızlık yaratması beklenen bir durumdu. Rusya’nın Türkiye ile ilişkileri, Şam’ın da Rusya’dan bağımsız hareket alanının olmaması nedeniyle anlaşmaya açık bir tepki gösterilmesi beklenmiyordu. Ancak bu duruma tamamen sessiz kalmaları olasılığı olmadığı gibi İdlip’te tansiyonun tekrar yükselmesi ilk ve en yüksek olasılık olarak öne çıkıyordu. Velhasıl öyle de oldu.

Son gelişmelerle birlikte bir kez daha “İdlip operasyonu başladı mı?” soruları da gündeme geldi.

Suriye ordusu Rusya’nın hava desteği ile 2 yıldan fazladır İdlip’e yönelik askeri operasyon yürütüyor ancak Rusya’nın sık sık frenlemesi nedeniyle topyekün bir operasyon yerini aşamalı bir operasyona bıraktı. Bu operasyonlar zaman zaman Türkiye-ABD yakınlaşması gibi ağırlıklı olarak siyasi gelişmelere göre hız kazanıyor veya hafifliyor.

Yaklaşık son 1 haftadır şiddetlenen operasyonun tek hedefi Türkiye-ABD yakınlaşmasına karşı bir mesaj vermek değil elbette. Mevcut duruma bakılırsa Suriye ordusunun hedefinde Ürdün sınırından başlayıp Şam’ı İdlip’e bağlayan kara yolunun Hama kırsalındaki bölümünü de kontrol altına almak var. Yine bahsettiğimiz bu stratejik yol İdlip kırsalında Musul’a kadar uzanan bir başka otoyol ile kesişiyor. Görünen o ki, Suriye ordusunun amacı İdlip kırsalındaki bu stratejik kavşağı ele geçirmek. Bu yol, desteklediği silahlı gruplar ve İdlip’teki durumu doğrudan etkileyecek olması gibi nedenlerle Türkiye için de çok önemli.

Sahadan gelen son bilgilere göre Suriye ordusu Rusya’nın hava desteği ile yolun Hama kırsalından İdlip’e açılan bölümündeki birçok yerleşim birimini ele geçirdi. Bu yerleşim birimleri de uzun süredir çoğu cihatçı silahlı grupların kontrolündeydi ve İdlip’ten Hama ve Halep’e kadar geniş bir bölgeyi tehdit edebilmelerini sağlıyordu.

Suriye ordusunun operasyonları iki stratejik yolun birleştiği kavşağı kontrol altına alana kadar devam edecek gibi görünüyor ki, bu durum Türkiye’yi oldukça zorlayacak yeni gelişmeleri de beraberinde getirebilir.

Diğer taraftan konvoy saldırısı ile birlikte bir kez daha gündeme gelen Türkiye’nin İdlip kırsalındaki gözlem noktalarına ilişkin resmi açıklamalarda yer verilmeyen çok önemli bir nokta var; Türkiye’nin gözlem noktaları İdlip’teki ateşkes süreçlerini izlemek üzere kuruldu. Ayrıca Türkiye geçtiğimiz yıl yapılan Soçi anlaşması çerçevesinde İdlip’teki radikal grupların tasfiyesi gibi sorumluluklar da üstlenmişti.

Ancak İdlip’te asla ateşkes sağlanamadı. Kentteki cihatçı yapıların tasfiyesi bir tarafa Suriye el Kaide’si olan Heyet Tahrir u Şam kontrol ettiği bölgeyi büyük ölçüde büyüterek daha da güçlendi. Türkiye’nin gözlem noktaları kurmasını sağlayan anlaşma da şartlar da hiçbir zaman sağlanamadı. Haliyle Rusya da Şam da sürekli bunu hatırlatarak ‘gözlem noktalarının fonksiyonunu’ sorguluyor.

Ayrıca son konvoy saldırısı sonrası bir kez daha Şam, Türkiye’yi gözlem noktalarının gölgesini kullanarak cihatçı gruplara askeri ve lojistik destek vermekle suçladı. Rusya’nın açıklamaları bu kadar açık ve sert değil ancak “İdlip’te ateşkes radikal gruplarla anlaşmayı öngörmüyor” gibi ifadeler “Kimin adına konuşuyorsun?” şeklinde de yorumlanabilir.

Resmi söylemlere bakıldığında Türkiye’nin İdlip’teki gözlem noktalarının varlığını doğal bir hak gibi değerlendirdiği anlaşılıyor ancak İdlip’in Suriye toprağı olduğu, buradaki silahlı grupların el Kaide ile organik bağı olan örgütler oldukları gerçeği var.

Yine Türkiye’nin Suriye içindeki varlığının bir taraftan Rusya’ya diğer taraftan ABD desteğine bağlı olduğu ortada. ABD ile yakınlaşarak ve bir güvenli bölge hazırlığına girişerek Rusya’nın tepkisini çeken Türkiye ABD’den İdlip konusunda destek alabilir mi? Mesela gözlem noktalarının bekası konusunda ABD devreye girer mi? Muhtemelen hayır.

Zaten ABD’nin güvenli bölge konusunda ne yapacağı bile hâlâ çok belirsiz.

Rusya, Şam ve İran da İdlip operasyonundan vazgeçecek gibi görünmüyor.

İdlip zaten kaynayan kazan. Türkiye her gelişmeden sonra Suriye ordusunu suçluyor ancak oradaki Türk askerlerinin cihatçı grupların hedefi olmayacağının garantisini kim verebilir?

Kaldı ki Türkiye’nin on binlerce cihatçının kontrolündeki İdlip kentine yönelik bir operasyonu ısrarla engelleme çabası niye? ÖSO çatısı altında kamufle edilsin veya edilmesin İdlip ve çevresindeki silahlı grupların cihatçı ya da cihatçılarla ortak oldukları da sır değil.

Türkiye, İdlip nedeniyle ağır bir fatura ile karşı karşıya kalabilir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa