14 Ağustos 2019 04:15

Sendikalar, Türk-İş’in "çerçeve anlaşması"nı kabul etmek zorunda değil

Paylaş

Hükümet ve Türk-İş yöneticileri, Kurban Bayramı tatilini vesile ederek, 200 bin kamu işçisini doğrudan ilgilendiren, ama gerçekte 500 bin kamu işçisinin beklediği TİS’i imzaladılar.

İmzalanan TİS’e göre 200 bin kamu işçisinin ücretlerine, 2019 yılı için yüzde 8+4, 2020 yılı için de yüzde 3+3 ücret zammı yapılacak. Brüt 3 bin 500 TL altında ücret alan işçilere ise seyyanen (Brüt 3 bin 500 TL’yi aşmayacak biçimde) 150 TL zam yapılmasının TİS’te karar altına alındığı açıklandı.

Taşerondan kadroya geçirilen 300 bin kamu işçisi de ancak 2020 yılının ikinci yarısından sonraki yüzde 3’lük zamdan yararlanabilecek!

Kamu toplusözleşme görüşmeleri başlamadan önce taleplerini açıklayan Türk-İş en düşük ücretin 3 bin 500 liraya yükseltilmesini, tüm kamu işçilerine seyyanen brüt 300 lira zam, ilk altı ay yüzde 15, ikinci, üçüncü ve dördüncü altı aylarda enflasyon artı 3 puan refah payı talep etmişti.

Türk-İş Başkanı, Hükümetin ilk teklifi karşısında “Grev dahil yasal haklarımızı kullanacağız” anlamına gelen laflar söylediyse de bunu öyle bir ses tonuyla ve karışık biçimde ifade etti ki; sendika bürokrasisinin vücut dilinden anlayan her işçiherhalde, “Bunlar hükümetle anlaşmış, ama bizlerin kafasını karıştırmak için böyle konuşuyorlar” demiş olmalı. Ki, böyle düşünenler önceki gün TİS’in imzalanmasıyla haklı çıkmıştır.

Daha iki gün öncesine kadar, “Hükümetin, yeni teklifini bayramdan sonra vereceği” belirtilirken, pazartesi günü biraraya gelen Türk-İş yöneticileri ile Aile ve Çalışma Bakanı TİS’i imzaladıklarını açıkladılar!

Herhalde zam yağmuru altında imzalanan bu TİS, toplama çıkarma bilen her işçinin, kendi bilincinin ifadesi olarak; “işçi sınıfına ihanet”, “satış sözleşmesi”, “sendika bürokrasisinin büyük ihaneti”, “Türk-İş ve hükümet bizi kurban etti!”, “vicdansızlık sözleşmesi”... diyerek lanetleyeceği her türlü suçlamayı ve aşağılamayı hak edecek bir TİS’tir. Ancak işçiler burada kendi sorumluluklarını atlayarak, sadece sendikacılara sövüp sayarak kendilerini rahatlatmakla sınırlı bir tepki gösterirlerse, bilmeliler ki bugünkü koşullarda her TİS’in bir satış sözleşmesi olarak cereyan etmesi kaçınılmazdır.

Çünkü TİS süreci boyunca açıkça görülmüştür ki, sendikacılar, işçilerin haklarını her platformda savunmak için seçilmiş işçi önderleri olmaktan uzaktır ve siyasal olduğu kadar yaşam tarzıyla da işçilerden tamamen kopmuş, sendika bürokratları olarak hareket etmektedir.

Buradan bakıldığında açıkça görülür ki, sendikacılar işçilerin temsilcisi gibi değil de sahibi gibi davranmaktadır. Tıpkı kölesinin nasıl çalışıp nasıl yaşayacağını kendi iradesiyle belirleyen vicdansız bir köle sahibi gibi, işçilerin ne istediğini hiç umursamadan Türk-İş yönetimi TİS’i imzalamıştır!

Ancak işçiler, talepleri arkasında birleşir ve sendikalarını etkileyecek biçimde bir mücadeleci hatta yönelebilirlerse, sendikalar hâlâ bu satış sözleşmesini akamete uğratabilirler.

Çünkü her şeyden önce Türk-İş’in imza attığı sözleşme gerçek bir TİS değil, “çerçeve anlaşması”dır. Ve bu çerçeve anlaşması sendikalar için yasal bakımdan en fazla “asgari sınırları” belirler. Çünkü yasalara göre, TİS yapma hakkı konfederasyonlara değil sendikalara tanınmış bir haktır. Bu yüzden de sendikalar, işletmeler düzeyinde bu sözleşmeyi realize ederken, işçilerin taleplerinde ısrar ederek, dahası ücret konusunda çerçeve anlaşmayı delen talepler öne sürebilirler. Sürmek durumundadırlar da!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa