12 Temmuz 2019 04:00

‘Muhalefet demokratlığı’ ile AKP’ye alternatif olunabilir mi?

Paylaş

Siyasetin son günlerde en öne çıkan konularından birisi AKP içindeki kaynama ise ikincisi, AKP içindeki bu kargaşayla da önemli ölçüde bağlantılı olarak, başını Gül-Babacan ekibinin çektiği artık belli olan yeni bir partinin(*) kurulacağıdır.

AKP’nin içi kaynıyor: Tartışılan konular arasında “milletvekillerinin bakanlara ulaşamadıkları”ndan “AKP’nin kuruluş ayarlarına dönmesi gerektiği”nin savunulmasına, “parlamenter sisteme dönülmesi”den “MHP ile ittifakın AKP’ye zarar verdiği”ne kadar yok yok!

Biraz yakından bakıldığında, aslında, “dokunulmaz”, “eleştirilemez” bir kişilik olması için çaba harcanan Erdoğan’ın parti içindeki “tek adamlığı” tartışılmaktadır.

Çünkü her aklı başında AKP’li görüyor ki, Cumhurbaşkanı emri ya da işareti olamadan ne AKP’de ne de hükümette yaprak kıpırdamaz!

AKP-ANAP MELEZLEMESİ BİR YENİ PARTİ Mİ?

AKP’deki bu kargaşanın vesile nedeni, yerel seçimde halkın AKP’ye vurduğu ağır tokattır. Bu tokat son yıllarda oluşan, “AKP seçim kaybetmez, seçimle gitmez” ön yargısını yıkmıştır.

Gül-Babacan ekibi de bu tokadın yarattığı ortamı değerlendirerek, yeni bir parti olarak çıkmak istiyor.

Öyle ki, partinin kurulacağını söylemek için bile İstanbul seçiminin sonucunu beklediler!

Çünkü siyaseti yakından izleyenler biliyor ki, artık AKP’nin kalıcılığı değil gidiciliği, hatta 2023’e kadar sürüp sürmeyeceği tartışılmaktadır. Bu yüzden de daha 5-6 yıl öncesinin AKP’sinin ağır toplarının da içinde bulunduğu Gül-Babacan ekibi, AKP’nin yerine seçenek olacak bir parti kurmak için harekete geçmiş bulunuyor.

“AKP’nin artık kendi kurdukları parti olmadığı” iddiasıyla yola çıkan yeni parti, bunun kendilerini kamuoyunda seçenek yapmaya yetmeyeceğini fark etmiş olmalılar ki, şimdi buna 1983 yılı ANAP’ının “dört eğilimi birleştiren” tutumundan ilham aldıklarını söylemektedirler.

Elbette Gül-Babacan partisinin AKP’nin mi yoksa ANAP’ın mı yeni versiyonu olacağı tartışmaları sürecektir. Ama yeni parti girişimcilerinin daha şimdiden “tek adam yönetimi” ile bir uzlaşma arayışı içine girdikleri, hatta biri “tek adam sistemi” öteki “parlamenter sisteme dönmeyi” esas alan iki “anayasa taslağı” hazırlattıkları belirtiliyor.

‘MUHALEFET DEMOKRATLIĞI’ PRİM YAPAR MI?

Bunlar ve daha fazlası tartışılacak. Ama yeni parti kendisini; ekonomide kalkınma, hür teşebbüs, haklar, özgürlükler, adalet, hukuk vaatlerini öne çıkararak tarif ediyor.

Bunlar 1946’da çok partili rejime geçilmesinden beri bütün “sağcı”, “muhafazakar” partilerin kendilerini tanımladıkları vaatlerdir.

1946’nın Demokrat Parti’sinden AKP’ye kadar gelen bu geleneğin partilerinin asli görevi, büyük sermayenin çıkarının savunulmasıdır. Bunun için gerekli gücü din ve milliyetçilik istismarcılığı ile halkı yedekleyerek edinmişlerdir. Aydınları, demokrat çevreleri, özgürlük ve demokrasi talebi olan kesimleri de “kalkınma, haklar, özgürlükler, adalet, hukuk...” gibi vaatlerle yanlarına çekmeyi amaçlamışlardır.

İktidara geldiklerinde ise bütün bu özgürlüğe, hak-hukuka, adalete dair vaatlerini unutmakla kalmayıp tam tersi bir yola girmişlerdir.

DP’den AKP’ye bunun tek bir istisnası yoktur!

Kısacası, son 75 yılda sağcı-muhafazakar gelenekten gelen partilerin demokratlıkla ilgileri, “muhalefet demokratlığı”nı aşmamıştır. Şimdi Gül-Babacan partisinin demokratlığı da, “muhalefet demokratlığı” olarak tezahür edecek görünmektedir.

YENİ PARTİ DE HALKTAKİ DEĞİŞİMİ ANLAMIŞ DEĞİL

AKP’nin içinde ve hükümette ağır sorunlarla uğraşan Erdoğan’ın son günlerde giderek daha çok ayrıntıya girerek tartışmasından anlıyoruz ki, kurulacak yeni parti AKP üstünde Erdoğan’ın beklediğinden çok baskı oluşturmaktadır. Ki, Gül-Babacan partisinin AKP içinde yüzde 18 oranında bir destek gördüğüne, 34 vekilin AKP’den ayrılarak yeni partiye geçeceğine dair ciddi iddialar var.

Ancak Türkiye, ne ANAP’ın kurulduğu dönemin ne de Gül ve Babacan’ın “AKP bizim partimiz” dediği 5-6 yıl öncesinin Türkiye’sidir.

7 Haziran 2015 seçiminin ortaya koyduğu değişim eğilimi, 31 Mart yerel seçimlerinde ete kemiğe bürünmüştür. Bu eğilimi “Midelerini doldurduk ama yine bize oy vermiyorlar” diye değerlendiren Erdoğan, 17 yıldır kendisini iktidarda tutan yoksul halk kesimlerini “nankörlük”le suçlarken, bir bakıma büyük kentlerde başlayan kentlileşme, dolayısıyla sınıflaşmaya paralel olarak iş, güvenli bir gelecek, eğitim, sağlık, özgürlük gibi taleplerle sermaye partilerini sorgulamaya yönelmiş olduğunu itiraf etmiştir. Ama bunu, yeni bir gelişmenin ifadesi değil, kendilerinin anlaşılmamasından dolayı oluşan bir tepki olarak ortaya koymuştur!

AKP’nin kuruluş değerleri ve ANAP’ın “dört eğilimi birleştirmesinden ilham alma” tutumu da gösteriyor ki, Gül-Babacan partisi de, bu değişimi en az AKP ve Erdoğan kadar anlamamaktadır.

BU GEREKÇELER BİR PARTİ İÇİN MEŞRUİYET TEMELİ OLABİLİR Mİ?

Dolayısıyla bugün AKP ile Gül-Babacan’ın muhtemel yeni partisinin “farkı”;

1) “Muhalefet demokratlığı” dediğimiz ve iktidara gelindiği gün unutulacağının tarihsel kanıtlarının olduğu bir demokratlık,

2) “Büyük sermaye güçlerinin batı emperyalizmi ile ilişkilerini ‘normalleştirme’yi biz AKP’den daha iyi yaparız”dan ibarettir.

Bu yüzden de yeni partinin geniş emekçi kamuoyunda meşruiyeti için “tek dayanak”, Erdoğan’ın “tek parti tek adam yönetimi”nin amaçları doğrultusunda giriştiği baskı, şiddet, tüm yetkinin “tek adam”da toplanması hamlelerinin Türkiye halkları indinde gördüğü tepkinin giderek yaygınlaşmasıdır.

Ama bu Cumhur İttifakı dışındaki bütün partiler için de geçerli olduğuna göre, böyle “dar alanda” bir meşruiyet, Gül-Babacan partisinin dikkate alınacak bir siyasi odak olmasına yetecek mi, bunu önümüzdeki aylarda göreceğiz.

(*) AKP’deki gelişmelerle bağlantılı ve Ahmet Davutoğlu’nun kuracağı konuşulan ikinci bir parti girişimi daha var. Ama bu, en azından şimdilik tali bir girişimdir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa