15 Mayıs 2019 04:11

TÜPRAŞ’ta adım atmak için zaman daralıyor

Paylaş

TÜPRAŞ’ta TİS görüşmelerinin “uyuşmazlık”la sonuçlanmasının arkasından başlayan 15 günlük “ara bulucu” dönemi de bu hafta sonunda bitiyor.

İşçilerle patron arasındaki “uyuşmazlığın” esasını; “toplu iş sözleşmesi süresini 2 yıldan 3 yıla çıkarmak, vardiya sisteminde ve ücretli mazeret izni hükümlerinde değişiklik yaparak esnek çalışma uygulamasının kapsamını genişletmek” istemesi oluşturuyor.

Nitekim KİPLAS’ın sözleşmenin tarafı olmasından beri görüşmelerde hiçbir ilerleme sağlanamamasından yakınan işçiler ve sendikacılar, KİPLAS ve Koç Holdingin sözleşmeyi masada bitirmek yerine Yüksek Hakem Kuruluna (YHK) götürmek istediğini belirtiyorlar.

Çünkü YHK’nin üyelerinin çoğunluğu patronların ve hükümetin temsilcilerinden oluşuyor. Ve bugüne kadar YHK’ye götürülmüş toplusözleşmelerin tümü patronların istekleri doğrultusunda sonuçlandırılmış bulunuyor.

Burada en önemli sorunlardan birisi, “TÜPRAŞ’ta grevin yasayla yasaklanmış olması”dır.

Bunu fırsat bilen patronlar sözleşmeyi, işçiler ve sendikalarıyla uzlaşarak değil, YHK’ye götürerek, kendi istedikleri gibi bitirmenin yoluna bakıyorlar.

Özellikle KİPLAS’ın dereye sokulmasıyla TÜPRAŞ sözleşmesinin YHK’ye götürüleceği kanısı işçilerde de güçlenmişti.

Nitekim işçiler ve sendikacılar (Petrol-İş’in şube yöneticileri) bunun farkında oldukları için, işyerlerinde çeşitli tepkilerle sürece müdahale edecek girişimler yaptılar.

Gazetemizin okurlarının dikkatini çekmiş olacağı gibi, bu tepkiler Aliağa Rafinerisinde daha öne çıktı.

Ancak Petrol-İş’in merkez yönetimi, TÜPRAŞ TİS’inde her şey “normal” ilerliyormuş gibi görüşmeleri sürdürüyor. Çünkü akıllarında TÜPRAŞ sözleşmesi değil Petrol-İş’in yaklaşan genel kurulu, dolayısıyla koltuk hesapları var!

TÜPRAŞ işçileri, Aliağa ve Kocaeli şube yöneticileri, KİPLAS’ın üyesi diğer fabrikalardaki işçileri dayanışmaya çağırıyorlar, ama Petrol-İş merkezinin umursamaz tutumunun da etkisiyle, dayanışmanın nispeten de olsa bugüne kadar, Aliağa ve Kocaeli Rafinerisi işçileri arasında somutlandığını görüyoruz.

Gazetemize konuşan rafineri işçileri ve şube yöneticileri, dayanışmanın önemine dikkat çekiyorlar ve “TÜPRAŞ işçisi kazanırsa tüm işçi sınıfının kazanacağını, kaybederse de bunun sadece TÜPRAŞ işçisinin değil tüm sınıfın kaybı olacağını” söylüyorlar.

Bu elbette doğrudur. Dahası bu saptama, genel olarak bir doğru olmanın ötesinde, sermayenin TİS’leri krizin yükünü işçilere yıkmanın dayanağı olarak kullanacağı bir yıl içinde olduğumuz dikkate alındığında, “TÜPRAŞ TİS’inin ölçütleri” metal, tekstil, kamu işçileri ve kamu emekçileri dahil bu yıl ve önümüzdeki yıl bütün işletmelerdeki TİS’ler için “ölçüt” olacaktır.

Bu yüzden TÜPRAŞ sözleşmesinin işçilerin isteklerine yakın biçimde sonuçlanması sözcüğün gerçek anlamıyla da tüm işçi sınıfımız için önemlidir.

O zaman da her iş kolundan sendikaların ve konfederasyonların TÜPRAŞ TİS’inin Türkiye’de değil de Patagonya’da yapılıyormuş gibi görmezden duymazdan gelmelerinin, sınıfın çıkarları çerçevesinde kalındığında bir anlamı bulunmaz.

Bu belki “yeni bir durum” değil ama içinden geçtiğimiz dönemin koşulları, bu “Yeni olmayan durum”u “vahim” hale getirmektedir.

Bu yüzden de Aliağa başta olmak üzere rafineri işçileri;

- “Grev yasağı” takıntısını bir yana atarak, ciddi bir grev de dahil mücadelenin çeşitli biçimlerini göze alan bir çizgiye geçmek,

- Öncelikle yerel emek güçlerini harekete geçirerek mücadeleyi sınıfın mücadelesine dönüştürmek,

- Ülke sathında, konfederasyonları ve bağlı sendikaları, üzerlerinde baskı oluşturmak, zaman geçirmeden harekete geçirmek durumundadırlar.

Aksi halde, Koç-KİPLAS mihrakı, faturayı işçilere yıkmada başarılı bir adım atacakları gibi, diğer TİS’ler için de sermayeye kolayca ilerleyecekleri bir yol açmış olacaklardır.

TÜPRAŞ işçileri ve Petrol-İş içinde bu mücadeleyi başarmak için çalışan sendikacıların çok zamanları yoktur!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa