11 Şubat 2019 03:20

Şiir–Mimarlık

Paylaş

Şiir de mimarlık da bir tasarım, bir yoktan var etme olayı... Her ikisinde de ritim var: Mimarlıkta ışığın ve zamanın, şiirde dilin ve zamanın...

Mimarlığın konusu kültürel mekandır, şiirin konusu kültürel zaman...

Mimarlıkta önce işlev var... Doğal ya da üretilmiş gereksinimin belirlediği işlev...

Şiirde de önce, en baştan beri işlev vardı. Yunus’un şiirinin elbette bir işlevi vardı. Kimi dönemlerde örneğin, şiirin amacının yalnızca kendisi olması, gereçlerinin sağlıklaştırılması, yeni canlılıklarla donatılması, varsıllaştırılması için zorunlu olabilir. Bu, bir anlamda, bir iç eğitim, bir iç tartışma sayılabilir. Ama eninde sonunda, özellikle bizimki gibi kısıtlı olanaklarla çağdaşlık, insancıllık savaşımı verilen ülkelerde, örneğin mimarlık, işlevden ayrı düşemez. Böyle olduğunda bu durumun tartışılması gerçek yaşamdan- çevreden kopukluğa, sorumsuzluk sınırlarına dek varabilir.

Heykele karşı mimarlıkta işlev, her şeyden önce, yaratılanın- yapının içiyle ilgilidir. Bunu söylemek öyle sanıldığınca gereksiz değil... Kimi çağlarda, kimi görüşler, yalnızca dışı olan bir yapıyı da mimarlık ürünü sayabilmişlerdir.

Batılı, bugün bile, mimarlık ürünlerinin yalnızca dış nitelikleriyle- biçimleriyle değerlendirilmesi bu tutumun sonucudur elbette... Oysa örneğin bir Bruno Zevi, “İçi olmayan kitlenin mimari olamayacağı”nı söyler... Gideon’a göre de, “İçinde yaşamaktan çok dışarıdan bakılan yapıtlar (Mısır Piramitleri, Grek Tapınakları) yalnızca uzayda yer kaplarlar.” Bu nedenle Bruno Zevi, “Bu türlü iç mekansız yapıları mimarlık yapıtı sayamayız” diyor.

Ancak Didim Tapınağı’nda, insanların dış kolonları aşıp, kapının eşiğine yüz sürebildiklerini düşünürseniz, bu tartışmanın toplumsal boyutunu da duyumsayabilirsiniz. Anadolu’nun, mimarlık geçmişindeki konumunun, Batı’nın Grek mimarlığını sınıflandırdığı gibi yalnızca yapıların dış özellikleriyle belirlenemeyeceği gerçeğine de böylece daha bir yaklaşırsınız. Burada, nedense Hellenistik adı verilen çağımızın en yetkin mimarlarından biri olan, vatandaşımız Hermogenes’i anmadan, onun üzerine yazdığım bir şiiri buraya aktarmadan edemeyeceğim:

BİR ESKİ SİNAN

HERMOGENES

YAĞMURU SEVİYORDU

ISLAK TOPRAĞIN KOKUSUNU

DURUP SAÇAĞIN ALTINDA

APOLLON’UN İYON BAKIŞI

OTLARI SEVİYORDU

HERMOGENES

TAPINAĞIN KOLONLARINDAN İÇ SIRAYI KALDIRDI

DAHA ÇOK İNSANLA

PAYLAŞMAK İÇİN YAĞMURU

(Sürecek)

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa