12 Ocak 2019 04:25

İZBAN grevinin ardından

Paylaş

10 Aralık 2018’de başlayıp 29 gün süren İzmir-İZBAN işçilerinin grevi, 29. gününde, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan bir kararname ile yasaklandı!

Erdoğan’ın buradaki hesabı, milyonlarca İzmirlinin “ulaşım sıkıntısını” çözerek, itibar (Oy demek daha doğru) kazandığı düşüncesidir.

Öyle ya nihayet, bir yanda birkaç yüz İZBAN işçisi ve onların yakınları öte yanda ise milyonlarca İzmirli!

Oy peşinde koşuluyorsa, tercih de açıktır!

Ama bu mantık burada doğru değildir. Çünkü İzmir’in işçileri ve grevin işçi için ne anlama geldiğini bilen İzmir’in demokratik kamuoyu, grev yasaklamanın emek düşmanlığı olduğunu, bugün İZBAN işçisinin grevini yasaklayanların aynı zamanda grev hakkına, emek mücadelesine saldırdıklarının farkındadır. Dolayısıyla da yasaklananın sadece İZBAN işçilerinin grevi değil, tüm işçilerin grev hakkı olduğunu en azından sezgi olarak biliyorlar.

Şimdi grev yasaklandı, işçiler yeniden iş başı yaptı; ama grev karşısında alınan tavırlar unutulmadı, unutulmayacak da.

Sadece grevi yasaklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve grev üstünden oyunlar oynayan AKP’nin değil ama grevi böyle bir sürece iten CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesinin tutumunu da İzmirli işçiler ve ülkemizin işçi sınıfı da unutmayacaktır. Unutmaması da gerekir!

Grev süresince CHP’li belediyenin emek düşmanı, grevci işçilerin AKP’nin teşvikiyle grevi sürdürdükleri iddialarıyla sindirmeye çalışmasını İZBAN ve İzmirli işçiler tartışmaya devam ediyor, edecek de.

Ortada bir mücadele yokken emekten yana olmakta, işçi haklarını savunduğunu iddia etmekte mangalda kül bırakmayan CHP’nin nasıl ve nereye kadar emekten yana olduğunu, asıl tutum alması gereken yerde işçilerin karşısında ve sermayeden yana tutum aldığını İZBAN grevi şahsında sadece İZBAN işçileri değil tüm işçiler görmüştür.

Evet İZBAN grevi politik nedenlere başlamamış, işçilerin belirli bir ücret ve çalışma koşullarıyla ilgili taleplerle başlamıştır. Ancak AKP ve CHP’nin bu grev üstünden yerel seçimlerde avantajlı olmak için girdikleri yarış, grevi AKP ve CHP’nin siyasi çatışma alanı haline getirmiştir.

İşin ilginci, her iki parti de greve çıkan işçilerin başarısız olması için ellerinden geleni yapmışlardır. Sonuçta yarışı, “yasaklama yetkisini” kullanan AKP kazanmıştır!

Erdoğan bu yarışı kazanmış olarak övünmekte ve emek düşmanı çevrelerden alkış da almaktadır.

İşçilerin şimdilik kazanımları ise; aralarındaki birliğin önemini ve kimlerin dost kimlerin düşman olduğunu anlamış olmalarıdır.

Elbette anladıkları kadarıyla!

İZBAN işçilerinin üyesi olduğu Demiryol-İş Sendikasının İzmir Şubesi yönetimi, hem CHP’nin hem de AKP’nin kendilerini kullanmak için uğraştığının farkında olarak, “Grevin yasaklanmasıyla kimlerin AKP ile iş birliği içinde olduğunun görüldüğünü” söylemekte, “Kendi şahıslarında işçilere grev yapmayın” dendiğini söylemektedir. Ama aynı sendikacılar, Türk-İş yönetimine de “Gösterdikleri dayanışmadan dolayı teşekkür” etmektedir. Ki, Türk-İş’in Genel Başkanı Ergün Atalay, aynı zamanda Demiryol-İş Sendikasının da genel başkanıdır. Erdoğan’a da çok yakın bir kişidir. Ve eğer Atalay ve Türk-İş yönetimi İZBAN grevini gerçek anlamda destekleseydi, kuşkusuz ki, grev bu kadar uzamayacağı gibi, uzasa da Cumhurbaşkanı grevi yasaklamaya cesaret edemezdi. Bu yüzden de Türk-İş yönetimine bu grevi desteklediği için teşekkür edilmesi işçilerin yaşananlardan doğru sonuçlar çıkarmasını engelleyen, yanlış bir mesaj olmuştur.

İşçi sınıfı, kendi talepleri etrafındaki mücadelesi söz konusu olduğunda diğer toplumsal sınıf ve tabakalardan destek alamaz. Bu yüzden de işçilerin tipik mücadele aracı olan grev söz konusu olduğunda işçiler ne kadar örgütlüyse başarı da ancak o kadar olabilir.

Yani İZBAN işçilerinin grevinin başarılı olması için kendi aralarında daha sıkı örgütlenirken İzmir işçilerinin de dayanışma ve desteğini yanlarına alması gerekirdi. Ki, bu doğrultuda adımlar atılabilseydi, kuşkusuz ki belediye-TCDD ortaklığı;

- İşçiler karşısında bir ay dayanamayacak,
- Dayansa da hükümet grevi yasaklamaya cesaret edemeyecek,
- Hükümet grevi yasaklasa bile yasağa karşın grev sürdürülebilecekti!

Demek ki İZBAN grevinde asıl sorun; İZBAN işçisinin CHP ve AKP’nin oyunlarını bozacak, İzmir işçisinin imkanlarını da kendi yanına alacak kadar örgütlenememiş olmasıdır.

Eğer İZBAN işçileri, grevlerinden bu dersi çıkarıyorlar ve gereğini yapmaya koyuluyorlarsa gerçekte yenilmiş sayılmazlar.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa