Kriz önlemleri, klikler, sınıflar ve mücadele


14 Eylül 2018 04:19

Cumhurbaşkanı Erdoğan son iki günde iki önemli kararname yayımladı.

Bunlardan birincisi; bir yıl, hatta altı ay önce “Böyle yapacaklar” dense, herhalde vatandaşların büyük bir çoğunluğunun “Yok artık, o kadarını da yapmazlar!” diyecekleri türdendi. Bu kararnameyle Erdoğan, Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanlığına kendisini, Başkan Vekilliğine ise damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı atadı! Üyeliklere ise TOBB Bakanı Hisarcıklıoğlu ile Erdoğan ve Albayrak’ın yakını (arkadaşlık ve akrabalık ilişkisi içindekiler) denilen kişiler atandı.

Varlık Fonu, şu anda 200 milyar dolarlık aktif büyüklüğü ve 40 milyar dolarlık varlık değeriyle; THY’den ÇAYKUR’’a, Ziraat Bankası ve Halkbank’tan Türk Telekom’a, PTT’ye, BOTAŞ’a kadar en büyük devlet firmalarını bünyesinde toplayan Türkiye’nin en büyük sermaye kuruluşudur. Ve bu devasa sermaye, Sayıştay ve Meclisin denetimi dışındadır. Yönetim kurulu neye karar verirse bu büyük mali imkanlar onların hizmetine sunulacak. Bunu okuyucular, “Cumhurbaşkanı bu büyük fonun imkanlarını kime isterse ona tahsis edecek” diye de anlayabilirler.

VARLIK FONU’NUN İMKANLARI YANDAŞLARA!

Dün sabah yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle de “Türk lirasının değerinin korunması” amaçlanıyor!

Buna göre, döviz üzerinden yapılan menkul, gayrimenkul alım satım ve kiralama sözleşmeleri 30 gün içinde Türk lirasına dönüştürülecek.

Söz konusu kararnamede, “Türkiye’de yerleşik kişilerin”, “İlgili bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacak...” deniyor.

Ülkenin en büyük firmalarının içinde toplandığı bu büyük fonun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlanması, dahası fonun yönetiminin dost, akraba, yakınlardan oluşturulması;”tek adam rejimi inşası”, “keyfi yönetim”, “hanedanlık”, “Devletin kuruluşlarını aile şirketine dönüştürme”,...gibi eleştirilerle karşılanabilir. Bu eleştiriler medyada ve muhalefet partileri tarafından da yapılıyor zaten. Ancak  gerek Varlık Fonu gerekse “TL’nin değerini koruma amaçlı” denilen kararnamelerin güncel yanının, ekonominin içine sürüklendiği kriz ve kriz önlemleriyle ilgili olduğu da apaçık.

Şu açık ki, Varlık Fonu’nun doğrudan Erdoğan ve yakın çevresine bağlanması, fonun imkanlarının da Erdoğan’a en yakın sermaye kliğinin hizmetine sunulacağı anlamına geliyor.

Özellikle son yıllarda devlet ihalelerinin bile 5, bilemediniz 10 firma ile sınırlandığı da dikkate alındığında; Varlık Fonu’nun bu firmalar ile iktidara ideolojik yakınlığı olan (örneğin MÜSİAD üyesi) firmalara aktarılması için bir hamle olarak görülmesi yanlış olmaz.

TL’Yİ DEĞİL YANDAŞ SERMAYEYİ KORUMA KARARNAMESİ

Bu elbette ki büyük sermaye ve onlarla bağlantılı KOBİ’ler içinde sert mücadelelere yol açacak bir gelişmedir. Ve krizin etkisi arttıkça bu çatışma da gözle görülür hale gelecektir.

İkincisi ise; “TL’nin değerinin korunması amaçlı” kararnameyle daha çok AVM’lerde dolar ve avro ile yapılan kira sözleşmelerini ve firmaların çeşitli menkul gayrimenkul kiralama, leasing vb. anlaşmalarının TL’ye dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Böylece bu tür sözleşmeleri yapmış olan ve sistemin istikrarı için AKP’nin önem verdiği “üst orta sınıf”a hızla artan döviz fiyatlarının yansıması da en aza indirilmek istenmektedir.

Ve tabii bu kararnameyle ince bir ayrım daha yapılmıştır:

1- Kararnameye, “Türkiye’de yerleşik olmayan kişiler” ve “İlgili bakanlıkça belirlenen haller dışında” ibaresi eklenerek, devletin yaptığı dövizle kiralama vb. anlaşmalar korunurken, aynı zamanda yabancı ortaklı firmaların anlaşmaları da korunmuş olmaktadır.

2- Üçüncü köprü, Üçüncü hava limanı, Osmangazi Köprüsü,... gibi Yap-İşlet-Devret (YİD) anlaşmaları da kararname dışında tutularak, iktidara yakın sermaye kesimi ve onların yabancı ortakları korunmuştur.

Kısacası bu kararnamenin, TL’nin değerini koruyan değil tersine yandaş sermayenin çıkarını koruyan bir kararname olduğunu söylemek abartı olmaz.

***

Her iki kararnameyle hükümet, kendisine yakın sermaye kliğinin krizi fırsata dönüştürme yolunu açarken, iktidarın istikrarı için olmazsa olmaz gördüğü üst orta sınıfın kriz tarafından vurulmasının etkisini de azaltmayı amaçlamaktadır.

Bu önlemlerin, sermayenin çeşitli kesimleri arasındaki kavgayı ne ölçüde etkileyeceği de yakında görülecektir.

Ancak hükümetlerin krizi kimlerin sırtına yıkmak istediğini göstermesi bakımından bu iki kararname ayrıca önemlidir.

İŞÇİLER, ‘KRİZİN YÜKÜNÜ BİZ ÖDEMEYECEĞİZ’ DİYOR

Hükümet en büyük sermaye çevreleri, üst ve orta sınıfların çıkarı için kriz önlemleri alıyor. Buna karşı işçilerin de karşı tepkiler vermeye başladıkları görülüyor.

Nitekim son birkaç gün içinde Türkiye’nin en önemli firmalarındaki işçilerin “Krizin yükünün işçilere yıkılmasını” kabul etmeyen, “Faturayı krizi çıkaranlar ödesin” dedikleri bir hareketlenmenin yaşandığını görüyoruz.

Mercedes’in İstanbul ve Aksaray’daki fabrikalarında çalışan işçiler; patronun krizi bahane ederek, “yılda bir kez verilen “yarım altın”ın kaldırılacağını ve “yılda iki kez verilen “erzak” ödemelerinin 1’e düşürülmesini açıklamasının ardından eyleme geçtiler. İşçiler giriş çıkışlarda alkışlı protesto yaparken yemek saatlerinde de çatal kaşıklarını masaya vurarak tepkilerini dile getiriyorlar.

TÜPRAŞ’ın Aliağa tesislerinde de patronun vardiyaları “Yeniden düzenleyerek”, bir vardiyayı kaldırma girişimi, işletme kapısına toplanan işçiler tarafında protesto edildi. İşçiler iki saat süreyle çalışmadılar.

Türkiye’nin en büyük 500 firması arasında yer alan ve İstanbul-Esenyurt’ta kurulu bulunan Makel elektrik fabrikasında da işçiler hareketli. İşçiler, “kriz bahanesi”yle işçilerden her gün 50 dakika fazla çalışma isteyen patronlara geri adım attırdı.(*)

Kuşkusuz tepkiler henüz, patronların ilk girişimlerine karşı verilen tepkiler ve toplu olsa da protestoyu aşmıyor. Ama bu önemli işletmelerde, patronların biraz da “nabız yoklama” gibi görünen girişimleri karşısında, işçilerin anında ve toplu verdikleri tepkiler, “Krizin yükünü reddetmede”ki kararlılığı da gösteriyor.

İşçiler cephesinden de bugünkü tepkiler, patronların girişimlerine karşı işçilerin boyun eğmeyeceğini gösteriyor. Bu yüzden de bu ilk tepkilerin kitlesel olması, bu tepkilerin 2008 krizinde, ücretlerinin yüzde 35 düşürülmesine razı olan Türk Metal üyesi işçilerden gelmesi de ayrıca önemlidir.Ortaya çıkan işaretler, işçilerin, krizin faturasını ödemek istemediklerini, bunun için gereken mücadeleyi de vereceklerini gösteriyor.

(*) Bu haberler dün ve önceki gün ayrıntılı biçimde gazetemizde yer aldı.

www.evrensel.net