28 Ağustos 2018 09:00

‘Devlet benim’ demek yetmedi; ‘Türkiye benim, İslam benim’ diyor

Paylaş

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bitlis’in Ahlat ilçesinde düzenlenen “Anadolu’nun Fethi Malazgirt 1071 Anma Programı”nda, çizdiği “dört bir yandan düşmanlarla kuşatılmış Türkiye” (ve İslam)  tablosunu yineledi. Dahası Erdoğan, bu konuşmasında Türkiye’nin kaderiyle kendi kaderini aynileştirerek dokunulmazlığına dokunulmazlık eklemeye çalıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu “dört bir yandan düşmanlarla kuşatılmışlık tablosu”nu geçen yıl yapılan Malazgirt zaferinin 946. yıl kutlama törenlerinde de çizmiş, kendisini dinlemeye gelenlere, “kefenlerini giyerek gelip gelmediklerini” sorarak “vaziyetin vahametini” anlatmaya çalışmıştı! Dahası Cumhurbaşkanı o gün, “Müslüman Türklerin bin yıldır aynı düşmanlara karşı savaştığını, ebediyen de savaşmaya devam edeceğini” söyleyerek cihadist bir tutumla halkı, “kefenini sırtında taşıyan bir seferberlik” haline çağırmıştı!

GEÇEN YILA GÖRE BİLE DAHA VAHİM BİR TABLO

Bu yılki 947. kutlama törenlerinde de, ABD ile “dolar” ve Rahip Brunson üstünden yapılan polemiklerin sıcak gündemini de katarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu vahametin daha da korkutucu bir tablosunu çizen Erdoğan, “... (Türkiye düşmanlarının) bu millete ne bu coğrafyada ne de dünyada bir gün bile yaşama hakkı vermeyeceklerini” söyledi. Ve şöyle devam etti: “Üzerimize nasıl böyle kargalar var ya leş kargaları, akbabalar gibi çullandıklarını siz de görüyorsunuz. İçimizdeki bazı gafiller sanki meseleyi Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti meselesi gibi görüyor. Hayır, mesele Türkiye meselesidir. Mesele milletimizin şahsında sembolleştirdikleri İslam meselesidir.”

Elbette geçen yılki Malazgirt kutlamalarında “Türk ve İslam düşmanlarına karşı bin yıllık savaş ve bu savaşın ebediyete kadar süreceği” biçiminde ifade edilen cihatçı formülasyondaki iddia şuydu: “Tükler bin yıldan beri İslam’ın koruyuculuğunu yapmaktadır. Erdoğan ve partisi de bu bin yıllık mücadeleyi sürdürmektedir.”

Bugün, geçen yıl yapılan bu formülasyon, “İçimizdeki bazı gafiller sanki meseleyi Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti meselesi gibi görüyor. Hayır, mesele Türkiye meselesidir. Mesele milletimizin şahsında sembolleştirdikleri İslam meselesidir” iddiasıyla tamlamak istenmektedir.

‘TEK ADAM’LIĞIN KUTSANMASI İHTİYACI

Yani; Türkiye düşmanları bugün Erdoğan ve Ak Parti’ye saldırırken gerçekte Türkiye ve İslam’a saldırmaktadır deniyor.

Dolayısıyla bunun pratikteki karşılığı, Erdoğan ve AKP’yi eleştirmenin, muhalefet etmenin Türkiye’nin ve İslam’ın çıkarlarını eleştirmek ve muhalefet etmek olmasıdır!

Bu yüzden de kendilerine karşı çıkan muhalefet şimdilik “gafiller” olarak suçlanmaktadır ki bu, bir adım sonrasında muhalefetin “hainler” kategorisine alınacağının da ifadesidir. Zaten siyasi tansiyon biraz yükseldiğinde bu da söylenmektedir.

Yapılan bu son formülasyon, “tek parti tek adam rejimi”nin atacağı adımlara meşruiyet sağlarken, muhalefetin, özgürlük ve demokrasi talep eden her çevrenin Türkiye ve İslam’ın çıkarına karşı ilan edilmesine de gerekçe oluşturma amacı taşımaktadır.

Elbette ki burada tek parti derken, MHP’nin hayli AKP’lileştiği, AKP’nin ise daha çok MHP’lileştiği dikkate alınmaktadır. En azından görünen bir gelecek içinde bu iki partinin tek parti gibi davranması kimse için sürpriz değildir. Hatta bu iki parti son iki yıldır; içinde az çok demokrasinin olduğu “tek bir parti”den daha fazla bir birlik-bütünlük içinde davranmakta, AKP MHP’den daha Türkçü, MHP ise AKP’den daha İslamcı bir partiymiş gibi davranmaktadır. Önceki gün Erdoğan’ın Malazgirt’ten yaptığı “...mesele Türkiye meselesidir. Mesele İslam meselesidir” vurgusu da tam da MHP’yi ifade eden bir vurgudur.

Erdoğan’ın Malazgirt ve Ahlat’ta yaptığı konuşmalara bakıldığında şu açıkça görünüyor ki, günümüzün “tek adamları”na “devlet benim” demek de yetmiyor. Bu yetkinin bazı “kutsallıklar” ve “dokunulmazlıklar”la da kutsanması gerekiyor. Nitekim Erdoğan da; önceki gün yaptığı konuşmayla, “devlet benim” tutumunu, bir adım ileri götürerek, “Türkiye benim, İslam benim” çizgisine kadar vardırmıştır!

‘TEK ADAM’ KÖŞK YAPTIRIRSA BÖYLE YAPTIRIR!

OTORİTESİNİ, “devletin çıkarları” ve “bekası” adına sınırlamak isteyenlere karşı, Fransa’nın muktedir krallarından XIV. Louis’nin (1643-1715 yıllarında krallık yaptı) “Devlet benim” diyerek karşı çıktığı bilinir.

O zamandan beri de “devlet benim” tutumu; otogratlara, tek adam rejimi özlemcilerine, diktatörlere yönelik bir eleştiri olarak kullanılagelmiştir.

Nitekim ülkemizde de yöneticilerin, devlete “kutsallık” atfederken aynı zamanda “devlet benim” diyerek kendilerini de sınırsız yetkili ve dokunulmaz kıldıkları, en azından bütün Cumhuriyet tarihi boyunca demokrasi mücadelesinin önemli sorunu olmuştur.

Erdoğan ve yakın çevresini oluşturan neoliberaller ve “tatlı su demokratı” takımı, “devlet benim” diyen eski anti demokratik zihniyete karşı “millet” ve “vatandaşlık hakları”nı öne çıkarak iktidar geldiler ama; sonunda “tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” sloganını bayraklaştırarak “devlet benim” tekçiliğine döndüler ya da yüzlerindeki maske yırtılınca gerçek yüzleri ortaya çıktı!

“Tek adam rejimi” de “tek adam”, “devlet benim” demeden ayakları üstüne oturmazdı zaten!

Erdoğan önceki gün Ahlat’ta “köşk yapma vakası”yla hem “tek adam”lık hem de “tek adam”ın tipik “devlet benim” tutumunda nereye gelmiş olduğunu gösterdi.

Ahlat’a köşk yaptırma nedenini şöyle anlattı: “Sayın Bahçeli Ahlat’a bir ziyaretinde 26 Ağustos’u konuşurken ‘Ahlat’a bir Cumhurbaşkanlığı Köşkü yakışır’ demişti. Bugün valiyle ve belediye başkanımızla görüştük. Onlar 1071 metrekare yer düşünmüşler. Dedik ‘Olmaz. 1071 metrekare oturma alanı olur.’ Çevre düzenlemesi yapacağız, en azından 5 dönüm gerekir. Belediye başkanı coştu, ‘10 dönüm yaparız’ dedi. Orada böyle bir otağ merkezini yapacağız. Selçuklu mimarisiyle çok kısa sürede onu da bitirip, artık geldiğimizde hem oraya uğrayacak, sonra da Malazgirt’e geleceğiz!”

Açıkça görüldüğü gibi burada Cumhurbaşkanı Erdoğan hem tarihçi, hem kent planlamacı, hem mimar, hem belediye başkanı, hem vali, hem de Bahçeli’ydi!

“Devlet benim” diyen XIV. Louis’yi bile kıskandıracak bir “devlet benim” tutumu, hatta “devlet benim”i de aşan bir “tek adam” tutumudur.

“Köşk” konusu “tek adamlığı”, “devlet benim”liğin sınırsız yetkilerini gösterse de bu köşe yazısında ifade edildiği gibi, bunlar da Erdoğan’ı kesmemektedir. O artık “Türkiye benim”, “İslam da benim” çizgisine gelmiştir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa